| MİLLET PARTİSİ PROGRAMI
Türk insanı ve
Türk toplumunun problemlerine çözüm getirme amacındaki bu programda,
insanlığın kültür birikiminden yararlanan milli düşüncenin ülke ve insan
problemlerine bakış açısı, metodu belirtilmeye çalışıldı.
Türkiye siyasal düşüncesine son derece önemli ve müspet katkıları
olacağına yürekten inandığımız, esasta Türk milletinin pozitif ve manevi
ihtiyaçlarının, görüş açısının, düşünce tarzının ve aksiyon tipinin bir
ifadesi olan bu programın Türk milletine hayırlı olmasını diliyoruz.
MP olarak bizler, programın Türk aydınının ve Türk insanının müşterek ilmi
katkısı ile gelişip serpileceğine olan inancımızı ayrıca belirtmeliyiz.
Programı benimseyip Türk milletinin siyasal çabasını güçlendirecek tüm
vatandaşlarımıza şükranlarımızı sunarken, bilimsel eleştiri zahmetine
katlanacak aydınlarımıza da şimdiden teşekkür ederiz.
I.
PARTİNİN HEDEF VE METODU
Türk toplum ve
insanını, şerefli mazisi, eşsiz tarih birikimi ve devasa manevi
değerlerine layık; yüce, ileri ve mutlu bir hayat tarzına kavuşturma
hedefimizdir. Büyük devlet, büyük millet,sade, samimi ve ulvi bir manevi
hayat, bayındır bir vatan, sanayileşmiş bir ülke;müreffeh, insanın ve
Türkiye’nin çağdaş dünyada sorumluluğunun tam idraki içinde, hürriyet,
adalet, barış, kardeşlik ve bölünmez bir birlik halinde yükselmiş, milli,
manevi kültür değerleriyle çağın gereklerini sentezlemiş bir toplum
halinde yükselmek ve ilerlemek ülkümüzdür.
Türkiye’nin jeopolitik ve stratejik yeri, Türk milletini sadece bir
gelişme mecburiyeti ile değil, bir var oluş ile de karşı karşıya
getirmiştir. Bu yüzden Türk insanı için ilerlemenin, mutluluğun, insan hak
ve hürriyetlerinin yegane teminatı kadir bir Türkiye’dir.Milletlerarası
alanda meşru ve kutsal, adil, ve insancıl, iradesini icraya kadir bir
Türkiye hedefini yüce bir amaç olarak benimsiyoruz.Türk milletinin ve Türk
insanının, Türkiye’nin tüm problemlerini en kısa süre içinde çözeceğini
yürekten inanıyoruz. Türk insanının müstesna fıtri kabiliyetinin,
çalışkanlığının, yüksek zekasının, engin ve destani ruhi ve manevi
gücünün;bilime, milli ve manevi değerlere, ülke gerçeklerine, insanoğlunun
müstesna fıtratına ve çağdaş insan umuduna dayanan bilimsel, milli
anlayışın ve ehil yöneticilerin rehberliğinde, ileri, mutlu ve kadir bir
Türkiye hedefine aşamayacağı engel, çözemeyeceği mesele yoktur. Bu
müstesna potansiyelin harekete geçirilmesi şarttır. İşte bu yüzden,
sürekli ve yaygın demokrasi hedefini ,demokrasimizin milli ve ileri hedefi
olarak benimsiyoruz.Demokratik ıslahat hareketinin Türk insanının manevi
gücünü , beşeri potansiyelini seferber ederek, Türk milletinin milli,
insani ve cihanşümul davasını gerçekleştiren sürekli hayat hamlesi haline
geldiği müstesna an Türk inkılabı’nın mümtaz önderi Büyük Atatürk’ün ön
gördüğü tarih ve cihan çapında yükseliş gerçekleşecek;Türk kültür ve
medeniyeti atinin medeniyet ufkunda yeni bir güneş gibi parlayacaktır.
Parti, “Hakimiyet
kayıtsız şartsız milletindir” ilkesine yürekten bağlıdır ve bu ilkenin tam
ve kamil manada uygulanmasının sürekli, yaygın, milli, ahlaki kültürel,
sosyal ekonomik demokrasi olduğu kesin inancıdır. Parti, insan hak ve
hürriyetlerine, anayasal demokratik nizama saygılıdır.Parti, bilimsel
düşünceye, milli dünya görüşüne, milli ve manevi değerlere
bağlıdır.Hürriyetçi,milliyetçi, insancıl, laik, barışçı, adil, demokratik,
şahsiyetçi, maneviyatçı, ve meşruiyetçidir. Parti çalışmalarında metot
olarak, demokratik, açık propaganda, eğitim ve teşkilatlanma tarzını
siyasal çalışmanın yegane meşru vasıtası olarak görür. Ülke
gerçeklerinden, Türk inkılabı’nın yüce ilke ve ülkülerinden, Türk
kültürünün bereketli toprağından, çağdaş siyasal düşünce ve deney
hazinesinden kaynaklanan bilimsel, milliyetçi hürriyetçi, demokratik
ıslahat ülküsünün ve inancının, tüm vatandaşlarımız tarafından heyecanla
ve en kısa zamanda benimseneceğine inancımız sonsuzdur. II. PRENSİPLER A) SİYASAL DÜŞÜNCENİN KAYNAKLARI 1) İlim: Parti;ilmi, ilmi düşünceyi, ilmi araştırma metodunu siyasal düşüncenin ve
siyasal çabasının esası olarak kabul eder.Bilimsel doğruluğu şüpheli
kabullere, dogmatizme, formalizme, faraziyelere İtibar ve iltifat etmez.
Sosyal ve manevi bilimlerin verilerini esas alır. 2) Milli Dünya Görüşü ve milli manevi sosyal değerler: Milli ihtiyaçlardan yola çıkan milli siyasal düşünce, ilmin ışığında,
tarihin en köklü ve tecrübesi en büyük milletlerden biri olan Türk
milletinin ihtiyaçlarını, değerlerini, ülkülerini, insani bakış açısını,
aksiyon tarzını, aklın, sağ duyunun, modern insan ve toplum zaruretlerinin
müsamahasız imtihanından geçirerek, milli politikanın kılavuzu yapmak
ister.Kainat ve hayatın müşterek bir esastan kaynaklanmasına karşılık,
tabiat ve hayat sonsuz çeşitlilik içinde değişmektedir. Fertte genel ve
özelin çizgilerini görürüz. İki hakikat çelişme halinde değil, uzlaşma
halindedir. Millet dediğimiz tarihi, medeni ve sosyal ferdiyette milleti
millet kılan maddi ve manevi spesifik gerçekler, genel insani gerçeklerle
birlikte ve uzlaşma halinde yaşar.İşte bu yüzden milli politikanın
esasları, spesifik özelliklerimizin ve gerçeklerimizin, insani gerçekler
ve ilmin verileriyle uzlaşmasından ibarettir.İşte bu politikaya, bilimsel
mili politika demekteyiz. 3) Ahlak: Parti, siyasi çalışmaların aynı zamanda ahlaki bir görevin yerine
getirilmesinden ibaret olduğuna inanır.Ahlakın, vicdani bir yol gösterici
olduğuna temelli başarıların ancak üstün ve iyi ahlak temeline dayandığına
inanır.Hiç bir maddi, manevi ve sosyal gelişmenin,sağlam ahlaki temelleri
bulunmadıkça, sürekli ve hayırlı bir başarısından bahsedilmez. Üstün ahlak
ve fazilet, tüm çabaların hem amacı, hem de yöneticisidir. B) SİYASAL DÜŞÜNCENİN KABULLERİ 1) Gelişme: Bu prensip, hem insan ve toplum için genel amacı, hem de kainat ve hayatın
uyduğu başlıca kanunu açıklar.İnsanoğlu,iradesi,inancı ve öz çabası ile bu
gelişmenin yolunu açar.Kendini sürekli olarak yenileyebildiği,maddi ve
manevi ıslahatı tamamlayabildiği ölçüde ilerler, yücelir ve
gelişir.Sürekli bir gelişme,maddeten ilerleme ve manen yücelme, insani,
sosyal ve milli hedefimizdir. 2)Meşruiyetçilik: Parti, meşrutiyetçilik ilkesini, tüm siyasal aksiyonun ahlaki ölçü ve
kılavuzlarından başlıcası olarak kabul eder.Anayasal düzene karşı bulunan,
kısaca meşru olmayan her türlü telkin ve davranışların ciddiyet ve inançla
karşısındadır.Meşruluk, milli iradeden kaynaklanan meşru otoritenin emir
ve yasaklarına itaat ve saygıdır.Medeni hayat tarzının bir gereği olan bu
görev; hakkı, doğruyu ve en güzeli arama, daha ileri ve yüce bir hayat
tarzını,meşrutiyet çerçevesinde gerçekleştirme hak ve çabasından feragat
manasına gelmez.Sulhçu, hürriyetçi bir gelişmeyi tazammum
eder.Meşruiyetçilik insana ve millete saygının,onun kendi geleceğini tayin
konusunda rüştüne olan samimi inancın tabii gereğidir.
C) SİYASAL ÇABANIN PRENSİP VE İDEALLERİ 1) Hürriyetçi, demokratik- laik esas; İnsanoğlunun dünyada görünüşünden bu güne kadar kendi elleriyle
gerçekleştirdiği maddi ve manevi suni dünyanın gittikçe kendisini kendi
eserine yabancılaştırdığı, tutsak kıldığı gerçeği,sanayileşmiş ve
sanayileşmenin eşiğindeki tüm ülkelerde kabul edilen bir
gerçektir.İnsanoğlu,fıtratından ve hayatın amacından kopmakta ve yeni bir
paganizme doğru sürüklenmektedir. Hürriyet idealinin çağımızdaki anlamı
şudur: İnsanoğlunun kendi fıtrat gayesinin takipçisi veya Tanrı’sının kulu
haline getirerek hür kılmak esastır.İnsanoğlunun hürriyetini sınırlayan
tüm maddi manevi engellerin demokratik ıslahat ile kaldırılması
beşeriyetin bir ülküsüdür. Bu ülkü bu gün büyük bir güç haline
gelmiştir.Bu ülkünün gerçekleştirilmesinden Türk kültürünün manevi, sosyal
ve tarihi değerlerinin, hem Türk, hem de cihan hürriyetçi ülküsüne feyizli
katkılarda bulunabilecek sönmez bir meşale olduğu kesindir. Kişiliğini ve
mutluluğunu arayan insanoğlunun psişik, sosyal, ekonomik, engeller
karşısında duraklaması ve hürriyetin yitirmesi tehlikesi melhuzdur.
Hürriyet, gelişmenin manevi iklimini meydana getirir. Hürriyetler sadece
ferdin mutluluğunun değil,aynı zamanda toplumsal gelişmenin ve ilerlemenin
de hem ülküsü, hem de şartı durumundadır.Bu yüzden hürriyetçi ve
demokratız. Hürriyet sadece toplum tarafından belirlenmiş yetki sınırları
olarak ele alınamaz.Hürriyetin yaygın ve aktüel gerçek olmasının derecesi,
toplum ve ferdin onları kullanım gücüne erişmesi ile orantılıdır.Diğer
taraftan, hürriyetlerin sadece yetkilerden ibaret sanılması da
yanlıştır.Çünkü sorumluluklar,yetkilerin ayrılmaz parçaları durumundadır.
