Web mySiyaset
ANASAYFA  

SİYASİ PARTİLER > CHP > PROGRAM

 

YENİ HEDEFLER YENİ TÜRKİYE

CHP “değişimin gücü”

 

Sunuş

CHP'nin son programının hazırlandığı tarihten günümüze 17 yıl geçti. Bu dönem içinde yaşanan olaylar, dünyada ve ülkemizde yeni bir siyasal çerçevenin oluşmasına yol açmıştır.

Bloklaşmanın çözülmesi, yeni bütünleşme arayışlarının henüz kararlılık kazanamaması, olumlu olumsuz her türlü değişime ve gelişmeye açık akışkan bir uluslararası ortam yaratmıştır. 80'li yılların köktenci-sağ kavramların etkisi altında biçimlenen politikaları, bugün yaygın işsizlik, artan sosyal sorunlar, yolsuzluklar karşısında artık tıkanmıştır.

Ülkemiz ise bu dönemde uzun ve ağır bir demokrasi kesintisini yaşamak zorunda kaldı. Anayasa, TBMM, siyasal partiler, sendikalar ortadan kaldırıldı. Toplumu siyaset dışında ve denetim altında tutmayı amaçlayan yeni hukuksal ve kurumsal düzenlemeler getirildi. Ekonominin dışa açılması ve rasyonelleştirmesi adına, sosyal düşünceler ve sanayileşme politikaları bir yana itildi.

Bugün Türkiye mali dengeleri kaybetmiş, sanayileşmesi duraklamış, gelir dağılımı çarpıklaşmış, bölgeler arası dengesizliği uçuruma dönüşmüş, işsizlik, yolsuzluk, terör kuşatması altında bir ülke görünümündedir.

Bu tablo, emeği, üretimi, sosyal adaleti, dayanışmayı, insan haklarını, demokrasiyi, laikliği, bireyi, girişimi, bilgiyi ve kültürü temel alan bir siyasal programın, yeni bir siyaset anlayışının, yeni politikaların geliştirilmesini zorunlu kılıyor.

Cumhuriyet Halk Partisi'nin yeni programı bu bekleyişi karşılama amacına dönük bir girişimdir. Demokratik Solun - Sosyal Demokrasinin evrensel değerlerini Türkiye gerçekleriyle bütünleyen, demokrasi ile kalkınmayı, büyüme ile paylaşmayı, özgürlük ile eşitliği, emek ile girişimi, dinsel inanç ile laikliği, birey ile toplumu uzlaştıran bir bakış açısı programın çıkış noktası olmuştur.

Cumhuriyet Halk Partisi bu programı, ulusal bağımsızlık savaşımıza, Atatürk devrimlerine ve demokrasiye geçişe öncülük yapan ana düşüncelerin temelleri üzerinde oluşturmuştur. Cumhuriyet Halk Partisi'nin bu programı Türkiye'nin tarihsel sürekliliği ile değişim özlemini, gelenek ile yenileşme arayışını, geçmiş ile geleceği bütünleştirip yansıtmaktadır.

Bütün bu yönleri ile bu bir demokratikleşme programıdır, toplumsal barış programıdır, ulusal bütünlük programıdır.

Cumhuriyet Halk Partisi Türkiye'nin çağı aşma mücadelesine sürekli öncülük yapmış olmanın onuru ve sorumluluk duygusu ile bu programı halkımızın değerlendirmesine sunmaktadır.

Deniz  BAYKAL

CHP Genel Başkanı

 

 

 

BİRİNCİ BÖLÜM - GİRİŞ - İDEOLOJİK ÖZÜMÜZ VE TEMEL TERCİHLERİMİZ

 

BİRİNCİ BÖLÜM

İDEOLOJİK ÖZÜMÜZ VE TEMEL TERCİHLERİMİZ

I- GİRİŞ

Cumhuriyet Halk Partisi, kökleri tarihimizde ve milli mücadelemizde olan, Atatürk'ün öncülüğünde Cumhuriyeti gerçekleştiren, çağdaş Türkiye'nin temellerini kuran, demokrasi sürecini başlatan, 1960'larda demokratik sol bir içerik ve sosyal demokrat özellikler kazanan bir büyük yenileştirme hareketinin temsilcisidir.

CHP, Türkiye gerçeklerinde biçimlenmiş, evrensel geçerliği olan işlevlerin ve iddiaların taşıyıcısıdır.

