EMEK PARTİSİ PROGRAMI
TOPLUM SINIFLARA
BÖLÜNMÜŞTÜR
İnsan toplumu,
tarihin çok eski çağlarından bu yana, birbirinden farklı ve birbirine
karşı mücadele eden sınıflara bölünmüştür.
Bütün maddi
değerlerin üreticisi olan sınıflarla emek harcamadıkları halde emeğin
yarattığı toplumsal artı ürüne el koyanlar arasındaki bu bölünme, aynı
zamanda, sınıflar arasında sürekli bir mücadeleyi de doğurmuştur.
Sınıflar arasındaki
mücadele, savaşlara, baskı ve zulme, ayaklanmalara ve isyanlara neden
olmuş, insan soyuna acı ve ıstırap getirmiştir. Ama sınıf mücadelesi, aynı
zamanda, ezilen ve sömürülen sınıfların devrimlerini de yaratmış, tarihi
ilerletmiş, insanlığın yükselmesinin ve dünyanın her adımda yeniden
yaratılmasının lokomotifi olmuştur.
Sınıflar arasındaki
mücadele, kapitalizm çağında yeni bir içerik kazanmıştır.
Kapitalizm, tarihte
ilk kez, insan toplumunu, üretim araçlarının özel mülkiyetine sahip
olanlarla, kullandıkları üretim araçlarının sahibi olmayan ve emek
güçlerini satarak yaşayan sınıflara bölmüştür. Kapitalizm, yalnızca üretim
araçları üzerinde özel mülk sahibi olan kapitalist sınıfları değil, aynı
zamanda, mülksüzleştirilmiş işçi yığınlarını da yaratmıştır. Böylece,
sermaye sahipleri ile işçiler arasında, toplumsal hayatın diğer bütün
ilişkilerini de belirleyen bir mücadele başlamıştır.
Çağımızda, emek ve
sermaye arasındaki uzlaşmaz karşıtlık, ekonomik, siyasal, ideolojik bütün
alanlarda sürmektedir.
Geleceğin, insanın
insanı sömürmediği sınıfsız ve özgür toplumu, bu mücadelenin işçi sınıfı
tarafından kazanılmasıyla doğacaktır.
19. yüzyılın
sonundan itibaren girdiği tekelci döneminde kapitalizm, artık tamamen
çürümüştür; bütün tersine iddialara rağmen can çekişmektedir. Özel
mülkiyetin her geçen gün daha küçük bir azınlığın elinde tekelleşmesi,
hızla toplumsallaşan emek ve üretim süreçlerinin ilerleyişini
önlemektedir. Bu nedenle, kapitalizmin yerini sosyalizmin alması ve
toplumsal ilerleyişin önünün açılması kaçınılmazdır. Bütün tersine
iddialara karşın, sosyalizm, insanlığın kurtuluşunun tek yoludur.
2
NASIL BİR DÜNYA VE
NASIL BİR ÜLKEDE YAŞIYORUZ?
’80’li yılların
sonunda, sermaye, “yeni dünya düzeni” ve “barış, refah ve uyum toplumu”
gibi sloganları, dünyadaki bütün politik ve toplumsal ilişkilere hakim
kılmaya çalıştı.
Bu sloganlar,
sınıflar arasındaki mücadelenin bittiğini, sosyalizmin öldüğünü ve
kapitalist sömürü ortadan kalkmadan da savaşların sona ereceğini iddia
ediyordu. Yaşanan olayların ortaya koyduğu gerçekler, bu sloganların içi
boş propagandalar olduğunu göstermiştir.
Her gün yaşanan
olaylar, kapitalist tekeller ve emperyalist devletlerarasındaki egemenlik
kavgasının ve karşıt sınıflar arasındaki mücadelenin, bütün şiddetiyle
sürdüğünü göstermektedir.
Bilim ve teknikteki
gelişme ve sermayenin uluslararasılaşmasının ilerlemesi; hem işçi sınıfını
çoğaltmış, hem de emekle sermaye ve uluslararası sermaye grupları
arasındaki mücadeleyi şiddetlendirmiştir. Sömürü yoğunlaşmış, hak gaspları
artmış, işsizler ordusu büyümüş, ara sınıflar mülksüzleşmeye ve iflasa
sürüklenmiş, sömürenle sömürülen arasındaki uçurum büyümüş, yoksulluk ve
sefalet tırmanmış, fuhuş ve dilencilik yayılmış ve doğrudan açlık baş
göstermiştir.
Sermaye dünyasında,
büyük emperyalist devletler tarafından kışkırtılan din ve mezhep
çatışmaları, ulusal kavgalar ve bölgesel savaşlar yaygınlaşmıştır. Öte
yandan, nüfuz bölgelerinden pay almak üzere; Avrupa ülkeleri ve Japonya
ABD’nin karşısına daha çok dikilmekte, Çin emperyalist bir güç olarak
ayağa kalkmakta, Rusya ise taşıdığı ciddi saldırganlık potansiyeliyle
toparlanmaya çalışmaktadır.
Emperyalist dünya,
bütün temel çelişmelerin keskinleştiği yeni bir döneme girmektedir.
Uluslararası sermaye
sistemi, yeni bir altüst oluşun eşiğinde bulunmaktadır.
Bir yandan; bugün
dünya, kapitalizmin krizleriyle, siyasal gericilikle, saldırganlık ve
militarizmle, emperyalist bloklaşmalarla, gerici çatışma ve savaşlarla
kararmıştır.
Kapitalizmin, genel
bunalımı yeni bir aşamaya doğru ilerlemektedir. Kapitalizmin kendisini
onarmak için başvurduğu yollar, işçi ve emekçilerin haklarına karşı bir
saldırı programı niteliğindedir.
Özelleştirmeler,
işyerlerinin kapatılması, taşeronlaştırma, sosyal güvenlik sisteminin
tasfiyesi, esnek çalışma, uluslararası tahkim, MAI, MIGA,
sendikasızlaştırma, toplusözleşme düzeninin kaldırılması, tarım ve
hayvancılığın öldürülmesi, emeği ve haklarını hedef alan ve "küreselleşme"
ya da "globalleşme" adı verilen bugünkü saldırının belli başlı yönleridir.
Küresel düzenlemeler, birer açık pazar haline getirmekte olduğu ulusal
ekonomileri olduğu kadar ülkelerin bağımsızlığını da yok etmekte;
örgütsüz, sessiz, dayanışmadan yoksun toplumlar yaratılmasını
amaçlamaktadır. Emperyalizm ve bugünkü küreselleşme saldırganlığı,
sömürgecilik ve gericiliğin pekiştirilmesi, ulusal hakların, bağımsızlığın
ve tüm demokratik eğilimlerin hiçe sayılması ve ezilmesidir.