Türk kültür ve medeniyetinin dini müsamaha, ibadet, ayin ve cemaat
hürriyetinin ışıkları, asırlarca Batı dini hayatını etkiledikten sonradır
ki,Batı’da hümanist laik telakkinin tohumları filizlenebilmiştir.Hakkın ve
hakikatin yorumunun bir zümrenin inhisarında kalmasına ve din adına bir
diktatörlük (teokrasi) kurulmasına ve devamına insanlığın gelişmesi daha
fazla katlanmazdı.Fikir, vicdan ve telkin hürriyetinin bir parçası olan
dini düşünce, inanç,ibaret ve cemaat hürriyeti muhteremdir. Hiçbir ferdin
hakkı ve Tanrı’yı arama hürriyeti engellenemez. Tanrı’ya inanma, ona
kulluk etme, mümin için ulvi bir vecd ve yükseliştir. Dini görevlerin
ifası ve din;hiçbir şekilde politik, şahsi ve maddi istismarların konusu
yapılamaz.Dindarla ve din ile alay etme, düşmanlık etme hakkı, hiçbir
kimse ve makama hiçbir mülahaza ile verilemez. Hümanist laik telakkinin
manevi amacı,Atatürk’ün diliyle, dini hayata,politikanın günlük çabası
dışında ve üstünde, dini hayatın mahiyetine uygun bir samimiyet ve ulviyet
kazandırmaktır.Bu anlayışın,dini hayatın feyizli gelişmesinin başlangıcı
olduğu gibi, milli sosyal-kültürel ve ekonomik gelişmenin temel şartını
oluşturduğuna inanıyoruz. Başkalarının hak ve hürriyetlerini, kendi hak ve
hürriyetlerimiz kadar muhterem saymayı, hürriyetçi telakkinin özü olarak
görüyoruz. 2) Şahsiyetçilik- Milliyetçilik; İnsanoğlunun tüm canlılardan ayıran, onu insan kalan, milli ve beşeri
kültürün bereketli toprağında beslenip gelişen kültürün bereketli
toprağında beslenip gelişen ve sürekli olarak onu var kılan manevi ve ruhi
varlıktır.İnsanları birbirinden ayıran şahsiyetleri olduğu gibi,
toplulukları birbirinden ayıran şahsiyetleri olduğu gibi, toplulukları
birbirinden ayıran ve onları var kılan da milli şahsiyet, yani millet
olmuştur.Ferdi şahsiyetle milli kimlik arasında çok yakın bir ilişkinin
varlığı açıktır.Bu yüzden insan şahsiyeti gibi millet gerçeğini de
muhterem saymaktayız .Ferdin gelişme hedefi ferdi şahsiyet olduğu
gibi,insan topluluklarını bir yığın,bir sürü,bir kalabalık olmaktan
çıkaran yükselişin hedefinin de millet olduğu açıktır.Binlerce yıllık bir
gelişmenin insan ruhunun ve toplumun vicdanında derin kökleri bulunduğu
inkar edilemez.
Bu tabiat ve
tarih gelişimi derin, manalı ve kesin gerçektir, hayal değildir. İnsan
ruhunu milli kimliklerinden soyutlamak,onu değersiz kılma veya yok sayma
eğilimleri,eğer gerçekleşebilseydi, insanlar, insanlığın bütün
erdemlerinden mahrum hale gelmiş bir vahşiler sürüsü haline süratle
dönerlerdi.Tarihin değişimini yok sayan, onu tersine döndürmek anlamına
gelen böylesi bir afetin;ferdiyetin ve insanlığın feci sükutunun
başlangıcı olacağı açıktır. Milliyetçilik telakkimiz tarih, tabiat ve
insanlığın bu muhteşem yükseliş amacının ifadesinden ibarettir. İnsancı,
şahsiyetçi ve milliyetçiyiz. Ferdi, toplumun bir gölgesi sayan görüşlere
itibar edilemeyeceği gibi, toplumu fertlerin bir yığınından ibaret gören
görüşlere de itibar edilemez.Fert bir gerçek olduğu gibi, toplum da
bağımsız bir gerçektir. Ferdin hiçbir şekilde inkar edilmez temel hürriyet
ve hakları olduğu gibi, toplumun da hassasiyetle korunmaya değer
kıymetleri , ülküleri ve menfaatleri vardır. Bu değerlerle,insan hak ve
hürriyetleri arasında bir inkar değil, bir tekabül bahis konusudur. 3) Adalet; Toplumları ayakta tutan, insan fıtratında ve vicdanında yaşayan ve insani
ideallerin doruk noktasında bulunan prensip adalettir. Adaletin
bulunmadığı bir toplum çökmeye mahkumdur. Adalet nerede varsa orada zafer,
yüceliş, ilerleme ve birlik vardır. Adalet, her varlığa hakkını veren
sürekli iradedir; ahengi,fonksiyonel ayırımı, taazzuvu dayanışma ve
işbirliğini, sevgi ve saygıyı,birlik halinde ilerlemeyi ve gelişmeyi temin
eden manevi sosyal temeli oluşturur.Bu yüzden adalet, sadece ferdi ve
toplumsal bir ülkü değil, yaşanacak bir değerdir.Toplumun bütün hayat
tarzlarına kişilerin tüm hayatına yön veren yüce bir ülküdür.Adaleti, tüm
hayatımıza özellikle politik düşünce ve davranışa yön veren emperatif
kural ve ilke olarak yürekten benimsiyor ve inanıyoruz. 4) Barış; Barış,sadece bir amaç değil,aynı zamanda bir ilke, bir kabul ve bir hayat
anlayışıdır. Fert bakımından bir doyum halidir. Tabiatla, hayatın yüce
ülküsü ile ve kendisi ile uzlaşmasını, huzur, kurtuluş ve mutluluğu ifade
eder. Toplum bakımından barış, toplumun bütün uzuvları ve değerleri
arasında deruni ve yüce bir uzlaşma halidir. Barış, dünya ölçüsünde çok
yakın bir hedef olmasa bile,Türk inkılabının büyük önderinin,mahalli
barışın cihan barışı ile yakın ilişkisini ortaya koyan tezinin büyük
isabetine inanıyoruz. Aynı şekilde barışçı birlik ve gelişmenin, cihan
çapında da akisler uyandıracağından eminiz. Cihan çapında ve ülke içinde
sürekli barış özleminin,Türk milletini adalet ve insani yüce ülkülerin
kadir bir iradesi haline gelmeyen mecbur bıraktığı apaçık bir hakikattir. 5) Birlik; Cihan sulhunun gereksiz, manasız ve vahşi bir şekilde ihlal edilmesine
medeniyetlerin ve ülkelerin birbirleri ile savaşa mecbur bırakılmalarına,
insanın yabancılaşmasına ve büyük bunalımlara sürüklenmesine rağmen; bütün
insanların bir kökten geldiği sulh ve yardımlaşma içinde yaşamaya mecbur
bir milletler ailesi olduğu hakikati asla inkar edilemez. Büyük Türk
milletinin asırlar boyu sürdürdüğü insancıl politikanın ve dünyaya ve
tarihe bakış açısının temeli bu gerçektir. Ferdin tabii birliği olan
aileden başlayarak, millete ve milletler camiasına doğru uzanan
birliklerin, insanları bir sürü haline getiren kozmopolit, insanları ve
milletleri köleleştiren emperyalist birlik hayalleri karşısında Türk dünya
bakış açısının ve Türk İnkılabı’nın hürriyetçi, şahsiyetçi, dayanışmacı,
milliyetçi cihan telakkisini, sadece milli değil, aynı zamanda insani bir
hakikat olarak ilan ediyoruz. Türk toplumunu, ferdiyet ve şahsiyetin
temeli olan hilkatin baş döndürücü, zengin farklılaşması içinde, bu zengin
farklılaşmayı serazat bir büyüme ikliminin esası olan hürriyet, demokrasi,
adalet temelleri üzerinde milleti, devleti ve ülkesiyle sarsılmaz bir
birlik halinde Türk kültür ve medeniyetinden ve Türk inkılabı’nın sönmeyen
meşalesinden aldığı ilhamla, mutlu yarınlara ulaşmak hedefimizdir.
III. TEMEL SORU: Türkiye’nin temel sosyal, siyasal, moral, teknolojik ve ekonomik
problemlerini, bunların fert hayatına yansıyan sıkıntılarını tarihsel bir
süreç içinde değerlendiriyor ve anıyoruz. Dünya kuvvet dengesini iki asra
yakın bir zamandan beri kökten değiştiren tarihsel değişim, Türk
toplumundan milli varlığını koruyup geliştirecek beşeri ve medeni sentezi
talep etmektedir. Aksi halde, Türk toplumu milli ve manevi kimliğinden
kayıplar vere bir etnografik kalıntı haline gelebilir. Bu kaybın
kontrolsüz artışı sürerse, hiçbir tedbirin fayda vermeyeceği bir âna
sürüklenebiliriz. Tarihsel ve medeni süreci, Türk insanı ve Türk
milletinin varoluş ve geleceğini teminat altına alan bir gelişme süreci
haline çevirmedikçe, ne ferdi ve ne de milli varoluşumuzun sağlıklı
ortamını tesis edemeyiz.Ve gelişme çabalarımız istenen sonucu vermez.
Özetle bir milli varoluş problemi ile karşı karşıya bulunduğumuz açıktır.
Aynı açıklık içinde tüm temel sosyal, kültürel, ekonomik problemlerimizin
başarılı çözümünü bir medeniyet sentezi başarısında görüyoruz. Gelişme
dediğimiz müspet, insani ve ileri tarihsel değişim, Türk toplumunun insani
ve bilimsel çözümlerine dayanmak mecburiyetindedir. Gelişme tarihsel
sürecini hızlandırıp yönlendirecek esaslar, genel kültürel, manevi ve
sosyo-ekonomik prensipler ve politikalar halinde aşağıda beyan edilmiştir. IV. GELİŞMENİN GENEL ESASLARI: A) GELİŞMENİN GENEL ŞARTI: Parti, demokrasiyi, Türk milletinin tercih ettiği bir hayat üslubu olarak
benimser, gelişmenin sağlıklı ortamının hürriyetçi demokrasi olduğu
hakikatini beyan eder. Demokrasiyi kitlelere yaymayı, yönetime vatandaşın
daha seri,daha müessir ve daha yaygın biçimde katılmasını ister. Bu
amacını gerçekleştirecek ekonomik, sosyal siyasal ve kültürel tedbirleri
almayı zaruri görür. Türk demokrasisini bütüncül, milli, ekonomik, sosyal
etik ve kültürel demokrasi olarak geliştirmeyi zaruri telakki eder.
Demokrasiyi,sadece vatandaşlara tanınan hak ve hürriyetlerden ibaret
saymaz. Modern, insan hak ve hürriyetlerinin ve demokrasinin ileri
hedeflerini gerçekleştirecek ıslahatı zaruri telakki eder. Tüm
vatandaşların mutluluklarını arayabilmeleri, kendilerini ve ülkeyi
yönetebilmeleri sadece bir hak konusu değil, aynı zamanda bir imkan ve
sorumluluk konusudur. Yönetimin, ekonominin, eğitimin, çalışma hayatının
safha safha demokratlaştırılmasını; demokrasiyi yaygınlaştıran, sürekli
kılan sağlam ekonomik, sosyal, kültürel ve etik esaslara dayandıran
geliştiren bir ıslahat hedefi olarak benimsiyoruz. Demokrasinin ahlaki ve
felsefi bir temel kabule dayandığı, apaçık bir hakikattir. İnsana güven,
saygı ve sorumluluk gibi ahlaki değerler, demokrasinin ahlaki temelini
gösterir. En küçüğünden en büyük birimlerine varıncaya kadar yönetim ve
yönetime katılmak, haklarına sahip çıkmak için; sürekli eğitim, insan,
ülke ve dünya meseleleri ve çözüm yolları konusunda yaygın, ciddi,
gerçekçi ve bilimsel enformasyon gereği; demokrasinin bir kültür olayı
olduğunu gösterir. Ve sonuç olarak deriz ki; kültürel demokrasinin bir
gerçekleştirimi olarak kabul edilmelidir. İnsan hak ve hürriyetlerinin
bütün vatandaşlarımız için aktüel hürriyetler haline gelmesi, şüphesiz ki
bir imkân meselesidir. Gelir dağılımındaki dengesizlik, fert başına düşen
gayri safi mili hasılanın düşüklüğü, artan hayat pahalılığı, sosyal
antogonizma ve nihayet ekonomik sosyal, siyasal alanlarda kuvvetler
dengesini temelden bozan ve kamunun denetimini imkansız denecek ölçüde
zorlaştıran değişimler, demokrasinin başlıca mesele ve engelleri
durumundadır. Bu yüzden kuvvetler ayrılığına dayanan parlamenter
demokrasiyi güçlendirmeyi, çalışma hayatı ve ekonomide tröstleşme
temayüllerine karşı çıkmayı, kamunun denetimini yaygın ve müessir hale
getirmeyi, demokrasinin kitlelere yayılmasının ve güçlenmesinin esas şartı
saymaktayız.