CHP, belirli bir tarih kesitinde emperyalizme, kurulu düzene, eşitsizliğe, gericiliğe, imtiyazlara başkaldırının ifadesidir. CHP, bu zaman kesitinin gerçeklerinde Türkiye'yi yenileştirmek ve çağı aşmak programının ve iddiasının sahibidir. Bu özellikleriyle CHP, hem bağımsızlık yolunda, hem de yenileşmek yönünde mazlum milletlere tarihsel bir örnek yaratmıştır. CHP, doğuşundaki bu nitelikleri bugün de sürdürmektedir.

CHP, çağdaş, evrensel ilkeleri ve devrimleri ile, bağımsızlığı, kalkınmayı ve çağı amaçlayan genç Türkiye Cumhuriyeti'nin öncüsü olmuştur. CHP, sosyal adalet ve refah arayışındaki günümüz Türkiye'sinin umududur.

Tarihte Varız, Gelecekte de Var Olacağız

Türkiye'nin onurlu geçmişinde Cumhuriyet Halk Partisi vardır. Türkiye'nin onurlu geleceğinde de Cumhuriyet Halk Partisi olacaktır.

Solun evrensel değer yargılarından, doğrularından ve geleneğinden; Türkiye'nin tarihsel yenileşme özlemlerinden; milli mücadele geçmişimizden; CHP'nin onurlu deneyiminden, tarihe iz bırakmış, geleceğe yol döşemiş ilkelerinden; cumhuriyet ve demokrasi dönüşümlerinden; halkın özgürlükçü ve eşitlikçi taleplerinden; sol ve demokrat birikimlerden; inanç dünyamızdaki adalet ve dayanışma anlayışlarından hareketle, sosyal demokrasinin temel ilkelerini teorisini ve pratiğini Türkiye'nin gerçekleriyle bütünleştirerek, Türkiye insanının özlemlerini ve ihtiyaçlarını bu doğrultuda yanıtlayarak, her şeyin en güzel olanını, en yeni ve çağdaş olanını ona sunmak için, CHP 9 Eylül 1992'de yeniden doğdu.

"Bağımsızlık benim karakterimdir" diyebilmiş bir lideri kurduğu parti kimliği ile, Türkiye'yi dünyada etkin ve saygın bir konuma ulaştırmak için CHP vardır.

Anayasayı, yasakların tarifi olmaktan çıkartmak, onu bir özgürlük belgesine dönüştürmek, demokrasiyi bütün özellikleri ve güzellikleriyle gerçekleştirmek, demokrasinin kesintilere uğramasını önlemek, 12 Eylül ve benzerlerini sorgulamak ve tarihe terk etmek için, CHP vardır.

Devlette, Toplumda, Siyasette Devrim Misyonu

Cumhuriyet Halk Partisi, tüm topluma refah götürmeyi amaçlarken, özgürlük ve eşitlik ideallerinin bütünlüğünde, sosyal demokrat anlayışların zemininde, geleceğin barışçı ve üretken Türkiye'sini yeniden kuracaktır.

CHP; kendisiyle barışık bir Türkiye'yi akılcı, verimli, büyüyen; emek öncelikli bir Türkiye'yi; yenileşmiş, feodalizmden arındırılmış, kişilikli bir Türkiye'yi; yeşil bir dünyada temiz bir Türkiye'yi; gençliği özgür, kadını ve erkeği eşit bir Türkiye'yi; hoşgörünün varolduğu bir Türkiye'yi amaçlamaktadır.

CHP; devlette, siyasette ve toplumda devrim yapmanın işlevini, tarihteki yerinin ona tanıdığı kutsal misyonu taşımaktadır.

Geçmişimizdeki kazanımlara, güzelliklere, gerçekleştirdiğimiz başarılara ve bize öncülük yapmış insanlarımızın tümüne onurla sahip çıkarken, geleceğe dönük yeni bir ivmeyi yakalamak için, 9 Eylül’de yeniden doğduk.

Toplum ve birey hızla gelişirken, yönetenler toplumun ve bireyin hızına yetişemiyor, özlemini ve gereksinimlerini karşılayamıyor. CHP, bu çelişkiyi halkla beraber çözmenin iddiasıdır.

Sosyal Demokrasinin Çağı Başlıyor

Yirminci yüzyılın son kesiti, sosyal demokratların tarih önündeki haklılığını ve ideolojik üstünlüğünü kanıtladı.