Öte yandan;
sermayenin uygulamalarına karşı, elli yıldır ilk kez, Avrupa işçi
sınıfının gündemine “Genel Grev” girmiştir. Bu, aynı zamanda, kapitalist
dünyanın, her yanında, işçi sınıfı ile burjuvazi arasındaki mücadelenin
şiddetlendiği, devrim olanaklarının giderek çoğaldığı bir dönemece girdiği
anlamına gelmektedir. Sınıflar arasındaki mücadeleler, devrimci
başkaldırılar ve antiemperyalist savaşlar, karanlığı delmeye yönelen
kıvılcımlardır.
Uluslararası
burjuvazi ve emperyalizm, bağımsızlık ve demokrasi isteyen ve kendisine
karşı çıkma eğilimi gösteren herkese saldırmaktadır. Küreselleşme adı
altında yürütülen saldırganlık, uluslararası burjuvazinin faşist,
muhafazakar, "liberal", bugün kendisini "Üçüncü Yol" olarak tanıtan eski
sosyal demokrat vb. bütün akımlarının tek ve ortak yönelimidir. NATO, AB
(Avrupa Birliği) ve NAFTA, IMF ve Dünya Bankası, AGİT, Avrupa Stratejik
İşbirliği ve Savunma Anlaşması, Dünya Ticaret Örgütü gibi tekelci
uluslararası kuruluşlar, bu emperyalist saldırının araçları durumundadır.
Yeraltı ve yerüstü kaynaklarıyla ülkelerini emperyalizme peşkeş çeken
işbirlikçi egemenler, bu saldırının bir aleti, suç ortağı ve bazı
durumlarda taşeronu rolünü oynamaktadırlar.
Amerikalı, Avrupalı
ya da diğer emperyalistlerden hiçbirinin ve işbirlikçilerinin bağımsızlık
ve demokrasiye ilişkin en küçük bir eğilimleri yoktur; onlardan ulusal
hakların onaylanması ve demokratikleşme yönünde beklenti içinde olmak
beyhudedir. Tersine, bağımsızlık ve demokrasi mücadelesinin hedefi
durumundaki emperyalistler ve işbirlikçilerine karşı mücadele, bağımsızlık
ve demokrasinin kazanılmasının temel koşuludur. Bu mücadele, başlıca işçi
ve emekçilere kalmıştır.
Türkiye, emperyalist
egemenlik mücadelesinin gitgide kızıştığı ve çözümsüz sorunların kördüğüm
haline geldiği üç uluslararası kriz bölgesi tarafından çevrelenmiş ve
büyük emperyalist güçlerin hegemonya mücadelesinin odağı haline gelmiştir.
Türkiye, aynı
zamanda, dış sorunları ve gitgide ağırlaşmakta olan iç sorunlarıyla,
toplumsal ve politik çözülme belirtileriyle tarihinin en güçsüz dönemini
yaşamaktadır.
Türkiye'deki
sömürücü sınıflarla, işçi ve emekçi sınıflar, yeni bir hesaplaşma dönemine
doğru yol almaktadırlar. Karşıdevrim ile devrimin karşılıklı yükselişi ve
burjuva gerici cepheyle işçi emekçi cephesinin karşılıklı yeni bir
mevzilenmesi, günümüz Türkiyesi’nin niteliğini belirlemektedir. Önümüzdeki
dönem, sınıf mücadelesinin şiddetlendiği ve artık kesin bir çözüme
ulaşabilmesi için koşulların olgunlaştığı bir dönem olacaktır.
Bu özellikleriyle
Türkiye, emperyalist zincirde belirginleşmekte olan zayıf halka adayı
ülkelerinin başında yer almaktadır.
Türkiye, gerek
dünyadaki stratejik yeri ve rolü, gerekse, nicel olarak safları genişlemiş
işçi sınıfıyla, uluslararası işçi sınıfı açısından da büyük ve önemli bir
ülkedir.
Uluslararası işçi
sınıfı hareketinin ve sosyalizmin gerilediği son yıllarda, Türkiye işçi
sınıfı ve emekçi halkının, kitlesel bakımdan tarihindeki en ileri dönemini
yaşaması, giderek düzenden kopmaya ve politikleşmeye yönelmesi,
Türkiye’nin uluslararası önemini arttırmıştır.
Türkiye işçi sınıfı,
bütün dünya insanlığının kapitalizmden kurtuluşunun büyük adımlarından
birini atabilecek olanaklara sahiptir.
3
TÜRKİYE İŞÇİ SINIFI
ÜLKENİN GERÇEK SAHİBİDİR
Türkiye’de
kapitalizm, emperyalizmin tahakkümü altında gelişti. Osmanlı
İmparatorluğu’nda, ilk kapitalist işletmeler, henüz emperyalist aşamaya
geçmekte olan Avrupalı kapitalistler tarafından kuruldu. 20. yüzyılın
başlarında işçilerin en yoğun olduğu işletmeler, madenler, demiryolları,
limanlar, tütün rejileri, yabancı sermayenin ağırlıkta olduğu
işletmelerdi.
Dolayısıyla,
Türkiye’de, feodalizmin bağrında ilk kez modern kapitalist sömürüyü
başlatanlar ve işçi kitlelerinin ortaya çıkışını sağlayan ilişkileri
kuranlar, sömürgeci ve emperyalist Batılılar oldu. Osmanlı
İmparatorluğu’nda, Türk ve Müslüman kapitalistler henüz doğmamışken, Batı
sermayesinin kurduğu bu işletmelerde, Türkiye'nin modern işçi sınıfının
ilk öncüleri ortaya çıktı. Demiryollarını, büyük limanları yapanlar,
zengin madenleri yerin altından çıkaranlar, ilk silah fabrikalarında alın
terlerini akıtanlar, demire ve toprağa hayat verenler, kısacası Türkiye
tarihinde yaratıcı emekleriyle, henüz burjuvazi ortada yokken belirleyici
rol oynayanlar, işçilerdir, emekçilerdir.
Osmanlı
İmparatorluğu’nun son seksen yılı içinde başlayarak, ülkedeki bütün
ekonomik ve siyasi haksızlıklara ilk karşı çıkanlar, işçiler ve emekçiler
olmuştur.
Buna karşılık,
Osmanlı İmparatorluğu, işçilerin grev yapmasını ve cemiyet kurmasını
yasaklayan 1845 tarihli “Polis Nizamnamesi”nden başlayarak, baskı ve zulüm
yasalarının en önemlilerini işçilere karşı çıkarmıştır.
İlk işçi örgütü,
Osmanlı Amele Cemiyeti adıyla, 1894 yılında kuruldu. Ancak Sultan
Abdülhamit’in ağır baskı koşullarında ancak bir yıl yaşayabildi.
Yine bu dönemde işçi
eylemlerinin yanı sıra Anadolu'nun birçok yöresinde halk hareketleri
başladı.
Türkiye'deki ilk
burjuva devrimi olan 1908 Devrimi’ni hazırlayan sosyal ve siyasal koşullar
içinde, işçi eylemlerinin ve halk isyanlarının özel bir ağırlığı vardı.