İşte bu ıslahtır ki,
gelişmenin milli çizgisini takipte demokratik iktidarları, kamuoyunun
artan desteğine kavuşturan, millet- devlet ilişkisini sürekli yenileyen
bir temel oluşturacaktır. Sosyal ve ekonomik hayatın
demokratikleştirilmesi, demokrasimiz milli, sosyal ve ekonomik demokrasi
haline ilerletecektir. Ülke demokratik yönetimini kesintili kılan ve
fiiliyatta bütün yükü ve sorumluluğu bir zümrenin omuzlarına bırakan
uygulamanın; tarihsel iç ve dış dinamiklerin anormal baskısı altında doğan
problemleri çözme imkânından ülkeyi büyük ölçüde mahrum ettiği
kanaatindeyiz. Demokrasiyi milli, sürekli, yaygın, sosyal, kültürel, moral
ve ekonomik öz ve karakter kazandırmadığımız sürece, hiçbir hüsnüniyetli
politikanın milli ve insani özelliğini uzun süre korumasının objektif
imkânının mevcut olmadığı inancındayız. Türk insan ve toplumunun bütün
alanlarında demokratik, milliyetçi, insancı ve sağlıklı gelişmesinin
şartı, sürekli ve yaygın milli demokrasidir. Demokrasiyi zikrettiğimiz
demokratik hedefler istikametinde ıslah çabasını, tüm gelişme ve büyüme
projelerinin başarısının temel şartı olarak görmekteyiz. 12 Eylül’le
başlayan demokratik düzenlemenin, ıslah çabalarında müstesna bir başlangıç
ve temel oluşturduğuna inanıyoruz. B) GELİŞMENİN PRENSİPLERİ 1) Gelişme hareketi bir bütündür: Bir milletin düzeyi, ekonomik, siyasal, kültürel ve moral gelişmenin
karmaşık bir bütündür. Zira bu hayat tarzlarının ayrımlanması ne kadar
haklı esaslara sahip bulunursa bulunsun, sonuç itibariyle insani ve
toplumsal bir gelişmenin, birbirini karşılıklı olarak etkileyen aynı
bütünün parçalarından ibaret bulunduğu açıktır. Milli hayatın zikredilen
alanlarındaki gelişmelerin, karşılıklı etkileri göz önünde bulundurularak,
gelişme hamlesinin, top yekun ve ahenkli bir bütün halinde gelişme
hedefine doğru yöneltilmesi gerekir. Keza, sadece ekonomik açıdan
bakıldığında, sektörler arasında da, milli ekonomi hedeflerini
gerçekleştirme konusunda karşılıklı etkileme söz konusudur. Bu yüzden
bütün sektörlerin, milli gelişme hedefleri doğrultusunda demokratik
işbirliği ve bütünlüğüne inanıyoruz. Tarım, sanayi ve hizmet sektörleri,
fert, devlet, emek, sermaye, teşebbüs gibi işletme elemanları arasında
prodüktif koordinasyonu, milli ekonominin tüm unsurları arasındaki
korelatif ilişkinin zaruri bir sonucu olarak görmekteyiz. 2) Gelişmenin prime unsuru son tahlilde insandır: Gelişme, bir imkan meselesi olmanın ötesinde, gelişmeyi, yükselmeyi
sürekli ve sarsılmaz bir irade haline getiren insanın eseridir.
Medeniyetlerin yükseliş ve çöküşlerinin temelinde, tabiat ve hayatın
meydan okuyuş ve insanoğlunun karşı koyuş diyalektiği bulunmaktadır.
Tabiatın, hayatın ve sosyal çevrenin meydan okuyuşuna insanoğlunun uygun
cevabı, ancak aklının, ruhunun ve iradesinin eseri olabilir. Dünyayı
düzenleme, maddi ilerleme, manevi yücelişin temel unsuru insandır.
İlerleme, yüceliş ve gelişmeyi gerçekten gayesi haline getirmiş bir toplum
için, iradesinin önünde duracak hiçbir engel tasavvur edilemez. İrade ve
inanç sahibi bir toplum, en müşkül anda bile gayesini gerçekleştirecek
imkan ve vasıtaları ortaya koymakta gecikmez. Her türlü gelişme insanla
başlar, insanla biter. Devlet ve toplum, insanın maddeten ve manen
gelişmesine ortam hazırlar. Bu yüzden ekonomik, sosyal ve moral gelişmenin
temeli insandır. İnsan, gelişme ve yücelmeyi gerçekleştirebilecek bir
değişim geçirmedikçe, hiçbir kalkınma hareketinin başarılması mümkün
değildir. 3) Milli gelişme hareketinin zati karakteri Gelişim: Değişimin sürekli bir ıslah iradesinin müdahalesi ile güzellik, iyilik,
fayda ve hayır idesine yöneltilmiş özel halinden ibarettir.Gelişmenin tüm
insanlara mahsus evrensel kuralları olduğu kadar, gelişme hamlesini
başlatan toplumda, o toplumu bir toplum haline getiren maddi,beşeri ve
manevi kuvvetlerin etkilerinden doğan, gelişmenin o topluma has karakteri,
özel kuralları da mevcuttur. Bu yüzden gelişme soyut bir kavram değildir.
Tarihsel periyot,
dahil olunan medeniyet ve medeniyetlerin etki tarzı ve derecesi, bu zaman
dilimi içinde gelişme hedefine yöneltilecek iç kudretler, temas halinde
bulunan dış sosyal çevrenin gücü, etki tarzı ve derecesi, mili sosyal
değişimi, seyir grafiğine, şekline, periyoduna etki ederek şekillendirir.
Bu yüzden gelişim, her büyük sosyo- kültürel birim için, farklı bir yol
çizer. Gelişim olayını tekdüze, doğrusal, mutlak ve evrensel bir model
içinde hapsetmek, onu sakatlamak, dejenere etmekten başka bir sonuç
vermez. Ve bilimsel bakımdan da, şu veya bu evrensel gelişme modelinden
bahsetmek, 18. asrın metafizik görüşlerine dönmek ve sosyal bilimlerde bu
iki asır içinde meydana gelmiş birikime sırt çevirmek anlamına gelir ki,
savunulamaz. 4) Gelişmenin temel gücü, milli potansiyeldir: Türk milletinin gelişme hamlesinin başarısı için, tüm maddi ve manevi
gücü, akılcı ve verimli bir şekilde seferber etmekten başka çıkar yol
yoktur. Atıl ve verimsiz halde kaldığına kani olduğumuz milli potansiyelin
harekete geçirilmesi, gelişmenin temel gücü olacak ve gelecekte sekonder
bir olay haline gelecek olan dış kaynak imkânlarının da artan bir verimle
milli gelişme hamlesine katılması mümkün olacaktır. 5) Modern teknolojinin süratli iktisabı: Yerli teknolojinin en kısa süre içinde, çağdaş ve modern teknoloji ile
rekabet edecek düzeye getirilmesi gerektiğine inanıyoruz. Modern
teknolojinin süratle iktisabı, özümlenmesi ve çağdaş seviyede teknoloji
üretilmesi hedefimizdir. 6) Kalkınmanın sosyal ve topyekun özelliği: Kalkınma, ancak bir milletin maddi ve manevi enerjisinin topyekun , akılcı
ve verimli bir şekilde kalkınma hedefi için seferber edilmesi ile
mümkündür. Bu yüzden kalkınma hareketli, bir zümrenin kâr ve başarı
ümidine bağlanamaz. Devlet ve vatandaşın organize edilmiş, sürekli,
rasyonel, düzenli ve verimli işbirliği öncülüğünde tüm beşeri ilmi,
teknolojik ve manevi enerji, emek ve mali gücün seferber edilmesi,
kalkınmamızı milli temellere dayandıracak ve başarıya ulaştıracaktır. 7) Maddi iktidar: Ahlâki ve insani değerlerle, insan çabası arasında adil bir uyum
sağlanması ve dengesizliklerinin kesinlikle bertaraf edilmesi şarttır. 8) İnsan hürriyeti ve gelişme unsurlarının koordinasyonu: İş ve çalışma hayatını, sermaye karşısında, emek, bilgi, istidat ve
teşebbüsün mahrumiyeti olarak gören düşüncelere itibar etmiyoruz. Bizim
Türk milletine teklif ettiğimiz milli demokratik organizasyonun, kabaca
milli ekonomik modelin esası, sermaye, emek, bilgi ve teşebbüs gibi
işletmenin vazgeçilmez unsurlarını müşterek eserin inşasında aynı derecede
elzem kıymetler olarak görmekten ibarettir. Bu kıymetlerin hiçbiri
diğerinin mahkumu olamaz. Hürriyet sadece insani bir amaç değil, bir hayat
tarzıdır da. Bir işletmeye katılanlar arasında müşterek bir değerin ortaya
konması ilişkisinde bir ecir münasebeti yoktur; eşit insanlar arasında
kurulmuş bir ortalık, bir iştirak ilişkisi vardır. Bu prensip esas
alınarak, iş ve çalışma hayatında vatandaşların iki uzlaşmaz sınıf haline
gelmeleri önlenecek ve verim süratli bir şekilde artacaktır. Sosyal ve
ekonomik antogonizmalar ortadan kalkarken, çalışma hayatı barış ve
adaletin sürekli ve sarsılmaz temellerine kavuşmuş olacaktır. Milli
ekonominin bu esası, insanı köleleştiren, insan hürriyetlerini yok eden
iki hakim sistemin dışında, insan onuruna ve insana gerçek değerini veren
hürriyetçi bir sistemdir. Ekonomik açıdan verimi ve kurtarıcılığı
tartışılmaz olduğu gibi, insanı ve insan hürriyetini en büyük değer haline
getirdiğinden, gerçek anlamda insancıldır; milli kültür ve tarihin de bir
ifadesi olmak itibarıyla millidir. İki hakim ekonomik sistem dışında milli
ekonomi hedefini Türk milletine gösteren Türk İnkılabı’nın ekonomik
ülküsünün de gerçekçi ifadesidir 9)Milli ve milletlerarası planda gelir dağılımının Türkiye ve Türk toplumu
açısından önemi ve anlamı: Ülkemizde büyük vatandaş kitlelerinin işçi, köylü, memur, esnaf, ve
sanatkarın sabit bir gelire bağlı bulunduğu açıktır. Bu durum sadece
sosyal bakımdan bir gelir adaletsizliği olarak ele alınamaz. Konuya sosyo-ekonomik
açıdan sadece bir gelir dağılımı bölüşümü olarak bakmıyoruz.