Sosyal demokrasi, eşitlik ve özgürlük ideallerinin bütünlüğü ve bölünmezliğidir; bu ideallerin birlikte takibidir. Dünyada gelişen ve benimsenen, doğruluğu ve haklılığı sağa karşı ve solun içinde kanıtlanan, inancımızdır. 21. yüzyılın eşiğindeki dünyada, bu ideoloji artık Batı Avrupa ile sınırlı değildir. Şimdi çok daha geniş bir coğrafya kesitinde sosyal demokrasinin etkinliği gelişiyor.

Sosyal demokrasi son tahlilde, imtiyazları, fırsatları, kültür ve eğitimi, zenginlikleri ve mutluluğu en geniş kitlelere yaymanın ve ulaştırmanın iddiasıdır; sürekli bir adalet arayışıdır.

Sosyal demokrasinin ve sol bir parti olarak CHP'nin tercihi, toplumun tümüne esenlik getirmeyi amaçlarken, öncelikle büyük kitlelerin, geniş tanımıyla emek kesimlerinin yararını savunmaktır. Öncelikle onların temsilcisi olabilmektir.

Bu yaklaşım, elbette, toplumdaki başka ayrışım ölçüleri çevresinde daha geniş beraberlikler kurmaya engel değildir. Yenileşme ve çağdaşlaşma özlemi yüksek kesimler, çevre koruması, kadın hakları gibi duyarlılıkları en önde tutanlarda CHP'yi daima yanlarında bulacaktır.

Sosyal demokrasi, emek ile sermaye arasında taraflardan birini karşısına alarak ona haksızlık yapan, adaletsiz davranan bir karşıtlığın ifadesi değildir; kendi işlevini toplumun sadece bir kesitini gözetmekle sınırlı tutan bir siyaset de değildir. 

Ama sosyal demokrasi ve CHP, temel tercih olarak, açık ve net olarak, emeğin tarafıdır.

Yenileşmenin ve Sağlıklı Değişimin Geleneği

Cumhuriyet Halk Partisi'nin amacı, barışçı, kendi içinde ve demokrasi üzerinde uzlaşabilmiş, adaletli bir toplum oluşturmaktır.

CHP'nin hedefi, hızla gelişen, dünyaya açılan, verimlilik ve akılcılık doğrultusunda büyüyen ekonomisiyle, toplumun refahını arttırmak; bireyin gelişmesini engellerinden kurtarmaktır.

CHP, yenileşmenin ve sağlıklı değişimin geleneğidir; CHP'nin yenilik kavramı, CHP'nin sol ve demokratik özellikleri, ilkeleri doğrultusunda kendini yenilemesidir; büyük ideallerine ulaşmak için en yeni, çağdaş, etkin yöntemleri akılcılığın, verimliliğin ölçülerini kullanabilmesidir.

CHP'deki yenileşmenin amacı, Türkiye'yi yenileştirmektir. "Eşitlik, özgürlük, çağı paylaşmak, demokrasinin sürekli gelişimi, ülkenin ve toplumun bütünlüğü, ekonomik büyüme, dürüst kamu yönetimi, katılım, kişilikli dış politika, laik devlet, çoğulculuk" gibi temel tercihler çerçevesinde Türkiye'yi yenileştirmektir.

CHP olarak, bizim topluma ve Türkiye'nin tüm çağdaş ve sol birikimlerine, demokrat birikimlerine önerdiğimiz hedef ve yöntem budur.

 

 

1.1-Türkiye Cumhuriyeti ve CHP Tarihi Ortaktır

 

1.1-TÜRKİYE CUMHURİYETİ İLE CHP TARİHİ ORTAKTIR

CHP, bağımsızlık mücadelesini yürüten Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti'nin devamı olarak, Atatürk tarafından 9 Eylül 1923'de kuruldu.

CHP, kökleri toplumumuzun tarihinde ve ulusal kurtuluş savaşımızda olan partidir. CHP, Türkiye Cumhuriyeti ile içiçe gelişti, birlikte olgunlaştı ve toplumumuzun temel değerlerini paylaşıp geliştirerek büyüdü.

CHP, her dönemde günün koşullarının gerektirdiği yeni fikirleri benimseyerek toplumumuzda değişimin gücü oldu. Her zaman yenileşmenin ve büyük dönüşümlerin öncülüğünü üstlendi.