İşçi sınıfı ve
emekçi halk, Türkiye’deki bütün demokrasi ve bağımsızlık mücadelesini ilk
başlatanlar olmuş ve ilerlemenin bütün yükünü omuzlamıştır.
Anadolu halkının
emperyalist işgalcilere ve emperyalizm uşağı Osmanlı hanedanının
iktidarına karşı bağımsızlık ve demokrasi mücadelesinde de işçi sınıfı, en
önde savaşmıştır. İşgal altındaki İstanbul’da örgütledikleri grevlerle ve
sokak çatışmalarıyla işgalcileri bunaltanlar ve emperyalistlerin
depolarını basarak Anadolu’ya silah ve cephane taşıyanlar, işçi sınıfının
yiğit evlatlarıydı.
Anadolu’da
emperyalist düşmana karşı, yalınayak, aç ve silahsız en önde savaşanlar,
yine işçiler ve emekçilerdi.
Kurtuluş Savaşı’ndan
sonra da, hak ve özgürlük mücadelesini sürdüren işçi sınıfı, her ileri
adımın öncüsü ve bekçisi olmuş, burjuvazinin gericiliğine, faşizme ve
emperyalizme karşı kavga vermiştir.
İşçi ve emekçilerin
sırtından iktidar koltuğuna kurulan sermaye, zaten cılız olan
antiemperyalist devrimi, işçi ve emekçilere ve onların çıkarlarına karşı
bir harekete dönüştürdü. Düzenin oturması süreci içinde “ulusal çıkarlar”,
işçi ve emekçilerin çıkarları karşısına dikildi ve emeğin her türden hakkı
“ulusal çıkar” adına reddedildi. Milliyetçi propaganda özellikle
başlangıçta emekçileri yatıştırıcı rol oynadı. Ancak hak ve hukuk
tanımayan sömürü koşulları, işçi sınıfı ve emekçilerin hoşnutsuzluğunu
kabartmakta gecikmedi. Tepkiler, baskı ve zulümle boğuldu.
İşçi sınıfı ve
emekçiler, bastırılan grevler ve halk hareketleri sonrasında, 2. Dünya
Savaşı döneminin yokluk, yoksulluk ve karne kuyruklarına katlandılar.
’40’ların sonunda
yaygın sendikalaşma hareketine tanık olundu. Bu hareket, sendika hakkının
tanınmasının nedeni oldu ve 1952’de “yukarıdan” Türk-İş’in kurulmasıyla
denetim altına alınmaya çalışıldı.
İşçi ve emekçilerin
hoşnutsuzluk birikimi ve tepkileri Bayar-Menderes hükümetinin
devrilmesinde temel bir rol oynadı.
Grev hakkının
anayasal bir hak olarak 1961 Anayasası’na girmesinde 200 bin işçinin
Saraçhane’deki mitingi belirleyici oldu. Sermaye, artık önlenemeyen işçi
eylemleri karşısında, 1963’de, grev ve toplu sözleşme hakkını yasal olarak
tanımak zorunda kaldı.
1960’lı yıllar
boyunca işçi sınıfı hareketi ülke sathına yayılırken; sınıfın ana
kitlesini hareketlendiren grevler ve direnişler ülke gündemini
belirleyecek boyuta ulaştı. Sendikal hareket, işçilerin dolaysız
katılımıyla anti demokratik sendika yasalarını etkisizleştirerek gelişti.
1965 Zonguldak
madenci grevi, sıkıyönetim ilan edilerek bastırılabildi.
Kavel, Demirdöküm ve
Sungurlar grev ve fabrika işgalleri gibi, etrafında sınıf dayanışmasının
yaygınlaştığı işçi eylemleri, aynı zamanda, demokratik kazanımların
temelini oluşturdu. Bunlar, işçi tarzı, mücadele ile hak alma anlayışını
geliştiren örnekler oldu.
Sermayenin sendika
hakkına karşı saldırısı, Türkiye işçi hareketinin onuru olan iki eylem
günüyle, 15-16 Haziran’la yanıtlanarak püskürtüldü. İşçilerin öfkeli
başkaldırısı da, yine sıkıyönetim ilan edilerek bastırılabildi.
“Terör”ü gerekçe
göstererek Demirel hükümetiyle parlamentonun yetersizliğini öne sürse de,
12 Mart darbecileri, en başta işçi sınıfına ve kazanılmış haklarına
saldırdılar. Nispeten kısa sürede toparlanıp yükselişe geçen işçi
hareketi, Ülker Direnişi’nden başlayarak darbenin neden olduğu karanlığı
yırtan gelişmesini sürdürdü ve yaygınlaştı. Zaman zaman on binlerce
işçinin katıldığı grev ve direnişlerin yanı sıra, 1976’dan itibaren,
birlik, dayanışma ve mücadele günü 1 Mayıslar, tarihsel anlam ve içeriğine
uygun olarak, yüz binlerce işçi ve emekçi tarafından kutlandı.
Emekçi katmanların
uyanışında, örgütlenmesinde ve mücadelesinde, işçi sınıfımız daima örnek
olmuştur. Köylüler, küçük esnaf ve zanaatkarlar, işçi sınıfının
mücadelesinden öğrenmiş, örgütlenmesinden örnek almış, kendi hak ve
çıkarları için verdikleri mücadelede, daima işçi sınıfını yanlarında
bulmuşlardır. 1960 ve 1970’li yılların köylü toprak işgalleri, kamu
emekçilerinin sendikalaşma hareketi ve kitlesel öğrenci gençlik
mücadelesi, işçi sınıfının açtığı yoldan ilerlemiştir.
Bu yüzden, burjuva
gericilik, her hamlesinde önce işçi sınıfına, onun sendikalarına ve siyasi
örgütlerine saldırmıştır. Bütün baskı yasalarının, hak ihlallerinin ve
sınırlamaların hedefi, önce işçi sınıfı olmuştur.
İşçi sınıfını teslim
almanın, halkın bütün diğer kesimlerini de teslim almak anlamına
geldiğini, burjuvazi de iyi bilmektedir.
12 Eylül askeri
darbesinin baş hedefi de, bu nedenle, işçi sınıfıydı. 1980 yılındaki
darbe, sendikalar yasasını bir cendere haline getirdi, işçi önderlerini ve
mücadeleci sendikacıların önemli bir bölümünü tutukladı, işçilerin
toplumsal ve siyasal hayata müdahale etmesinin bütün yollarını kesmeye
çalıştı.
Bunda büyük ölçüde
başarılı oldu ve işçi sınıfını, yıllardır büyük mücadelelerle elde ettiği
ileri mevzilerden geriye püskürttü.
4
EMEK PARTİSİ’NİN
YARATICISI İŞÇİ SINIFIDIR
İşçi sınıfının
kendini toparlaması ve eski mevzilerini tekrar elde etmek için mücadelesi,
askeri darbeden yıllar sonra yeniden başlayabildi.