Türkiye nüfus
çoğunluğunun üretime, hem de prodüktif üretim alanlarına safha safha
çekilerek, fert başına düşen gayri safi milli hasılanın artırılmasını,
gelişmenin temel ölçüleri olarak kabul edilen üretim ve hizmet
çeşitlerinin gelişmiş ülkeler standartlarına ulaştırılmasına zorunlu
görüyoruz. Ücret, maaş, mahdut zırai, ticari ve sınai kazancın Türk
toplumunun büyük ekseriyeti için sadece bir iktisadi zaaf değil, teşebbüs
ruhunu zincirleyen, gelişmenin temel faktörü insanı gelişmenin her
alanında durduran bir engel halinde bulunduğu açıktır. Bu tarihi, manevi,
sosyal, kültürel ve politik gerilik amilini süratle bertaraf etmek
mecburiyetindeyiz. Milletlerarası ekonomik ilişkiler açısından bakılınca
dünya üretim ve ticaretinde pek düşük oranda yer işgal eden Türkiye
gerçeği, sadece yukarıda işaret ettiğimiz hastalıkların esasını
oluşturmakla kalmıyor, aynı zamanda Türk toplumunu giderek sanayileşmiş
ülkelerin proletaryası haline dönüştürmek ciddi tehlikesi ile de karşı
karşıya getiriyor. Bu tablonun değişmesi şarttır. Akılcı bir planlama ile
vatandaş çoğunluğunu safha safha üretim ve ticaret alanına çekmek ve milli
enerjiyi sabit bir gelire mahkum eden şartları değiştirmek
mecburiyetindeyiz. Bu konuda devlet öncülük görevi üstlenmelidir. İç ve
dış pazarlarla üretim birimlerimiz arasında verimli işbirliği, kalite ve
üretim miktarını arttırırken, üretimin fuzuli alanlara kayması
önlenecektir. 10) Sanayileşme hedefinden vazgeçilemez: Modern, çağdaş ve gelişmiş toplum demek, maddi bakımdan sanayileşmiş bir
toplum, manevi bakımdan çağdaş insanlık medeniyeti ile tarihsel ve milli
kültürü sentezlemiş bir toplum demektir. Bu iki hedeften sapma anlamına
gelen değişimleri, Türk toplumunun gelişme hamlelerini saptıran,
yozlaştıran bir gayret olarak görüyoruz. Modern toplumlar, maddi kültür
açısından, insanoğlunu göçebe toplum safhasından çıkaran tarım
inkılabından binlerce yıl sonra ortaya çıkan endüstri inkılabının
eseridir. Türk toplumu modern ve ileri bir toplum olmak için,
endüstrileşmesini sağlamak mecburiyetindedir. 11) Gelişmenin temeli olan sosyal çevre: Medeni hamlenin
başarısı için sağlıklı köy ve şehirleşme bir zarurettir.Tüm tarih boyunca,
medeni hamlelerin filizlendiği sosyal ortam site olmuştur. Canlı kültür
alışverişlerinin ve sentezlerinin mümbit toprağı, tarih boyunca sitedir.
Bu yüzden sağlıklı ve siteleşmiş şehir ve köy hedefimizdir. Çağdaş
medeniyetin tüm imkanları ile donatılmış şehir ve köyler modernizasyon
hamlesinin temeli olacaktır. 12) Gelişme iradesini sınırlayan engellerin bertaraf
edilmesi: Kalkınma iradesini sınırlayan, hedefinden saptıran eğitim, kültür
haberleşme, çalışma, ekonomi vb. alanlarda tüm engellerin bertaraf
edilmesi şarttır. Rasyonel, verimli, ısrarlı bir irade ve çabanın
sonucundan başka bir şey olmayan gelişmenin manevi, ahlaki, sosyal ve
maddi şartları ve temelleri süratle tesis edilecektir. Eğitim ve çalışma
hayatı bu esaslara göre düzenlenecektir. 13) Toplumun üretim ve tüketimde demokratik organizasyonu: Türk milletinin üretim ve tüketimde demokratik organizasyonu, sadece
ekonomik değil aynı zamanda politik bir zarurettir de. Planlamada
gerçekçilik ve verim, stabil para, istikrarlı fiyat, üretim artışı,
tüketimde israfın önlenmesi ve genel tasarruf, Türk milletinin sadece
üretimde değil tüketim alanında da demokratik organizasyonuna bağlıdır. V. GELİŞMENİN KÜLTÜREL- MANEVİ ESASLARI VE POLİTİKALARI A) GELİŞMENİN; MEDENİ İLERLEMENİN BİR FONKSİYONU OLARAK ELE ALINIŞI 1) Gelişme:Medeni
ilerlemenin bir fonksiyonudur Bir toplumun gelişmesi, o toplumda
medeniyetin bütün icapları ile kökleşmesi ve yerleşmesi demektir. Gelişme,
bir medeniyet olayı olarak kabul edilmedikçe gelişme gayretlerinin
istenilen sonuçları vereceğine inanılamaz. 2) Medeniyetlerin farklı ve ortak özellikleri: Bütün medeniyetlerin ve üstün kültürlerin müşterek özellikleri
bulunmaktadır. Her medeni yükseliş hamlesi, bir dünya görüşüne, bir ahlak
anlayışına dayanır. Ayrıt edici özellikleri bu sübjektif kabullerden
oluşan medeniyet ve kültür işte bu yüzden farklılaşırlar
3) Medeniyet, bilimsel düşünce ve teknoloji: Medeniyetlerin bilim ve rasyonel düşünceye verdikleri önem, dünya tarihi
açısından oldukça yeni sayılır. Bütün medeniyetlerde rasyonel ve pozitif
düşünce unsurları var olmakla birlikte, bilime dayanan medeniyet 12-13
asırlık bir geçmişe sahiptir. Medeniyet insanların yaşayış tarzı ve
ilişkiler bütününden ibarettir. İnsanla çıplak tabiat arasında, insan
eseri olan değerler, davranış kalıpları ve vasıtaları o toplumun medeni
varlığını ortaya koyar. 4) Türk medeniyetinin değişim çizgisi: Türk toplumu yükseliş dönemlerinde ahlaki ve insani değerler açısından
olduğu gibi, rasyonel düşünceyi ve pozitif bilimsel metodu da medeniyet ve
kültürünün en önemli unsuru yapmış ve zamanının insanlık kültüründen bir
değil, birkaç asır önde bulunmuştur. Türk kültürünün asırlar boyu sürmüş
bulunan üstünlüğü tartışmasız kabul edilecek bir gerçektir. Şüphesiz ki bu
büyük ve anlamlı gerçek kadar önemli olan ve unutulmaması gereken gerçek
de 18. asırdan itibaren bu üstünlüğün yitirilmiş bulunduğu, gelişen başka
bir medeniyetin ve bu medeniyetin bağrında yetişen kültürlerin üstün hale
geldikleri hakikatinden ibarettir. 5) Türk medeniyetinin gelişme zarureti ve dünya buhranı: Türk milletinin bu dönem içinde, tüm beşeriyetle birlikte maruz kaldığı
haksızlıklara, uğradığı zararlara rağmen medeni hamlesinin başarıya
ulaşması için çok haklı sebepler bulunmaktadır. Çağdaş insanlık kültüründe
pek önemli yeri bulunan Batı medeniyeti, çözümü bu medeniyetin değer
ölçüleri içinde imkansız sayılabilecek sosyal, ekonomik ve ahlaki
problemlerle karşı karşıyadır. Ve bu durum karşısında insanlığı da tehdit
eden problemler ya çözümsüz kalacak ve insanlık bunalımı dayanılması
imkansız hale gelecek veya çağımıza hakim medeniyet değişim geçirecektir. 6) Medeniyetimizin insani ve manevi cevheri: Buna karşılık Türk kültür ve medeniyeti uzunca sayılacak bir duraklama
döneminden yeni çıkmış olmasına rağmen, insan anlayışı, ahlak görüşü ve
toplumsal değerleri ve tarihi birikimi itibariyle insanlık kültürü
bakımından ufuk çizgisindedir. Hayatın düzenlenmesi konusunda insan aklına
ve deneysel metoda olağanüstü yatkınlığı itibariyle de manevi yüceliş ve
maddi ilerlemenin bereketli tohumlarını ihtiva eden en müsait kültür
durumundadır. Çağımız medeniyetinin durma vetiresine girişinin temel
sebebi maddi ilerleme ile manevi yüceliş arasında gittikçe artan
oransızlıktır. Dünyamızı etkileyen ve insanlık için çözüm arayan büyük
fikirler, bu temel tespitten hareket etmektedirler. İnsanın gittikçe kendi
ürettiği maddi ve manevi eserin (maddi medeniyetin) esiri haline gelerek
yeni bir tutsaklık dönemine girmekte oluşu gerçeği saklanmaz haldedir. 7) Tarihsel kültür kıymetlerimizin çağdaş kritiği ve değerlenişi: Bizim için çifte görev bir zaruret olarak görünüyor. İnsanlığın tüm kültür
hazinesini, Batı kültürünün tarihsel tecrübesini göz önünde bulundurarak
kültürümüzün insani, toplumsal ve manevi değerlerini, amaçlarını ortaya
koymak şarttır. Böylece eski kalıp ve şekiller altında, fonksiyonsuz,
dejenere olmuş, sadece bu tarih döneminde yaşayabilmiş ve tarih olmuş
kültür kalıntısı ile yaşayan ve yaşanması gerekli kültürümüzün insani,
moral ve sosyal temel değerlerinin ayrıldığını görmüş olacağız.
Kültürümüzün insani, toplumsal cevheri ve moral değerleri, toplumsal
gelişmenin manevi gücü ve iradesi olacaktır. Ve insan, hür ve hükümran
olan insan, kullanmadığı kabiliyet ve gücün farkına vararak onları
kullanabilecektir. 8) Taklit çağının sona erişi: Medeniyet hamlesini bir asra yakın bir süredir sürdürme gayetimizin,
sonuçları benimsenmekten çok medeni yükselişin sebeplerine yönelmesi ve
aynı sebeplerin aynı yücelişi sağlayacağına inanması gerek. Medeni
gelişmenin sosyal, manevi ruhi ve bilimsel esasları ve ölçülerinin kabulü
şarttır. Medenileşme çabamızın taklit çağı artık sona ermelidir. 9) Çağdaş yeni medeniyetin maddi - manevi, sosyal
esasları: Her gelişme ve yücelme hareketi, medeni gelişme hareketi, medeni gelişme
hareketinin fonksiyonudur. Bütün dünya medeni hamlelerin dayandığı esas
ise kabuller, inançlar, değerler ve aksiyonlardan ibarettir
Medeniyetin
sübjektif temelini bunlar teşkil eder. Medeni hamlenin manevi özü budur.