CHP, kurucusu ve ilk genel başkanı Atatürk'ün önderliğinde saltanatı kaldırdı. Cumhuriyeti kurdu, hilafete son verdi, ulusal birliği sağladı. CHP'nin gerçekleştirdiği reformlarla çağdaş Türkiye Cumhuriyeti biçimlendi, kökleşti, gelişti.

Bu özellikleriyle Cumhuriyet Halk Partisi'nin tarihi, ulusal kurtuluş mücadelesi ve Türkiye Cumhuriyeti tarihiyle özdeştir.

 

 

1.2- Devrimlerin, Değişimin, Demokrasinin Öncüsü CHP

 

1.2- DEVRİMLERİN, DEĞİŞİMİN DEMOKRASİNİN ÖNCÜSÜ CHP

Cumhuriyet Halk Partisi, devrimleri, reformcu atılımları, evrensel değerleri ile, bağımsızlığı, demokrasiyi ve kalkınmayı amaçlayan; ümmet anlayışından ulus bilincine ulaşmayı, çağdaş toplum yapısını oluşturmayı ve eşitsizlikleri aşmayı hedef alan genç Türkiye Cumhuriyeti’nin öncüsüdür.

CHP, Atatürk’ün önderliğinde ulusal sanayinin ve ekonominin geliştirilmesine öncülük etti. Laik topluma yönelik devrimlerle, eğitim reformuyla, köy enstitüleriyle çağın kapılarını araladı.

II. Dünya Savaşı demokrasilerin zaferiyle sonuçlarıyla esmeye başlayan özgürlük rüzgarları, birçok ülke gibi Türkiye’yi de etkiledi. CHP tek parti konumunun tüm olanaklarına ve gücüne karşın, özveriyle ve cesaretle davranarak çok partili rejime geçişi sağladı.

Türkiye’nin yeni rejimine alışmaya çalıştığı ve giderek yoğunlaşan bunalımların oluştuğu 1950’lerde, CHP, demokrasinin kurumsallaşması için unutulmaz bir mücadele verdi; temel hak ve özgülüklerin gelişmesine öncülük etti.

1960’larda ve 1970’lerde, CHP, grev ve serbest toplu pazarlık haklarını yaşama geçirdi; sosyal adalete dayalı refah toplumunu gerçekleştirmek amacıyla düzeni değiştirmenin mücadelesini başlattı.

CHP, çağdaş Türkiye’nin temellerini kurdu. Demokrasi sürecini harekete geçirdi. 1960  sonrasında, kendi tarihsel “yenileştirme işlevini” eşitliğin ve özgürlüğün doğrultusunda geliştirerek, “sürekli içindeki değişimin” partisi oldu.

CHP, Atatürk devrimlerini ve Cumhuriyeti, yozlaştırıcı ve saptırıcı her türlü gerici ve suçlayıcı etki ve saldırılardan korumak, kollamak ve yaşatmak kararlılığından hiçbir zaman özdün vermedi, vermeyecektir.

 

 

1.3-Tarih İçinde Değişim

 

1.3-TARİH İÇİNDE DEĞİŞİM

Cumhuriyet tarihi ile özdeş oluşum süreci içinde, Cumhuriyet Halk Partisi'nin temel ideolojik yaklaşımları da gelişti. 1923'te hazırlanan parti tüzüğünde, halk egemenliği, çağdaşlık ve hukuk devleti anlayışlarını içeren "Dokuz Umde" yer aldı. 1927'deki İkinci Kurultay'da "Cumhuriyetçilik", "Halkçılık", "Milliyetçilik", "Laiklik" CHP'nin dört temel ilkesi olarak benimsendi. 1935'deki Üçüncü Kurultay'da, bunlara "Devletçilik" ve "İnkılapçılık" eklenerek, ilkelerin sayısı altıya çıkarıldı. Cumhuriyet Halk Partisi'nin bu ilkeleri, zaman içinde kazandıkları yeni yorumlarla ve gelişmeleriyle, CHP oluşumunun tarihsel değerlerini ve zenginliğini meydana getirdi.

a)    Cumhuriyetçilik

CHP, "Cumhuriyetçidir"; Atatürk'ün kuruluşuna öncülük ettiği Türkiye Cumhuriyeti'ni yaşatmak, geliştirmek, güçlendirmek misyonunun sahibidir. Cumhuriyetçilik, demokrasinin tarihsel önkoşulu, hazırlayıcısı olmuştur.