Sermayenin
temsilcilerinin “Bu yasalarla artık grev ve direniş mümkün değildir”
saptamasını yaptıkları koşullarda, 1985’den itibaren işçi eylemleri
yeniden gündeme girdi.
“Yeni dünya düzeni”
taraftarlarının “işçi sınıfının tarihsel misyonunun bittiği”ni ilan ettiği
günlerde, Türkiye işçi sınıfı, 12 Eylül karanlığını ve uluslararası
sermayenin ideolojik kuşatmasını parçalayan bir atılganlık gösterdi.
1980’li yılların sonu, Türkiye işçi sınıfının, bütün ezilenlerin umudu ve
yol göstericisi olduğunu gösterdiği yıllar oldu.
Bu mücadele, işçi
sınıfının ana kitlesini harekete geçirdi, ona yeni öncüler kazandırdı,
ileri işçiler kesiminin güçlenmesini sağladı. Türkiye işçi sınıfı;
kendisini bağımsız bir sınıf olarak ortaya koyma yoluna girdi, kendi
partisini yaratacak siyasal olgunluğa ulaştı.
1987’de, metal
işçilerinin başlattığı,12 Eylül’ün karanlığını ve baskı ortamını delmeye
yönelen eylemler, yaygınlaşarak gelişti. 1988 eylemleri, arkasından 1989
Bahar eylemleri, giderek daha kitleselleşen 1 Mayıs kutlamaları,
Paşabahçe, Erdemir ve yüzlerce irili ufaklı grev ve direnişler; işçi ve
emekçilerin, askeri rejim tarafından gasp edilen haklarını yeniden
kazanmak için yükselttikleri mücadelenin zirvesi oldu. 100 bin dolayındaki
metal işçisinin büyük greviyle aynı zamana denk gelen ve 1990 sonlarında
başlayıp 1991’de büyük Ankara yürüyüşü ile sonuçlanan Zonguldak maden
işçilerinin eylemi, sınıf mücadelesi tarihinde layık olduğu yeri aldı.
1989 Bahar
eylemlerinin yarattığı sarsıntı, kamu emekçilerini de hareket geçirdi.
Kamu emekçileri, kitlesel olarak toplumsal hayata katıldılar. Bu süreçte
hızla kurdukları sendikaları içinde örgütlenerek, kendilerini çevreleyen
bütün yasaklamalara karşın on binler halinde sokaklara çıktılar, hak ve
özgürlükleri için mücadeleye atıldılar.
1987–1991 yılları
arasındaki yoğun işçi ve emekçi hareketi nasıl ANAP iktidarını
çökerttiyse, bundan sonra kurulan DYP-SHP (CHP) iktidarının sonunu da işçi
eylemleri belirledi.
Bütün bu dönem
boyunca, işçi eylemleri, sınıfın ana kitlesini harekete geçiren bir
nitelik kazandı. Sermaye ile emek arasındaki cepheleşme, işçi ve emekçi
kitlelerinin burjuva düzen partilerinden hızla kopmasına zemin hazırladı.
İşçi sınıfı, fiilen kullandığı yeni mevziler elde etti, hareket alanını ve
olanaklarını genişletti. İşçi hareketi, hem sermaye hem de diğer emekçi
kitleler nezdinde kendisini kanıtladı.
Aynı hareket içinde,
işçi sınıfı, sendika bürokrasisine ve burjuva hükümetlerin saldırısına
karşı, sınıf hareketini örgütleyip yönetebilecek ve daha ileri mevzilere
taşıyabilecek bir sendikacı ve ileri işçiler kitlesini yarattı.
Bu mücadele dönemi,
tam da, “emeğin rolünün bittiği”nin ilan edildiği bir zamanda, işçi
sınıfının toplumsal rolünü öteki bütün sınıflara kabul ettirdi.
İşçi hareketi, öteki
emekçi sınıfları cesaretlendirmiş ve toplumsal muhalefet hareketine
katılmaya teşvik etmiştir.
Bölgesel grev ve
direnişler; Zonguldak, Paşabahçe, Erdemir, Metal ve Petkim gibi örneklerin
gösterdiği gibi, bölge halkını da harekete geçirecek özellikler
kazanmıştır. İşçi kitle mücadelesi, sınıfın örgütlenme ve örgütleme
yeteneğini ortaya çıkarmış; her toplumsal gruba ve politik akıma,
işçilerden öğrenme olanağı sunmuştur.
İşçi hareketinden
güç alan ve sınıfın yakın müttefiki olan kamu emekçilerinin hareketi, 1991
öncesindeki darlığını kırmış, kitlesel bir hareket biçimini alarak büyümüş
ve genişlemiştir. Önemli bir bölümünü işçi tabakalarının oluşturduğu kamu
emekçilerinin hareketi, işçi hareketi ve partisi açısından büyük bir
olanak olmuştur.
Başlıca sanayi
kentlerinde, fabrikalar ve işyerlerinden, semt ve mahallelerden yükselen
sesler, emekçi kadınlar arasındaki hoşnutsuzluk ve hareketlenmenin ilk
belirtileri olarak kendini göstermiştir. Fabrika ve işyerlerindeki
hareketleriyle, yüzlerce ve binlerce emekçi kadın ve genç kız, kaderlerini
ellerine almaya bugünden karar verdiklerini ilan etmişlerdir.
Öğrenci gençlik,
üniversitelerdeki harç düzenine ve gerici eğitim sistemine karşı
mücadelesiyle, demokrasi mücadelesine önemli katkılarda bulunmuş ve
devrimci gençlik geleneklerini omuzlamak ve daha da ileriye götürmek için
gerekli birikime sahip olduğunu göstermiştir.
İşçi sınıfının genç
unsurları da, fabrikalarda ve işyerlerinde harekete büyük bir enerji
katmış, büyük sanayi kentlerinde, yüz binlerce genç emekçinin toplandığı
sanayi bölgelerinde emekçi gençlik hareketi mayalanmıştır. Merter, İmes,
Siteler, Ostim ve Ünaldı gibi sanayi sitelerinde görülen işçi ve emekçi
eylemleri, genç işçi ve emekçilerin siyasal taleplerle mücadele yolunda
ilerlemelerini hızlandırmıştır.
Diğer yandan,
işçilerin, kamu emekçilerinin, kadınların ve gençliğin mücadelesi,
ekonomik mücadeleden, politik mücadeleye doğru genişleme eğilimine
girmiştir.
Hareketteki politik
genişleme eğilimi, işçi sınıfının kendi bağımsız partisini yaratma yolunu
da açmıştır.
Emek Partisi, bütün
bu tarihsel birikimin ve son on yılın büyük mücadelelerinin içinden ve
Türkiye'nin geleceğini temsil eden başlıca güçlerin birliğinden doğmuştur.