Pozitif özü ise, tabiatı insan gücüne ram eden rasyonel temellerdir. Bu
özelliği ile, medeni hamle, insan aklının ve ruhunun tabiatın sırlarını
çözerek ona hakim olmasıdır. Medeniyetin rasyonel ve subjektif
kutuplarının birleşmesi ve sentezlenmesi ancak sitede oluşur.Gelişme ve
yücelmenin esası olan medeni gelişmenin sosyal, rasyonel ve sübjektif
temelleri bunlardır. Medeni gelişmenin bu temellerini geliştirmek
azmindeyiz. 10) Gelişme ve yeni insan: Dünyamızı
değiştiren; güzelleştiren, insan hayatını daha anlamlı kılan ve
kolaylaştıran bütün hareketler çağlarına göre çok farklı olan insan
tipinin ortaya çıkışı ile başlar. Toplumun ve çağın problemlerine değişik
bir bakış açısı getirir. Ahlak telakkisi, dünyaya bakış tarzı büyük
değişimin öncüsü olacak insan tipini karakterize eder. Medeniyetlerin,
özellikle batı medeniyetinin değişim merhalelerinin başlangıcında, değişik
bir insan tipini görürüz. Medeni değişimin yeni safhasını gerçekleştirip
yönetecek insandır. Bu yüzden medeni hamlemizi gerçekleştirecek insanın
istenen özelliklere kavuşabilmesi baş meselelerimizdendir. Milli, manevi
ve ahlaki değerleri, insanlığın ahlaki ve manevi mirası ile
zenginleştirmiş, kıymetlendirmiş; pozitif ve rasyonel düşünceyi benimsemiş
medeni yücelişin rehber kadrolarına şiddetle ihtiyaç vardır. Elbette bu
görevin yerine getirilmesini bilim, ahlak ve teknolojinin ülkemizde
geliştirilmesi ile görevli kurumlarımızdan beklemekteyiz. Bu yüzden milli
eğitim , diyanet hizmetleri, araştırma ve geliştirme çabalarını ıslah
etmeyi başlıca görevlerimiz arasında sayıyoruz. 11) Yeni medeniyet safhasının hedefleri: Medeni
ilerlemenin maddi şartı, köylerin ve şehirlerin medeni hamlenin
fışkıracağı site seviyesine gelmesidir. Siteleşen toplum, medeni hamlesini
başarıyla yönetecek; maddi açıdan sanayi ötesi toplum düzeyine gelirken,
insanın maddi ümranın efendisi haline gelmesi, hür olması, kültür ve
sanatın yüksek sentezlerine uylaşması mümkün olacaktır. Bu, çağdaş
medeniyetin de sorusuna verilmiş bir cevap olacaktır. Maddi ilerleme ile
manevi gelişmenin ahenkli birliği. Bütün temel politikaların bu amacı
gerçekleştirmek için seferber edilmesi elzemdir. B) MİLLİ SOSYO-KÜLTÜREL DEĞİŞİM OLARAK GELİŞME 1) Millet vakıası: Millet dediğimiz modern toplum, çok uzun bir tarihi geçmişin, müşterek
hatıraların, toplum şuuruna sinmiş kabullerin, değerlerin, umutların;
özelleşmiş duyuş, düşünüş ve davranış tarzının, birlikte yaşama azminin,
mesuliyet duygusunun ve müşterek dilin yoğurduğu bir tarih ve kültür
olayıdır. Değişen maddi kültüre rağmen, değişmeyen bu özellikleri
itibariyle de manevidir. Uzun tarih geçmişi, insan topluluklarını yoğura
yoğura onları birbirinden farklı sosyo-kültür toplulukları haline getirir.
Bu büyük gelişimden sonra insanlar bir yığın, bir kitle olmaktan çıkarak,
ferdiyetlerinin varoluş ve devamının şartı olan milli kimliğin üyeleri
seviyesine yükselirler. 2) Millet gerçeğinin insani amacı: İnsanoğullarının, insan nevi gibi müşterek bir kökten gelmelerine rağmen;
millet aileleri halinde farklılaşmaları, gelişmeyi amaçlayan hilkatin bir
harikasıdır. Ve farklılaşmanın tabii amacı, evrensel barış, işbirliği ve
insanoğlunun müşterek gelişimini sağlamaktır. 3) Fert ve sosyo-kültürel çevre ilişkileri, şahsiyet
ve milli kimlik: Ferdin, çıplak tabiatın haşin şartlarında yok olup gitmesini engelleyen
toplumsal çevre, aileden beşeriyete kadar uzanan değişik ilgi türlerini
oluşturur. Aile, yerleşik sosyal birimler, köy, kent, meslek, dini camia,
millet ve beşeriyetle ilgiler; her biri kendi mahiyetine uygun sosyal,
manevi ve bütüncül ilişkiler halinde şekillenir. Bu ilgi tarzları arasında
bir tearuz hali yoktur ve olamaz. Bu ilişkiler şebekesine ancak milli
kimliğimizle katılabiliriz. En objektif, en evrensel olan kültür olgusunda
bile milli kimlik, bu kabulü sağlayan bir algılama tarzıdır. Çünkü bütün
farklı kültürler , en objektif olan değerleri bile kendi kültür
kalıplarına göre seçer, yorumlar ve özümler. Bu itibarla milli kimliğin
kıskançlıkla korunmasını sadece milli değil, insani bir görev olarak kabul
ediyoruz
4) İnsanlık camiası: Beşeriyet camiası, milli kimliklerden soyutlanmış kozmopolit bir yığın,
bir sürü değil; bir sürü olamaz. Beşeriyet camiasını bir sürü olarak değil
bir milletler camiası olarak görmekteyiz. İnsanlık alemi, bütün
milletlerin milli kimliklerini muhafaza eden ve onlara gelişme yollarını
açan bir camia olmak mecburiyetindedir. İnsanlık camiasını kozmopolit bir
yığın haline getirecek düşünce ve davranışlar tasvip edilemez. 5) Milli kimliğin korunması:Türk
milliyetçiliğinin rasyonel çizgileri Millet, tarihsel bir oluşum, bir
sosyal zarurettir. Milleti vücuda getiren tüm unsurların ciddiyetle ve
samimiyetle korunması ve geliştirilmesini, sadece bir milli görev olarak
görmüyoruz. Bu sosyal bir görev olduğu kadar, ferdi gelişmenin de
şartıdır. Bu itibarla, Türk milletini millet yapan unsurların ciddiyetle
korunması ve titizlikle geliştirilmesi gerektiğine inanıyoruz. Milli
şuurun, tarih şuurunun, Türk dilinin, milli ahlak ve faziletin korunması
ve geliştirilmesi, Türk milletinin milli ve manevi cevheri olan İslam
dininin, müspet laik anlayış çerçevesi içinde Türk insanının vicdanını
besleyip yüceltmesi, manevi çabanın başlıca amaçlarındandır. 6) Yeni medeniyet ve insanlığa açık milli kültür politikası: Türk ailesinin, Türk düşüncesinin, Türk ahlâkının Türk sanatının, tarihi
müktesebatının korunması ve insanlık medeniyetinin müspet kültür
müktesebatıyla sentezlenerek modernizasyonu, çağa ve dünyaya açılması
sağlanmalıdır. Türk milletinin milli ve manevi varlığını, tarihi
müktesebatını koruyan ve Türk manevi varlığı ile insanlık kültürü
arasındaki sağlıklı alışverişi gerçekleştirecek devlet organizasyonlarına
ihtiyaç vardır. 7) Sağlıklı kültür alışverişine evet, emperyalist
kültür etkilerine hayır! Kültürler ve medeniyetler arasında ilişkiler bir vakıadır. Bu ilişkiler
farklı kültürlerin açılıp serpilmesinde başlıca sebepler arasında bulunur.
Ancak karşılıklı etkilemelerin, tek yönlü etkileme haline geldiği
dönemlerde, bazı kültürlerin sakatlanmasından, hatta yok olmasından söz
edilir. Özellikle 19. asır, Batı emperyalist kültürleri karşısında milli
kültürleri karşısında mili kültürlerin gerileme, hatta kaybolmalarına
sahne olmuştur. Türk milletinin milli ve manevi cevherini, dünyanın
gelişmiş kültürleri ile sağlıklı bir alışverişi gerçekleştirecek düzeye
getirmek hedefimizdir. Farklı kültür ve medeniyetlerin aksiyom ve
kabullerinin farklı olması tabiidir. Biz, herhangi bir kültüre, medeniyete
ve toplum biçimine şuursuz bir düşmanlık gösterilmesine taraftar değiliz.
Ancak Türk kültürünü, gelişmiş kültürlerin etnografik malzemesi haline
getirecek gelişmelere de kesinlikle karşıyız. Türk milletini, tarihsel
gelişmemizle hiçbir müspet ilişkisi olmayan egoist. benmerkezci ,
ferdiyetçi veya sürü haline getirici, dünyaperest, inkarcı, kaderci Batı
ve Doğu telakkilerinin milli ahlâk ve kültürümüze olduğu kadar, milli
gelişme çizgimize de ters düştüğüne inanıyoruz. 8) Ferdi ve toplumsal çabaya yeni, insancıl ve manevi bir anlam ve ülkü
kazandırmak temel hedeftir: Ferdi ve toplumsal çabanın manevi, objektif, gayri şahsi amacı, ferdi,
bencil ve hasis menfaat duygusunun üstünde yükselmelidir. Kanaatkârlık,
kader bilinci, çalışkan, görev şuuru, sorumluluk, doğruluk, dürüstlük,
hayata hürmet, kardeşlik, sosyal yardımlaşma, samimiyet, diğerkamlık,
barış, adalet, birlik duygusu, dünyayı ıslah ve tanzim fikri gibi bize has
faziletlerin korunması, geliştirilmesi ve toplumumuza hakim kılınması,
geliştirilmesi ve toplumumuza hakim kılınmasını sadece milli değil, insani
bir görev olarak da telakki etmekteyiz. Nükleer bir yok oluş tehlikesinin
insanlığın kapısına dayandığı, sonu gelmeyen savaşların en çirkin şekliyle
devem ettiği, teknolojik, ekonomik uçurumun, beşeriyetin bir bölümünü
yaygın sefalet ve açlığa mahkum ettiği, ırk, dil ön yargılarının insanlığı
kastlar halinde yaşamaya zorladığı bir dünyada tarihsel ve milli
kültürümüzün devasa değerleri insanlık için de ümit olabilir. Ve
olmalıdır. Bu, kültür politikamızın insanlık kültürü ve insani dava haline
gelebileceğini göstermektedir. Bu esaslar, milli kültür politikamızın
temellerini ve amaçlarını ortaya koyar.
9) Dil politikası: Türk milletini millet yapan unsurların titizlikle korunup geliştirilmesi,
milli ve manevi politikalarımızın esasını teşkil eder. Dil, din, tarih
şuuru, müşterek mefahir ve ıstıraplar, birlikte yaşama iradesi, milli
kültür, mili ülküler ve milli çıkarlar, korunacak başlıca kıymetleri
teşkil eder. a) Dil: Dil, bir topluluğu millet haline getiren, o millete has ifade tarzı olarak
ortaya çıkar. O milletin duyuş, davranış tarzını, kalıplar, şekillendirir.
Müşterek tarihin aynası, geleceğin başlıca teminatıdır; tarihsel bir
birikimdir; bir beşer tablosunu millet haline getiren müşterek duyuşun,
düşüncenin ve iradenin oluşumunu sağlayan tarihsel oluşumdan ayrılmaz;
nesillerden nesillere bir emanet olarak geçen devasa bir tarih
birikimidir. Strüktürü, morfolojisi, müziği ve kuralları ile asırlar süren
bir tarihsel gelişmenin sonucudur. Gelişmesini sürdürür, çünkü milli
hayatın canlı bir parçasıdır; her şeyden önce kendini ifade tarzıdır. b) Türk dilinin korunup geliştirilmesi: Binlerce yıllık bir tarihin ürünü olan Türk lisanını koruyup kendi mantığı
ve gelişme seyri içinde geliştirmek ülkümüzdür. Türk dilini, bir azınlık
dili haline getirme tehlikesiyle karşı karşıya bırakan, tabii gelişmesini
saptıran müdahaleler asgari seviyeye inmiş olmasına rağmen, milli
hassasiyetin bu konu üzerinde toplanması şarttır. Türk dili, dünyanın en
zengin dillerinin başında bulunmaktadır. Türk dilinin tarihi, bu gerçeğin
şahidi durumundadır. Türk lisanının, edebiyatının kendi gelişme seyri
içinde bir ilim, felsefe dili haline gelmesi mümkündür. Bu eğilim ve bilim
dili olarak Türkçe’nin korunması, bağımsızlığını sürdürmesi gerektiğine
inanıyoruz. Türk dili, sadece halkın dili, ne de sadece devletin resmi
dilidir; aynı zamanda Türkiye’de bilim ve eğitimin de yegane dilidir. Türk
dilinin tarihsel tabii gelişim seyri içinde korunup gelişmesi, halk dili
ile yazılı dil uyumunu sağlamak, gelişmiş İstanbul Türkçe sini
genelleştirmek, müziği, bünyesi ve morfolojisi ile Türk dilini bozma
gayretleri karşısında durmak; Cumhuriyet Türkiye’sinin halk, devlet ve
bilim dilinin Türkçe olması yolundaki ilkesinin inançlı savunucusuyuz.