• Son on yılın işçi
ve emekçi mücadelesinin örgütleyicileri ve bu mücadeleler içinde yetişmiş
ileri işçiler,
• İşçi ve emekçi
sendika hareketinde, sarı sendikacılığa karşı sınıf sendikacılığını
geliştirmiş ve temsil etmiş sendikacılar,
• Kadınların
kurtuluşunun, işçi sınıfının kurtuluşuna bağlı olduğunu bilen, emekçi
kadın hareketinin yaratıcısı ve örgütleyicisi olan kadınlar,
• Yeni bir dünya
özlemiyle, kapitalizme ve gericiliğe karşı mücadelelerini, işçilerin ve
emekçilerin mücadelesiyle birleştirmeye yönelen gençliğin ileri kesimi,
• İşçi sınıfının
tarihteki devrimci rolünün bittiğinin ilan edildiği gericilik
koşullarında, mücadeleleri ve yaşamlarıyla sosyalizme bağlı kalmış, ileri
işçilerin saflarına katılmakta duraksamamış devrimci aydınlar.
Emek Partisi’ni
yaratan başlıca güçler bunlardır.
5
EMEK PARTİSİ VE
DİĞER PARTİLER
I.
’80’li yılların
ortalarından başlayarak yükselen ve genişleyen işçi ve emekçi hareketi,
harekete katılanların sayısı bakımından, Türkiye tarihinin en yüksek
noktasına ulaşmıştır. Bu açık işçi hareketi, aynı zamanda, emeğin iktidarı
için mücadele eden kendi biçimine uygun bir parti ihtiyacını da doğurmuş;
fakat mevcut siyasal partilerden hiç biri bu ihtiyaca cevap verememiştir.
İşçi sınıfının ve
emekçilerin; kendi çıkarlarından ayrı çıkarları olan partilere ve gruplara
ihtiyacı yoktur.
İşçi sınıfının ve
emekçilerin; kendi hareketlerini kalıba sokmak için ona masa başında
uydurulmuş ilkeler dayatmaya çalışan partilere ve gruplara ihtiyacı
yoktur.
İşçi sınıfının ve
emekçilerin; kendi dışlarında kuruldukları halde sınıfın öncüsü olduğunu
iddia eden partilere ve gruplara ihtiyacı yoktur.
İşçi sınıfının ve
emekçilerin; kendilerini çeşitli biçimlerde bölen ve dolayısıyla
burjuvaziyi ve sermaye egemenliği sistemini güçlendiren, büyük sermaye ve
emperyalistler karşısında beklentiler yayıcı, uzlaşmacı parti ve gruplara
ihtiyacı yoktur.
İşçi sınıfının ve
emekçilerin; kendilerini, milliyet esasına göre bölünerek örgütlenmeye ve
hele bu esas üzerinde egemen sınıfların temsilcileriyle bir araya gelmeye
çağıran ayrılıkçı parti ve gruplara ihtiyacı yoktur.
İşçi sınıfı ve
emekçiler; mücadelelerini birleştiren, mücadelenin düzenli ve sürekli
olması için kitlelere yardımcı olan bir parti istemektedir.
İşçi sınıfı ve
emekçiler; kapitalizme ve gericiliğe karşı mücadelenin geçmek zorunda
olduğu aşamaların tümünde yalnızca kendi çıkarlarını temsil eden bir parti
istemektedir.
İşçi sınıfı ve
emekçiler; ulus, din, dil, ırk, mezhep ve cinsiyet farklılıklarını
önemseyen, ancak bütün dünyadaki işçilerin sermaye düzenine karşı
birliğinin ve mücadelesinin parçası olan bir parti istemektedir.
Artık işçi ve emekçi
hareketi, kendisini bu özellikleri taşıyan devrimci bir parti olarak
örgütleme aşamasına gelmiştir.
Emek Partisi, bu
isteklerden ve arayıştan doğmuştur.
Emek Partisi,
“emekten yana” bir parti değildir; emeğin kendi partisidir.
Emeğin kendi partisi
olmak demek; emeğin çıkarlarını sermayeye karşı savunmak, dünyanın emeğe
göre yeniden kurulmasının mücadelesini vermek demektir.
Emeğin kendi partisi
olmak demek; ezenle ezilen, sömürenle sömürülen arasındaki mücadelede,
ezilenin ve sömürülenin yanında olmak demektir.
Emeğin kendi partisi
olmak demek; emperyalizme karşı halkın çıkarlarını korumak, bağımsızlığı
savunmak demektir.
Emeğin kendi partisi
olmak demek; işçi ve emekçi sınıfların örgütlenmesine, hak ve iktidar
için, sermayenin ve ara sınıfların yedeği olmadan mücadeleye atılmasına ve
sürdürmesine yardımcı olmak demektir.
II.
Emek Partisi’nin
dünya görüşü, bilimsel sosyalizmdir. Emek Partisi, işçi sınıfının
partisidir ve emeğin sermayeden nihai kurtuluşu için mücadele eder.
İşçi sınıfı ve
emekçilerin kapitalist kölelikten nihai kurtuluşu, köklü bir toplumsal bir
altüst oluş olmadan olanaksızdır; ezilenlerin kurtuluşunun yolunu ancak
bir devrim açabilir. Bu devrim ve işçi sınıfını kurtuluşu davasının
kendisi; biçim açısından ulusal olmakla birlikte içerik açısından
uluslararası niteliktedir. Bu nedenle, EMEP, başlıca mücadele alanı
Türkiye olmakla birlikte, bu mücadeleyi, işçi sınıfının uluslararası
davası ve mücadelesinin bir parçası, kendisini de dünya işçi sınıfının
Türkiye kolunun politik örgütü olarak görür.
EMEP, milliyetçi
önyargı ve düşmanlıklarının karşısında ve tamamen enternasyonalist bir
partidir. Dünya işçi sınıfının birliğini öngörür; bu birliği, sendikal,
politik ve ideolojik bakımdan geliştirici katkılarda bulunmayı görev
bilir.
Enternasyonalizmin,
"tekellerin Avrupası'na karşı emeğin Avrupası", "emeğin küresel birliği ve
örgütlenmesi" türünden burjuvazinin güdümünde, tekellerin egemenliğine
bağlanan birlikler oluşturulmasını savunmakla bir ilgisi yoktur. EMEP,
uluslararası burjuvazi ve emperyalizmi hedef alan, işçi sınıfı ve
emekçilerin uluslararası mücadele birliği ve devrimci dayanışmasını
savunur.
III.
Emek Partisi’nin,
bütün diğer partilerden bir diğer önemli farkı, dünya görüşüne ve
dayandığı sınıfın niteliğine bağlı olarak benimsediği örgütlenme
biçimidir. Emek Partisi; bürolarda değil, fabrikalarda ve işyerlerinde
örgütlenmekte olan bir parti olarak doğmuştur.
Emek Partisi;
sınıfın mücadele ve örgütlenme yeteneğinin ve enerjisinin açığa çıktığı,
mücadele, eylem ve örgüt biçimlerinin ve sınıfsal dayanışma ve bilincin
mayalandığı fabrikaları ve işyerlerini kendi örgütünün temeli olarak
görmektedir. Bu, devrimci bir işçi partisi olmanın koşuludur. Bir işçi
partisi ya fabrika örgütleri toplamı bir parti olur ya da bir işçi partisi
değildir.
Bizzat işçiler
tarafından örgütlenmekte olan parti, örgütleyicilerinin niteliğine uygun
olarak, fabrika ve işyeri temeli üzerinde yükselmektedir.
Emek Partisi; bu
özelliğiyle,
• siyaseti gündelik
hayatın bir parçası haline getirebilecek,
• bulunduğu her
alanda, işçilerin ve emekçilerin çıkarlarını, dolaysız olarak
savunabilecek,
• gelişmelere
yerinde ve zamanında müdahale edebilecek,
• ve işçi ve
emekçilere, mücadelelerini örgütlemekte yardımcı olabilecektir.
IV.
Emek Partisi; bütün
farklılıklarına ve eleştirilerine karşın, diğer siyasi partilerle, işçi
sınıfının ve emekçilerin çıkarları doğrultusunda güç ve eylem birlikleri
yapacaktır.
Emek Partisi, her
yerde, mevcut toplumsal ve siyasal düzene karşı her devrimci hareketi
destekleyecektir. Bu hareketlerin, emek ve sermaye arasındaki büyük
çelişkiyi esas sorun olarak ön plana çıkarmaları için eleştiri ve uyarı
görevini yapacaktır.
Emek Partisi,
yalnızca ülke içinde değil, uluslararası planda da, bütün ülkelerin
devrimci ve demokrat hareketleri arasında, emperyalizme ve tekelci
kapitalizme ve gericiliğe karşı birlik sağlanması için çalışacaktır.
6
EMEK PARTİSİ’NİN
PROGRAMI VE HEDEFLERİ
İnsanlığın, sınıfsız
sömürüsüz bir dünyada kardeşçe ve özgürce yaşamasını amaçlayan Emek
Partisi’nin yakın hedefi; emperyalizm, tekelci kapitalizm ve yarı feodal
kalıntıların tasfiye edilmesidir. Bağımsız ve Demokratik Türkiye'nin
yaratılmasının tek yolu budur.
Bunun için, EMEP,
demokratik bir halk iktidarının kurulmasını zorunlu görür.
Bu nedenle, EMEP,
işçileri, emekçileri, ezilen milyonları; demokratik halk iktidarının
kurulmasıyla kalıcı hale gelebilecek, aşağıdaki talepler için mücadeleye
çağırır:
A) Politik alanda:
1) Türkiye’yi emperyalizme ve uluslararası sermayeye bağlayan bütün ekonomik,
askeri ve siyasi bağımlılık ilişkilerine son verilecektir.
• Türkiye’nin
bağımsızlığını ortadan kaldırdıkları gibi bölge ülkelerini de tehdit eden
ABD üsleri ve Çekiç Güç türü askeri birlikler, ülkeden çıkarılacaktır.
• Emperyalistlerle
yapılmış ikili ya da çok taraflı bütün gizli anlaşmalar açıklanacak ve
iptal edilecek; NATO’dan ve Avrupa Birliği’nden çıkılacaktır.
2) Bütün diğer ülkelerle, iç işlerine karışmama, toprak bütünlüğüne saygı,
barış içinde bir arada yaşama ve karşılıklı saldırmazlık temeline dayalı
ilişkiler geliştirilecektir.
• Emperyalizme karşı
mücadele eden halklar ve demokratik ülkeler ile dayanışma, antiemperyalizm
ve barış, dış politikanın temelleri olacaktır.
• Silahlanma
harcamalarının arttırılmasına, kimyasal ve nükleer silahlanmaya ve
bölgesel askeri bloklaşmalara karşı olan barışçı bir dış politika
izlenecek; savaş kışkırtıcılığı yasaklanacaktır.
3) 12 Eylül Anayasası ile anti demokratik yasalar ve bunlara dayanan bütün
kurum ve aygıtlar kaldırılacaktır.
• Egemenliğin ve
iktidarın halka verilmesini güvenceye alan demokratik bir anayasa
yapılacaktır.
• Fabrikalarda,
işyerlerinde, yerleşim alanlarında ve toplumsal örgütlerde örgütlenmiş
iktidar organlarına dayanan demokratik bir halk devleti kurulacaktır.
• İktidarın bu
örgütlenmesi, başka bir iktidar organına olanak tanımayacak ve
gerektiğinde seçmenlerin temsilcilerini görevden alabilmesini ilke
edinecektir.
4) Halkın egemenliği önünde engel oluşturan gizli ve açık, askeri ve sivil
bütün organ ve örgütler fesh edilecektir; örtülü ödenekler yasaklanacak ve
ordu halka dayalı olarak demokratikleştirilecektir.
5) Halk sınıf ve tabakalarının sendikal ve siyasal mücadele ve örgütlenme
özgürlüğünün önündeki bütün yasal ve kurumsal engeller kaldırılacaktır.
• Sendikasızlaştırma
girişimleri ve lokavt yasaklanacak; bütün emekçilere koşulsuz
toplusözleşme, grev, hak grevi, dayanışma grevi, genel grev ve siyasal
grev hakkı tanınacaktır.
6) Gerici ve faşist örgütlenme yasaklanacak; halkın özgürlüğü, ülke içi ve
dışından gelebilecek darbe tehditleri ve provokasyonlara karşı güvenceye
alınacaktır.
• Halk düşmanlarını
dışta tutan genel af çıkarılacaktır.
7) Kürt sorunu demokratik ve halkçı biçimde çözülecektir.
8) Belediyeler, spekülasyon, rant, rüşvet ve adam kayırma merkezleri olmaktan
kurtarılacaktır.
• Yerel yönetimler,
halk yönetiminin birimleri olarak güçlendirilecek; her türden sosyal
hizmetin halk denetiminde yürütülmesinin organları olarak örgütlenecektir.
• Bütün yerel
yönetimler, üretim birimlerinde, mahallelerde, semtlerde ve en küçük
yerleşim birimlerinde örgütlenmiş halk meclislerinin denetimi altına
alınacaktır.
B) Ekonomik ve
sosyal alanda:
1) Emperyalist tekellere, Gümrük Birliği’ne, IMF ve Dünya Bankası’na verilmiş
ekonomik imtiyazlar kaldırılacak; emperyalist borç ödemeleri durdurulacak
ve iptal edilecektir.
• Özelleştirme ve
işletme tasfiyeleri durdurularak, başta sanayi, dış ticaret, bankacılık,
madencilik, tarım, ulaştırma ve haberleşme sektörleri olmak üzere,
emperyalistlerin ve işbirlikçilerin elinde bulunan tüm işletmeler
ulusallaştırılarak, işçi denetimine ve halkın yönetimine verilecektir.
• Yeraltı ve yerüstü
zenginlikleri ulusallaştırılacaktır.
• Tarımda devlet
çiftlikleri ve büyük kapitalist işletmeler, işçi denetimi ve halkın
yönetimi altındaki kolektif çiftlikler olarak işletilecektir.