Zengin Türkçe’miz, büyük ve şerefli geçmişin mirasını bugüne ve yarınlara
ulaştıran yegane bağ olarak ve yüz milyona yakın insanın konuştuğu bir
büyük dünya dili olarak, cihan dili özelliğinin korunup pekiştirilmesi
gerektiğine inanıyoruz. Kitle haberleşme araçlarının başta gelen
görevinin, Türkçe’mizin sevdirilip öğretilmesi, geliştirilmesi olduğu
açıktır. c) Dil , milli kimlik ve kültür: Dil konusu,millet dediğimiz sosyo-kültürel yapının, kendini objektif ve
rasyonel olarak ifade etmeye yarayan başlıca vasıtasıdır. Düşünceyi,
duyguyu, müşterek mirası rasyonel olarak, milletin geleceğe uzanan
nesilleri ancak dil vasıtasıyla, dilin taşıdığı kültür değerlerinin
benimsenmesi yoluyla idrak eder ve milletin manevi varlığına dahil
olurlar. Bu yüzden dil, milletin ve millet fertlerinin kimliklerini de
oluşturur, onlara şahsiyet verir. Dilin kavramları ise, düşüncenin ve onun
dokuduğu bilim ve kültürün yapı taşlarıdır. Uzun süreden beri bir Babil
Kulesi anlaşmazlığına düşürülmüş bulunan kültür hayatımızın en büyük
zaafı, kavram kargaşasıdır. Bu da sosyal, manevi bilimleri ve felsefi
araştırma, analiz etme ve kavramada yegane vasıta olan çağdaş kavramların
dünya ve Türkiye’nin sosyo-kültürel ve ekonomik gelişme çizgilerinden
bağımsız, hatta keyfi ele alınmasından, Türkçe’yi çağdaş bir bilim dili
haline getirme konusundaki ihmalden kaynaklanmaktadır. Dil konusunu bu arz
edilenlerin ışığında hayati bir mesele olarak ele almak fikrindeyiz. 10) Manevi hayatın laik espri içinde tanzimi: a) Din: Din insanların ve toplumların gelişmesinde en büyük etken olmuştur.
İnsanoğlunun, çıplak tabiatın haşin şartları karşısında sadece ruhi
tekamülünü değil, aynı zamanda maddi gelişmesini de din sağlamıştır.
Toplumlar bakımından manevi bir ihtiyaç olarak kalacak dinin sosyal,
tarihi ve medeni bir müessese olarak yaşayacağını, en modern toplumlardan
en ilkel toplumlara kadar hepsinde mevcut bir hayat tarzı oluşu, gerçeği
ispatlar. Din yerine vazedilen tüm akli, siyasi veya ahlaki sistemler,
bütün çabalara rağmen, modern dünyada dinin yerini alamamıştır
b) Din, İslam dini ve laik espri: Kaldı ki, Türk milletinin mensubu bulunmakla iftihar ettiği İslam dini,
rasyonel , tabii sade olmak vb. temel özellikleri itibarıyla hiçbir din
ile mukayese edilemez ulviyettedir. Din, sosyal bakımdan sadece ma’şeri
değil, aynı zamanda ferdi bakımdan vicdani bir ihtiyaçtır. Bu ihtiyaç,
ferdin ruhi gelişmesine bağlı olarak ortaya çıkar. İslam dininin insan
saadetini gerçekleştirme konusundaki rakipsizliği ortadadır. Bu dinin, var
olmak veya gelişmek için hiçbir devlet teyidine, baskıya ihtiyacı yoktur.
İnsanın temyiz gücüne inanan ve dini baskıyı raddeden dinin kendi
kuralıdır. Dini hayatın bir devlet haline gelerek baskı aracına dönüşmesi,
sadece sosyal bakımdan mahzurlu değil, özü itibarıyla da dinle uzlaşmaz. c) Laiklik: Bu itibarla Türkiye Cumhuriyetinin bir anayasa esası olarak kabul ettiği
laiklik ilkesinin isabeti açıktır. Dinin yüceliğine de uygun düşen akli
sistem budur. Laiklik esası dini fikir, vicdani kanaat, ibadet hürriyetini
sağlayan bir sistem olarak, dini kendi tabii mecrası içinde gelişmeyi sevk
edecek ve dinin, dünyevi politikaların bir vasıtası haline gelmesine sebep
olan hatalı yollardan onu uzak tutacaktır. Laiklik, akli, vicdani ve
anayasal bir esas olarak Türk toplumunun sosyal ve manevi gelişmesinin
feyizli başlangıcı olacaktır. Türk toplumu hatalı politikaların sonucunda
tatmin edilmeyen dini ihtiyaçlar, din sömürüsü ve yersiz din kuşkusu
yüzünden zararlar görmüştür. d) Dini hayatın laik-demokratik tanzimi: Dini hayatın nazımı durumunda bulunan kurumlara Anayasal çerçevesi içinde
daha büyük imkânlar sağlanması bir zarurettir. Diyanet işleri Başkanlığı,
dini eğitim kurumları, dinin araştırılıp öğretilmesi ve müminlere
sunulması konusunda teyit ve teşvik edilecektir. Diyanet işleri
Başkanlığı’nın Anayasa ile belirlenen yeri göz önünde tutularak Türkiye’de
İslam dininin temsili görevini üstlenmesi, Türkiye’nin dünya ve özellikle
İslam dünyasına açılma siyaseti çerçevesinde bir zaruret halindedir.
Türkiye’de bütün din mensuplarının kamu düzenine aykırı olmamak şartı ile
mezhep, dini kanaat, ifade, ayin, ibadet ve eğitim hürriyetleri, cemaatler
halinde organize olma hakları kanunların kesin himayesindedir. Dini ve
dini eğitim kurumlarını; bütün vatandaşlarımıza kanaat, zümre farklarına
asla itibar etmeksizin kucak açan, dinin olanca saflığı ile yaşandığı
dinin yüce ülküsüne ulaşmaktan başka gayesi olmayan Türk milletine yönelik
manevi saldırılar karşısında Türk milletinin dirlik ve düzenliğini şuurla
savunan, manevi varlığımızın teminatı haline getirmek ülkümüzdür. 11) Diyanet hizmetleri: Diyanet işleri
başkanlığı, kendisine verilen görevler itibariyle dini hayatın nazımı
durumundadır. Bu itibarla Türk toplumunun ruhi, manevi gelişmesinde,
manevi varlığın savunulmasında son derece önemli bir role sahiptir.
Kuruluş kanunu ile kendisine verilen inanç, ahlak ve ibadet alanındaki
hizmetin başarısı, toplumumuz bakımından büyük önem arz eder. İslam
dininin, asli saffet ve mahiyeti içinde Türk insanına sevdirilmesi,
benimsetilmesi ve öğretilmesi, modern dünyanın manevi alanda ortaya
koyduğu problemlerin çözülmesi, artan bir ihtiyaç halindedir. a) Sömürüye karşı dinin insancıl özü: Din sömürüsüne, dinin şahsi veya siyasi çıkar sağlamak maksadıyla
istismarına izin verilmeyecektir. Din ve dini hayat hiç kimsenin
inhisarında bırakılmayacak, dinin insanoğlunu kucaklayan toleransı,
insaniliği korunacaktır. b) Din görevlileri: Din hizmetlilerinin çağdaş bilgilerle mücehhez olmaları, pozitif, rasyonel
ve manevi bilimlerde ilerlemeleri sağlanacak, ahlaki meziyet ve hayat
tarzı itibariyle örnek olabilecek kemal mertebelerine ulaşmaları için özel
bir itina gösterilecektir. Dini sembol, rütbe ve makamın istismar
edilmesine karşı kesin tedbirler alınacaktır. c) Dini yayın, eğitim ve telkin alanları: Dini yayın ve telkin alanında kâr, kazanç ve nüfuz sağlama gayretlerinin
inkar edilemez varlığı, çok kıymetli yayın ve öğretim faaliyetlerini
gölgelemektedir. Laik devlet düzeni çerçevesinde Türkiye’miz de bilim,
fazilet ve samimi inanca dayalı meşru manevi otoritenin teyidini zaruri
kılmaktadır.Diyanet teşkilatını, dini okullarımızı bu hayati görevlerini
yerine getirecek şekilde düzenleyeceğiz
Zamanımızda, dünyada
özellikle İslam dinine karşı büyük ilgi uyanmış bulunuyor. Ve İslam dini
adına fikirler beyan ediliyor, aksiyonlar yapılıyor. Bu olayların;
fikirlerin bir ülkeden başka bir ülkeye süratle geçtiği dünyamızda
Müslüman Türk’ün vicdanını, görüşlerini etkilememesi mümkün değildir.
İnanç, düşünce hürriyetine büyük değer vermemize rağmen, bu tür fikirler,
hele yabancı politikalarla az çok ilgili bulunan fikir ve telkinler
karşısında Diyanet teşkilatı ve dini eğitim, öğretim ve araştırma
müesseselerimizin sorumluluk ve görevi büyüktür. Türk milletinin manevi
varlığının bilimle, hikmetle ve örgütle savunulup tahkim edilmesi görevi
asla savsaklanamaz inancındayız. 12) Kültür-sanat politikası a) Türkiye’de tüm
sanatların ve sanatçıların devlet himayesine kavuşması gerektiği
inancındayız. Düşünce ve sanat muhteremdir. Türk toplumuna karşı
düşmanlık, yıkıcılık ve şiddet kışkırtıcılığı yapmadıkça, Türk milletinin
çıkarlarına ve mukaddesatına taarruz etmedikçe, düşünce ve sanat planında
kalan, her düşünce ve sanat anlayışı ve icrasını toleransla karşılarız.. b) Tüm sanatların insan
ve ülke yararına, milli kültür bazında gelişmesi teşvik edilecektir. c) Özellikle sinema, tiyatro, müzik ve folklor gibi sanatların, kültürel
hegemonya, yabancılaştırma ve köksüzleştirme saldırısının her günkü
muhatabı Türk insanının savunma arcı haline gelmesinde zaruret vardır.
Film, tiyatro, müzik, folklor sanatçılarının yaşama, çalışma şartlarının
ıslahı ve güvenceye kavuşturulmasının bir devlet görevi olduğu
inancındayız. Sanatın tüm branşları, sanat haysiyetinde olmak şartıyla
ciddiyetle korunup geliştirilecektir. d) Temaşa sanatlarının ve endüstrisinin sadece kâr amacına dayanan
teşebbüsler halinde kalmasını faydalı telakki etmiyoruz. Özellikle film,
tiyatro ve TV’de, dünya ve Türkiye gerçekleri konusunda objektif bilgi
verme, insani ilişkilerde azami tolerans ve demokratik üslubu telkin etme,
maddi, manevi problemlerin çözümüne yönelik bilimsel ve ahlaki esaslara
dayalı davranışlara özendirme, Türk insanını kendini aşmaya yöneltme,
çalışma şevki ve gayreti aşılama, yüceltme, geliştirme özellikleri
aranacaktır. e) Çok engin tarih, kültür, folklor birikimimiz insan problemlerini
derinlemesine kavrama imkanı veren sosyal bilimlerin verileri, Türk
insanına olduğu kadar dünya insanına da büyük faydalar sağlayacak, sanat
eserlerinin doğuşu için yeterli ortamı oluşturacaktır. Türk insanının
manevi enerjisini sınırsız şekilde arttıracağı muhakkak bulunan sanat
şaheserlerinin, bu ülkenin çocukları tarafından gerçekleştirileceğine
inanıyoruz. Yeterli, objektif, rasyonel toplum ve devlet desteği;
beklediğimiz müspet, insana ve Türkiye’ye yönelik sanat hareketinin başarı
şartını oluşturuyor. Bu şartı gerçekleştirmek azmindeyiz. 13) Eğitim Politikası a) Eğitimin bütüncül karakteri: Türkiye’de en önemli meselelerin başında eğitim gelmektedir. Eğitimin
umulan feyizli sonuçlarını devşirebilen toplumlar süratle yükselmişlerdir.