• Yarı feodal
topraklar köylü birliklerine devredilerek, kooperatifler kurulması teşvik
edilecektir.
2) Bütün ücretli işçiler için dört kişilik bir ailenin ihtiyaçları üzerinden
hesaplanan genel asgari ücret tespit edilecektir.
• Zorunlu mesailer
yasaklanacak; ücretlerde indirime gidilmeksizin, iş gününün sekiz ve iş
haftasının 40 saatin altına indirilmesi sağlanacaktır.
• İşçi sınıfının
kazanımlarını yok eden ve sömürüyü yoğunlaştıran “esnek çalışma”ya
kesinlikle son verilecek; hür türlü angarya ve ücretsiz izin uygulaması
yasaklanacaktır.
• Cinsiyet ve yaş
durumundan bağımsız olarak, eşit işe eşit ücret kuralı uygulanacaktır.
• Taşeron işçilik,
işten atma, hak gaspı yasaklanacaktır.
• İşsizlik önlenecek
ve iş güvencesi sağlanacaktır.
• Sigorta
özelleştirilmeleri durdurulacaktır; katılım payı olmadan işsizlik,
yaşlılık ve genel sağlık sigortası getirilecektir.
• Sendikasız,
sigortasız işçi çalıştırma yasaklanacaktır.
• İşyeri disiplin
kurullarını işçiden yana değiştiren, kazanılmış hakları koruyan, iş
koşullarının iyileştirilmesini ve sigorta sistemini güvenceye alan yeni
bir iş yasası yapılacaktır.
3) Kamu emekçilerine adil bir ücret sistemi getirilecek; sendika,
toplusözleşme ve grev hakkı tanınacaktır.
• Sürgün ve kıyımlar
durdurularak, muhataplarının bütün zararları tazmin edilecektir.
• Gizli sicil
sistemi ve keyfi despotik atama ve terfi sistemi kaldırılacaktır.
• İş yaşamı
demokratikleştirilecek; kamu emekçilerine kamu kurumlarında hizmetlerin
planlanması ve yürütülmesinde söz ve karar hakkı ile yöneticilerini seçme
ve geri alma hakkı tanınacak, kamu emekçileri üzerindeki siyasi yasaklar
kaldırılacak ve siyasal mücadele özgürlüğü tanınacaktır.
4) Köylünün, bankacı ve tefecilere olan borçları iptal edilecektir.
• Topraklar
üzerindeki her türden ipotek kaldırılacak, uluslararası ve yerli
tekellerin köylülük üzerindeki sömürü ve baskısı kırılacaktır.
• Küçük üretici ve
az topraklı köylüye ucuz kredi desteği sağlanacaktır.
• Kota sistemi
kaldırılacak, tarım ve hayvancılık ürünlerinin ithalatı yasaklanacaktır.
• Üreticilerin
sendikalaşması önündeki engeller kaldırılacaktır.
• Başfiyat
uygulaması kaldırılarak, üretici sendikalarının ve köylü birliklerinin de
söz sahibi olduğu taban fiyat politikası uygulanacak, destekleme alımları
yaygınlaştırılacaktır.
• Az topraklı ve
topraksız köylüye iş ve karşılıksız toprak verilecektir.
• Feodal ve yarı
feodal ilişkiler kaldırılarak köylülük, toprağa ve özgürlüğe
kavuşturulacaktır.
5) Temel tüketim
mallarına ve toplu ulaşım araçlarına zam yasaklanacaktır.
6) Başta KDV olmak üzere, tüm dolaylı vergiler kaldırılacaktır.
• Asgari ücret vergi
dışı tutulacaktır.
•Kapitalist
işletmelerdeki karlar denetim altına alınacak; lüks tüketim
vergilendirilecek, gelirle artan oranlı vergi sistemi uygulanacak, istisna
ve muafiyetler kaldırılacaktır.
• Yoksulluğu
meşrulaştıran ve kişiyi aşağılayan “fon”lar kaldırılacaktır.
7) Kır ve kentte herkese uygun konut, evsizlere ev sağlanacaktır.
8) Yetersiz beslenme ve açlığa karşı zorunlu önlemler alınacaktır.
• Halk sağlığında
koruyucu sağlık sistemi esas alınacaktır. Ana-çocuk sağlığı, beslenme,
çevre sağlığı ve sağlık eğitimi bütünleştirilecek, koruyucu sağlık
hizmetleri yaygınlaştırılacak ve tedavi edici hizmetlere olan aşırı
yüklenme azaltılacaktır.
• Özel sağlık
kurumları kamulaştırılacak; kamu sağlık kurumlarında özel muayene, teşhis,
tedavi hizmetleri ve part-time çalışma yasaklanarak tam gün çalışmaya
geçilecektir.
• En küçük yerleşim
birimlerinden başlanarak, yaygın ve geniş bir sağlık istasyonları ağı
kurulacak, her kademede ücretsiz sağlık hizmetleri verilecektir.
• Birinci basamak
sağlık hizmeti birimleri, altyapı, insan gücü ve araç-gereç bakımından
güçlendirilerek yaygınlaştırılacaktır.
• Sağlık
hizmetlerinin planlanmasından uygulanmasına kadar her aşamada, halkın ve
sağlık emekçilerinin katılımına açık bir sağlık sistemi kurulacaktır.
• Tüm halkı kapsayan
bir sosyal güvenlik sistemi getirilecek, bu sistemi besleyen kamu
kaynakları, işçi ve emekçilerin denetimine açık olacaktır.
• Bütün halk, sağlık
ve yaşlılık sigortasından yararlanacaktır.
• İşçi ve
emekçilerin, bütün sağlık giderleri, hastane ve ilaç masrafları devlet
tarafından karşılanacaktır.
• İlaç üretimi
devlet tarafından üstlenilecek ve fahiş ilaç fiyatlarına son vermek üzere
özel ilaç fabrikaları devletleştirilecektir.
• Tıp eğitimi,
toplumun temel sağlık sorunları öncelikli ve bilimsel gelişmeleri yakından
izleyen nitelikte olacaktır.
C) Kültür, sanat, spor ve çevre sağlığı alanında:
I. Kültür ve Sanat
1) Kültür, bilim ve sanat hayatı üzerindeki emperyalist ve gerici sermaye
tekeline son verilerek yasal ve kurumsal kısıtlamalar kaldırılacaktır.
2) Emperyalist gerici ve yoz kültürel ve sanatsal abluka ile sermayenin
kültür, bilim ve sanatı uyuşturucu propaganda aracı ve ticari pazar olarak
kullanan tekeli kırılacaktır.
• Bütün halkın
kültür ve sanat zenginliklerinden yararlanması ve yaratıcı etkinliğin
herkesin hakkı haline gelmesi için gerekli olanaklar geliştirilecektir.
3) İnsanlığın tarihsel kültür birikiminin, ilerici kültürün, bilim ve sanat
eserlerinin toplumsal olarak sahiplenilmesi ve desteklenmesi için özel
programlar uygulanacaktır.
• Burjuva-feodal
kültürün ve eğitim sisteminin yerleştirdiği tüm geriliklerin, bilim ve
kültür hayatındaki yozlaşmanın kültürel ve sosyal hayattan silinmesi için;
yaygın, sürekli ve etkili bilimsel ve sanatsal eğitim, yetişkinleri de
kapsayarak geliştirilecektir.
• Kütüphaneler,
müzeler, konser ve sergi salonları yaygınlaştırılacak, bütün kültür
hizmetleri, bütün halk için ücretsiz hale getirilecektir.
• Bütün üretim ve
yerleşim birimlerinde, bütün halkın kültür ve sanat etkinliklerinden
yararlanmasını sağlayacak, gezici kültür ekipleri, kitaplıklar, sinema ve
tiyatro birimleri kurulacaktır.
4) Uluslararası proleter ve ulusal demokratik kültürel ve sanatsal mirasın
tanınmasına, sınıfın ve halkın manevi yaşamının şekillenmesinin kültürel
temeli haline gelmesine, bu temel üzerinde bilimin, kültür ve sanatın
gelişmesine özel destek verilecektir.
5) İnsanlığın doğuşundan bu yana ülke topraklarında kurulmuş uygarlıklardan
bugüne kalan miras korunacak, yağmalanmış değerlerimiz yeniden ülkeye
kazandırılacaktır.
• Tarih boyunca bu
topraklar üzerinde yaşamış bütün halkların temsil ettiği kültürel
birikimin yok sayılması ve inkarı önlenecek, ilerici ve demokratik
kültürün gelişmesinin tarihsel temeli ve unsuru olarak halka mal
edilecektir.
6) Halkın, maddi ve manevi kültür değerleri korunacak, geliştirilecek ve
gelecek kuşaklara aktarılması için önlemler alınacaktır.
7) Kişisel inanç sorunu olarak din, devlet işlerinden tam ve gerçek anlamda
ayrılacaktır.
• Devletin dinsel
kurumlara parasal desteği kaldırılacaktır.
• Diyanet İşleri ve
vakıflar gibi araçlarla dinin siyasi amaçlı kullanılmasına son
verilecektir.
• İnanç ve ibadetin
politikanın aracı olarak istismarı önlenecek ve herkes için din, vicdan ve
ibadet özgürlüğü güvence altına alınacaktır.
II. Eğitim, spor ve
çevre
1) Eğitim çağındaki bütün insanların, ülkenin sosyal ve ekonomik koşullarına
uygun olarak, parasız, eşit olanaklarda, demokratik ve özgür bir eğitim
görmesi sağlanacaktır.
• Sermaye
egemenliğinin dayanaklarından biri ve parçası olan eğitim sistemine son
verilecektir.
2) Her türden okul katkı payı ve harç kaldırılacak, öğrenim ve eğitim
kurumlarındaki özelleştirme durdurulacak, çocuklara ve gençlere fırsat
eşitliği tanınacaktır.
• İlk, orta ve
yüksek öğrenimde demokratik, bilimsel ve parasız eğitim
gerçekleştirilecektir.
3) YÖK ve ÖSS benzeri kurum ve uygulamalar kaldırılacak, özerk demokratik
üniversite düzeni kurulacaktır.
• Öğrencilerin, hak
talep etme, örgütlenme ve politik yaşama katılma özgürlüğü eksiksiz olarak
güvence altına alınacaktır.
4) Sporun, gençliğin uyuşturulmasının, yerel ve ulusal düşmanlıkların, ilkel
şovenist duyguların ve bireyci rekabetçiliğin halk arasında
meşrulaştırılmasının aracı ve ticari bir sömürü sektörü olarak
kullanılmasına son verilecektir.
• Boş zamanın
verimli değerlendirilmesi ve bedensel eğitim olanaklarının genişletilmesi
sağlanacaktır.
• Bütün halkın
sağlığını gözeten, kitle sağlığını koruma ve geliştirme programları
yürürlüğe konulacaktır.
5) Kapitalist kar hırsı ve tekelci rekabetin, denizleri, akarsuları,
ormanları, toprağı ve havayı kirletmesine, doğayı tahrip etmesine son
verilecektir.
• Teknolojinin, kar
güdüsünün emrinden çıkarılması ve üretimin artırılması kadar, doğa ve
çevre sağlığının korunması için de kullanılması sağlanacaktır.
• Doğanın korunması
ve çevre sağlığı toplumun sağlığı ile özdeş kabul edilecektir.
• İnsanı ve
sorunlarını hiçe sayan sermaye karşısında, çevre sorunu, insanlığı temsil
eden ilerici sınıfın ve halkın kendi sorunu haline getirilecektir.
D) Kadınlar,
çocuklar ve gençler için:
1) Kadın cinsine erkek karşısında tam hak eşitliği sağlanacaktır. Kadının
toplumsal ve politik hayata katılımı her yönden desteklenecektir.
• Kadın bedeninin
meta olarak kullanılması ve kadının cinsel aşağılanması önlenecektir.
• Kadın emeğinin,
erkek emeği ile eşitliği sağlanacak ve kadın sağlığına zararlı işlerde
çalıştırılması yasaklanacaktır.
• Çalışan kadına
doğum öncesi ve sonrası yeterli süreyle izin verilecek; işyerlerinde çocuk
bakım odaları, semt ve mahallelerde ücretsiz kreş ve anaokulları
açılacaktır.
• Ev kadınına doğum
ve çocuk bakım yardımı yapılacak, parasız genel sağlık ve yaşlılık bakım
sigortası hakkı tanınacaktır.
2) 18 yaşın altındaki çocukların çalıştırılması yasaklanacaktır. Kimsesiz
çocukların bakımı ve eğitimi güvence altına alınacaktır.
• Genç işçiler için
işgünü altı saat olacaktır. Gece ve sağlığa zararlı koşullarda
çalıştırılmaları yasaklanacaktır.
• Genç işçi ve
çıraklar üzerindeki yarı feodal sömürü kaldırılacak; her türlü angarya,
çıraklık ve sigortasız çalıştırma yasaklanacaktır.
3) 18 yaşından yukarı gençlere seçme, 21 yaşını dolduran gençlere seçilme
hakkı verilecektir.
• Asker gençlik
üzerindeki dayak, her türden kişisel eşitsizlik ve baskı kaldırılacak,
zorunlu askerlik sistemi kaldırılarak askerlik yaşamı
demokratikleştirilecektir.
• Er ve erbaşlara
sendika kurma hakkı tanınacaktır.
Emek Partisi,
sözlerini yerine getirmek için, her koşulda ve her zaman, yalnızca
işçilerin ve emekçilerin yeni bir dünya yaratma özlemine dayanacak,
insanlığın tam kurtuluşu için mücadelenin çıkarlarından başka hiçbir çıkar
gözetmeyecektir. |