Eğitim ile, vicdani ve ahlaki gelişme, zihni terbiye amaçlanmalıdır.
Muhtaç bulunduğumuz iş ahlakı, görev ahlakı, ferdi; ailevi, sosyal ve
milli ahlak, zihin terbiyesinin ayrılmaz parçasıdır. Zihin terbiyesi ne
ölçüde ileri olursa olsun fert, ahlaki ve manevi gelişmesini tamamlamamış
ve kişiliğine kavuşmamışsa, zihni terbiye tek yanlı kalmaya mahkumdur ve
bu gelişmeden toplumsal bir fayda sağlamaya imkân yoktur. Bu yüzden milli,
manevi, ahlaki terbiye ile zihin terbiyesini sonuç olarak bilimsel ve
teknolojik ilerlemeyi bir bütün saymaktayız. Ahlâki, manevi bilimsel ve
teknolojik ilerleme bir bütündür. b) Eğitimin Hedefleri: Bu yüzden milli eğitim ile ferdi, ailevi,mesleki, sosyal, milli, dini, ve
insani sorumluluklarını, görevlerini idrak etmiş, tarih şuuru gelişmiş,
Türk milletine, onun ülkülerine ve menfaatlerine, Türk ahlâk ve kültürüne
bağlı, hayatın problemlerini, zorluklarını göğüslemeye, onlara gerçekçi
çözümler getirmeye muktedir, irade sahibi, çalışkan, üretici, milli
benliği gelişmiş, toleranslı fertler yetiştirmek azmindeyiz.Bilim ve
hikmet, insanoğlunun, dünyayı kavramak ve onu insana yakışacak bir biçimde
ıslah etme konusunda tek imtiyazını ve gücünü teşkil eder.
Bilim ve
teknolojinin gelişmesi, insani değerler ve bilimin Türk toplumunun bütün
hayat tarzlarına ciddi olarak nüfuz etmesi ve onu düzenlemesi şarttır.
Bilimin gelişmesi için gerekli felsefi, ahlâki ve sosyal kabullerin
yerleşmesini şart görüyoruz. c) Bilimsel düşüncenin ahlâki ve sosyal esası: Gerçeği arama yolundaki zihin çabasının bir türü olan bilimsel düşünüşün,
akrabası olduğu ahlâki, felsefi ve dini düşünce ile yakın ilişkisini
kurmak, bilimsel düşüncenin ilerlemesinin temelini oluşturur. Bu yüzden
yüksek bir ilmi düşüncenin ve pratiğin esasını oluşturan beşeri kültürün
ciddi şekilde öğretimini zaruri telakki ediyoruz. Bilimin, teknoloji,
üretim ve yönetimle yakın ilişkisi ona sosyal ve maddi anlamını da verir.
Bu yüzden bilim adamı ve düşünürün, kelimenin gerçek anlamında hür ve her
türlü maddi sıkıntıdan uzak yaşama şartlarına kavuşmasını imkân dahiline
sokacağız. d) Bilime dayanan toplum hayatı: Türkiye’nin yüksek seviyedeki bilimsel potansiyelinin dünya ölçüsünde önem
taşıdığı muhakkaktır. Çağdaş pozitif, sosyal ve moral bilimlerin ve
verilerinin Türk toplumunda en üstün değer haline gelmesini, teknoloji,
üretim ve yönetim yoluyla hayat tarzlarımızın tümüne nüfuz etmesini
sağlayacağız. e) Bilimsel araştırmalar: Bilimin ve bilisel araştırmaların gelişmesi için moral, sosyal ve ekonomik
tüm tedbirleri alarak beyin göçünü önleyecek ve istihdam imkanlarını
arttıracağız. Modern bilimlerin süratle Türkiye’ye kazandırılması,
bilimsel düşüncenin, bilimlerin ve sanatların gelişmesi için, Türkiye
bilimleri ve Sanatlar Yüksek Akademisi’ni tesis edeceğiz. f) Eğitim politikasının ilk hedefleri: Eğitimde, kalite, eğitim politikamızın başlıca esası olacaktır. Nüfus
itibariyle Türkiye’nin pek altında bulunan küçük fakat sanayileşmiş
ülkelerdeki ilerilik, sadece eğitimin kalitesine bağlıdır dense hata
edilmiş olmaz. Bilimsel araştırma ve bilimlerle teknoloji ve uygulama
arasında gerekli bağı tesis etmek azmiyle; çalışma hayatı, ekonomi ve
eğitim alanlarında reform yapacağız. Eğitim kurumlarımızı çağdaş eğitim
kurumları haline getirmek başlıca hedefimizdir. Türkiye’ye büyük aydın
potansiyeli kazandırmış müesseseler, layık oldukları gelişme düzeyine
yükselmek için her türlü teyide kavuşturulacaklardır. Eğitim
kurumlarımızın sözde bir eşitlik düşüncesiyle fakirleştirilmesini ve
gelişmenin durmasını tasvip etmiyoruz. g) İlk ve orta öğretimin amacı: Yapıcı zihni
terbiye Eğitimde yaygın fakat o ölçüde sığ bilgi alanının sözde bir eğitim
olduğu inancındayız. Orta öğretimimizi, fuzuli hayatta hiçbir faydası
bulunmayan ansiklopedik bilgi birikiminin yükünden kurtarmak azmindeyiz.
Milli ve manevi, ahlâki düşünce bazında insan aklının terbiyesi ve
düşüncenin geliştirilmesi esastır. Eğitimin alt basamakta temel amacı
budur; yoksa hazır bilgilerle zihnin tembelleştirilmesi değil. Zira ancak
insan aklıdır ki, bilinenlerden hareketle bilinmeyenlerin bilgisini
kazanır. Bu yüzden ahlaki, manevi terbiye kadar, zihin terbiyesine de önem
veriyoruz. h) Mesleki ve teknik öğretim: Bilim ve hikmeti , kaynakları ne kadar soyut olursa olsun pratik olarak
değerlendiriyoruz. Bu yüzden okullarımızda mesleki ve teknik öğrenim ve
eğitime büyük ağırlık vermek fikrindeyiz.ı)
Yaygın ve sürekli eğitim: Eğitimi bir yaş grubuyla sınırlandırmamak fikrindeyiz. Çünkü eğitim genel
ve toplumsal bir ihtiyaçtır. Bu yüzden okul öncesi eğitimi, aile eğitimi,
meslek eğitimi, halk eğitimi; okul eğitimi gibi önemle ele alınacaktır.
Basın, TV, yayıncılık, film vb. kitle haberleşme araçları bu esasa göre
kıymetlendirilecektir.Kişinin istediği mesleği seçebilmesi, hürriyetin
yakın bir ülküsüdür. Yüksek okullarımıza yönelen talebin çok yüksek
sayılara vardığı açıktır. Bu bir problemdir. Bu talebin makul ve sağlıklı
hadde kavuşturulması bir zarurettir. Bu konuda şunları gerçekleştirmek
azmindeyiz. 1) Diplomanın mübalağalı otoritesi, yerini ehliyete bırakmalıdır. Ehil olan
kişi, ehliyetini ispat etmek kaydıyla , mesleğinin en yüksek noktasına
ulaşmak hakkına sahip olmalıdır. Tüm mesleklerde ehliyet esası, diplomayı
tadil eden bir seviyeye gelmelidir.. Böylece bir işçi veya memur,
mesleğinde gerekli bilgi ve tecrübeyi kazandığını ispatlayarak daha yüksek
gelir elde edebilecek, maddeten ve manen tatmin olacaktır
Bilimsel ve
teknolojik talep yaygınlaşacak, her atölye, her büro her ev giderek birer
eğitim yuvası haline gelecektir. 2) Ücret, maaş ve gelir politikası, insanlar arasındaki anormal gelir
imkânlarını tadil etmelidir. Asgari ücret , maaş ve kazanç, herkes için
rahatça yaşanacak makul bir halde yükseltilmelidir ki, eğitimin belli bir
basamağı, yüksek hayat standardının tek kapısı haline gelmesin. Aksi halde
eğitim kalitesinin düşmesi ve toplumsal rahatsızlıkların şiddetlenmesi
kaçınılmazdır. j) Üniversite ve yüksek okulların bilimsel özerkliği korunmalıdır k)
Yabancı dil ve eğitim: Yabancı dil öğretimi yeni esaslara kavuşmalıdır. Yabancı dil, yüksek
öğrenim ve ihtisas kademesinde bir zaruret olarak ele alınmalı ve
Türkiye’de Türk dili ile rekabet halinde yabancı dille eğitime son
verilmelidir. Bütün gayretimiz, Türkçe’yi bir ilim dili haline getirmek,
bilimsel bütün eserleri Türkçe’mize kazandırmak olmalıdır. Yabancı dil
eğitimi ihtiyaca, mesleki yönelişe göre süratle öğrenilecek özel branş
halinde tesis edilmelidir. Bugünkü haliyle orta öğrenim ve yüksek okul
düzeyindeki yabancı dil öğreniminin müspet sonuç vermediği, lüzumsuz zaman
ve para israfı ile moral kırıklıklarına sebep olduğu açıktır. Türk eğitim
kurumları çağdaş bilime açık olmalı Zararlı ve yabancı önkabullerin,
felsefi saplantıların ve dini taassubun bilim zannıyla milli, manevi
yapıyı ve düşünce hürriyetini zedelemesi önlenmelidir. 14) Basın - yayın: a) Basın - yayın hizmetlerinin demokratik fonksiyonu Basın hizmetleri
eğitimin devamıdır. Demokratik düzen, halkın kendi kendini yönetmesi
olduğuna göre, ülke yönetiminde vatandaşa büyük görevler ve sorumluluklar
düştüğü açıktır. Dünya ve ülke meseleleri, sebepleri konusunda gerçeklere
dayanan bilgiler, vatandaşa seçme ve yönetme hürriyeti bahşeder. Bu yüzden
dünya ve ülke gerçekleri konusundaki derinlemesine ve doğru bilgi birikimi
hayati önem kazanır. Gerçeği, doğruyu, yaralıyı arama hürriyeti çağdaş
hürriyetlerin başındadır. Bu hayati ihtiyaç ise basın, yayın hizmetleri
aracılığı ile karşılanabilir. Basın ve yayın hayatımızı seviyesini
yükseltmek ve aslı görevi karşılayacak hale getirmek kararındayız.b) Basın-yayın politikası, hedefleri ve tedbirler Basın sanayini tesis etmek,
basın işçilerinin ve gazetecilerin hayat standardını yükseltmek, haber
alma, haberleşme, ulaşım ve dağıtım imkanlarını artırmak arzusundayız.
Demokrasi kültür tabanının sağlıklı gelişmesinin, ancak basının
gelişmesine, gazetecinin sadece vicdani sorumluluk duygusuyla yazmasına
bağlı olduğu görüşündeyiz. İnsana, insan hürriyetine ve fikre verilen
önemin bir ölçüsüdür, gazetecinin hürriyeti. Mesleği, diğer meslekler gibi
sermaye baskısından, ideolojik ve politik baskılardan arındırmak ve bir
amme hizmeti haline getirmek hedefimizdir. Milli eğitim programlarına
paralel, ciddi, seviyeli, bilim ve teknoloji eğitimini teşvik edici,
benimsetici ve öğretici; zihin, irade ve ahlaki değerleri geliştirmeyi
amaçlayan, milli birliği, milli kültürü benimseten, insani değerleri
geliştiren, ülke ve dünya meseleleri konusunda kaliteli, bilimsel yayınlar
teşvik edilecektir. Sosyal kutuplaşmayı tahrik eden, şiddet, seks
istismarına yönelik, kötü alışkanlıklar telkin edici yayınlara müsaade
etmeyeceğiz. c) Yaygın, sürekli, demokratik, milli kültürel ilerleme Okumayı teşvik
edeceğiz. Okuma oranının bugünkü düzeyi üstüne çıkmasını sağlayıcı
politik, ekonomik ve kültürel tedbirleri alacağız. Yaygın demokrasi
uygulaması, fertlerin ülke yönetiminde düşünce kararlarının ağırlığı ve
önemi ölçüsünde artar. Çalışma hayatında, meslek hayatında, mahalli ve
merkezi yönetimde kişinin görüşüne verilen önem, müsamahalı ve seviyeli
tartışma ortamı oluşturur. Ve insanın kendini yönetmesi ve kültürlenmesi
için aydınlatıcı bilgiye, kültüre ihtiyacı gittikçe artar. Bu ihtiyaç
halkımızda bilgiye, kültüre olan talebi arttırırken; düşünür, bilim adamı
ve sanatçıyı halkın kültürel gelişmesinde öncü olmaya sevk eder; bilgi ve
kültürün ameli olmasını, ülke gerçeklerine gittikçe daha çok yönelmesini
sağlar.
Bu bütüncül gelişme
basın-yayın hizmetlerini halkın okulları haline getirir, kalite yükselir
ve çok kısa süre içinde okuma alışkanlığının sınırları aşılırken, basın –
yayın kuruluşlarımız bölge ve hatta dünya ölçüsünde etkili, seviyeli
basın-yayın hizmeti verme safhasına süratle yükselir.VI.
GELİŞMENİN MİLLİ EKONOMİ POLİTİKASI 1) Sanayi ve sanayi ötesi toplumu haline süratle
ulaşma zarureti: Türk milleti,
kendisine refah sağlayacak sanayi toplumu haline gelme hareketinde
dezavantajlara olduğu gibi, avantajlara da sahiptir. Türkiye’nin ümranı ve
Türk milletinin refahı için vazgeçilmez şart olan sanayileşme hamlesinin
süratle ve sağlıklı başarısını maddi çabaların temel hedefi saymaktayız.
Bu hedef dışında, Türk milletine teklif edilen hedefleri milli
çıkarlarımıza aykırı buluyoruz. Türkiye, sanayileşmiş ülkelerin daimi
nüfuz alanında kalmaya mahkum tek yanlı bir tarım veya hafif metal,
endüstrisi ülkesi hayali peşinde koşamaz. Türkiye’yi böyle bir ekonomik
politika doğrultusunda yönlendirme gayretlerine itibar eden dostlarımız,
uzun vadede bu politikanın sadece Türk milletine zarar vermekle kalmayıp,
Ortadoğu’ya ve dünya barışına da büyük zararlar vereceğine kabul ve teslim
edeceklerdir. Bağımsızlıklarına yeni kavuşmuş ülkelerde bile sanayileşme
gayretleri en belirgin tercihlerin başındadır. 2) Türkiye’nin gelişmesinin dünya kuvvet dengesi içinde ele alınışı: Artık çağımızda insanlık meseleleri inkâr edilemez ağırlıklarını
göstermişlerdir. Sosyal ve ekonomik tezatların rahatsız ettiği bir dünya,
insanların elbirliği ile temel tezatları çözmeye mecbur olduğu bir
dünyadır. Sanayileşmiş ülkeler- sanayileşmemiş ülkeler tezadı, cihanşümül
bir tezattır. Bu tezadın insancıl bir biçimde çözülmesi için ortaya konan
çağdaş çözümler, en başta sanayileşmiş ülkeler aydınlarının ve kamuoyunun
ve etkili liderlerinin yaklaşım çizgisini göstermektedir. Bu politik ve
askeri maksatlar ve önyargılardan bağımsız olarak; sanayileşme vetiresine
giren ülkelerin sanayileşme hamlelerini başarıya ulaştırmada müsait bir
milletlerarası ortamın oluşacağı haklı ümidini kuvvetlendirmektedir. Artık
dünyamızın , 18. ve 19. asrın fikirleriyle idaresi mümkün değildir. Bu
görülmeye başlanmıştır. Türkiye, sanayileşme ve modernizasyon hamlesine
bugün bu hamleyi başarmış birkaç ülke ile aynı sıralarda başlamış olmasına
rağmen, bir buçuk asra yakın bir süredir, dahil olduğu medeni camia
tarafından büyük ölçüde engellenmiş ve ne hazindir ki, bundan 64 yıl önce
vatanını dahi kaybetme tehlikesi ile karşı karşıya bırakılmıştır. Gazi
Mustafa Kemal Atatürk’ün önderliğinde başlayan milli direniş bu tehlikeyi
bertaraf etmekle kalmamış, Türk milletine ilerlemenin yollarını açan ve
dünya sulhunun teminatı olan modern Türkiye’nin kurulmasını da
sağlamıştır. Bu çabaların başarısı için Türk milletinin katlandığı
fedakârlık olağanüstü büyük olmuştur. Geçmişin ıstırapları, Türk
milletinin engin gönlünde sönmez ve silinmez düşmanlık hisleri bırakmamış,
ama tarihin acı dersini daima hatırlamak Türk milleti için milli şuurun
kaynaklarından biri olmuştur. Büyük değişim gösteren dünyamız, 18. ve 19.
asır politikalarının zamanımızda geçersizliğini gösteriyor. Dünya sulhu,
dünya problemlerinin çözümü, dünya milletlerinin hür ve gelişmiş milletler
topluluğu haline gelmesine bağlıdır. Bu itibarla biz, sanayileşmiş
ülkelerle sanayileşmemiş ülkeler tezadının çözümünde sanayileşmiş ülkeler
katkısını bir yardım olarak görmüyoruz., bir görev telakki ediyoruz. Çünkü
bilim ve teknoloji insanlığın müşterek malıdır. Bu yüzden ilim ve
teknoloji transferini politik ve askeri maksatların dışında telakki
ediyoruz. Anormal silahlanma yarışını nükleer gücün askeri maksatlarda
kullanılmasını azgelişmiş ülkelere yapılan bilimsel, teknolojik transferin
yetersizliğini tasvip etmiyoruz. Milletler arası camianın yüksek insani
değerler etrafında yeniden organize edilmesini şart telakki ediyoruz.
Milletler arası kurumların gerçekten bu hüviyete kavuşturulması mümkündür.
Milletler arası adalet, milletler arası işbirliği, milletler arası ticaret
ve kültür hayatı daha sağlam esaslarla kurulabilir.
Türk milletinin bu
gelişmeye büyük katkılarda bulunması mümkündür. Bu gelişmeyi sağlamak, dış
politikamızın esasları arasında yer alacaktır. 3) Kalkınmanın temel gücü: Millet Daha insancıl, anlayışlı, insanlık meselelerini müdrik, barışçı bir
dünya, Türkiye’nin sağlıklı kalkınmasında hızlandırıcı bir faktör
olacaktır. Böyle bir faktörün önemi açık olmakla birlikte, kalkınmanın
temel gücü Türk toplumudur. 4) Kalkınma bir toplum hareketidir: Kalkınma olayı demokratik, adil, verimli bir toplum hareketi olmalıdır.
Kalkınma bir zümre hareketi olamaz. Nimet ve külfetlerin adalet ölçülerine
uygun dağılımı esas olmalıdır. 5) Kalkınmanın maddi, beşeri ve manevi elemanlarının
seferber edilmesi: Makro planda büyüme için esas olan manevi meziyetler, emek, çaba, para-
kredi, sermaye, tabii ve coğrafi imkânlar, bilgi, hüner, ehliyet ve
yönetim gücünün gerekli verim ve işbirliği içinde büyüme hedefine sevk
edilebildiği söylenemez. Emek, bilgi yönetim kapasitesi, sermayenin
karşısında gerekli korunma vasıtalarından mahrumdur. Makro planda da,
mikro planda da emek, sermaye ile birlikte katıldığı müşterek eserin
sermaye kadar önemli yapıcı unsurlarından biridir ve bu sıfatlı müşterek
hasıladan rizikosuna katlanarak pay almalıdır.6)
Makro ve mikro alanda kalkınma elemanlarının hürriyetçi koordinasyonu: Gönüllü, demokratik
ortaklıklar içinde her meslek grubunun özellikleri gözetilerek tayin
edilecek nispet ve şartlar çerçevesinde çalışanların sermayenin ve
yönetimin adil ve verimli iş birliğini ekonomik, sosyal ve insani açıdan
zaruri telakki ediyoruz. Ekonomik bakımdan üretimi, işçi- patron
ilişkisine indirgeyen sistemlerin, ekonomik çabanın tüm sorumluluğunu ve
yönetimini bir zümreye tahsis etmek, müşterek eserle insan arasındaki
manevi ve maddi ilişkiyi keserek ve nihayet çalışanı sabit bir gelire
bağlamak suretiyle sınırlamak gibi büyük mahzurları bulunmaktadır. Bu
durumda üretim artışı üretimin kalitesinin iyileştirilmesi, müşterek
ürünün daha iyi şartlarda pazarlanması, işletmenin artan verimlilik ve
kârlılıkla yönetilmesi gibi kişiyi eserine ve müessesesine bağlayan
psikolojik bağlar yıkılmaktadır. Bu bağların tesis edilmesi elzemdir.
Müşterek ürünü meydana getiren tüm işletme faktörlerinin müşterek eser ve
işletme ile ekonomik ve psişik bağlarının tesis edilmesi elzemdir.
İnsanların, başarısından fayda umacakları, zararından mutaazzır
olacakları, kısaca ferden veya müştereken çaba gösterdikleri bir iş
ilişkisi yoksa, gelişme ve büyümeyi ancak tesadüflere terk ettiğimizi
söyleyebiliriz. Kişiler başkaları için değil ama kendileri için artan bir
gayretle çalışabilirler. Kendileri için çalıştıklarını çalışmalarının
semeresini idrak ettikleri andan itibaren çalışma şevki ve çalışmada
verimlilik artacak, fert yükselmek ve gelişmek ihtiyacını duyacaktır. Bir
müşterek eserin meydana getirilebilmesi için bir işletme bütününde bir
araya gelen fertlerin hür, verimli adil bir işbirliğini tesis için ticaret
kanununa gerekli ve uygun şirket nevilerini ilave edeceğiz. Böylece emek,
para, teşebbüs gücü asgari maliyetle bir araya gelecektir. Maliyet
enflasyonu sıfıra yaklaşacak, üretim, iç ve dış pazarda rekabet imkanı
artacaktır. 7) Spekülatif sermaye ve kredinin doğrudan üretim ve
hizmet alanlarına yöneltilmesi: Kredi kurumlarının da doğrudan üretime katılmasında zaruret görüyoruz.
Banka ve kredi kuruluşları plan ve proje kredisi verecek ve verdikleri
kredi ölçüsünde işletmelere ortak olacaktır. Bu ilke, bankaları ve kredi
kuruluşlarını tefeci kredisi veren kuruluşlar olmaktan çıka |