CHP, bir ilke ve ideal beraberliği üzerinde Cumhuriyetimizi kurmuştur. Cumhuriyetin temelindeki anlayış, bu beraberliği oluşturan tüm insanların eşitliği ve bütünlüğü anlayışıdır.

CHP, ulusun egemenliğini, bağımsızlığını ve cumhuriyetçiliğin temel kuralı olarak benimser ve savunur.

Cumhuriyet, tarihimizdeki en köklü dönüşümdür. Egemenliğin kaynağını ulusta bulan anlayıştır; "saltanat" kavramının yıkılması "milli iradenin" geliştirilmesidir; "tebaa"nın yerini "yurttaşın" almasıdır. Cumhuriyet, "yurttaşlık" kavramının temel öğe ve temel tanım olarak esas alınmasıdır; kültürel, dinsel tanımların sivil topluma bırakılarak, resmi ölçü olmaktan çıkarılmasıdır.

CHP'nin "Cumhuriyetçilik" ilkesi, demokrasi bağlamındaki bir büyük uzlaşmayı da içermektedir. Türkiye kendi kendisiyle kavgalı olmaktan yorulmuştur. Barışa ihtiyacı vardır. Farklı yarar grupları, farklı kültürel, toplumsal duyarlılık kümeleri arasında yeni anlayış ve hoşgörü kanallarının açılması, insanların kendi farklılıkları içinde bütünleşmesi, CHP'nin inancıdır, iddiasıdır.

b)    Milliyetçilik

CHP, Türkiye Cumhuriyetini oluşturan tüm yurttaşların birliğini, bağımsızlığını, egemenliğini, güvenliğini, esenliğini ve dünyadaki saygınlığını, Türkiye'nin toprak bütünlüğünü, siyasal ve ekonomik haklarını korumakla görevlidir; bu görevi tarihi boyunca onurla taşımış olmaktan kıvançlıdır.

Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş döneminde gereksinim duyulan bir "uluslaşma sürecinin" işlevi olarak milliyetçilik ilkesi benimsenmiştir. CHP'nin uluslaşma anlayışı, geçmişten devralınan feodal kümelenmelerin, ırk, bölge, inanç ayrışmasına dayalı yapılanmaların tarihe bırakılmasıdır; ülkede kader ortaklığının oluşumudur; çağdaş topluma geçişin çok önemli bir aşamasıdır.

Milliyetçilik "ırka" indirgenemez; Türkiye bütününü oluşturan çok sayıdaki etnik özellik karşısında devletin yanlılığı, öncelik tercihi söz konusu olamaz. Devlet, herkesi eşit şekilde temsil ve ifade eder. CHP, milliyetçiliği, bölgecilik anlayışlarının, kavimcilik benzeri küçük bağlılıkların, kan-köken bağımlılıkların ulusal düzeyde aşılmasıdır. Ayrışma değil, bir bütünleşme hareketidir.

Bu bağlamda, "milliyetçilik", farklı etnik yapılanmalar arasında bir ayrım ölçüsü değildir. Tüm ayrışmaları kapsayan, onların Türkiye'nin ulusal bütünlüğü çerçevesinde demokratik farklılaşma özgürlüğünü tanıyan, farklılık içinde bütünleşmeyi öngören, bütünlük idealini tanımlayan kapsayıcı bir anlayıştır.

CHP'nin milliyetçilik anlayışı, hangi kökenden gelirse gelsin, hangi dili konuşursa konuşsun ve hangi inancı paylaşırsa paylaşsın, kimsenin "azınlık" konumuna indirgenemeyeceğidir; herkesin ülkenin asli sahibi olduğudur.

CHP, başka ülkelerde yaşayan yurttaşlar ve Türk topluluklarına eşit davranılmasını, ana dillerini ve kültürlerini yaşatıp geliştirme olanağı sağlanmasını özenle gözetir.

c)     Halkçılık

CHP'nin "Halkçılığı" öncelikle kitlelerin emeğiyle ve alın teriyle üreten, değer yaratanların önde tutulmasıdır. Siyasal meşruiyetin temelini halkla bulabilmektir.

CHP'nin halkçılığı, ahlâki ve siyasi bir öncelik tercihidir.

CHP, ekonomik ve siyasal imtiyaz odaklarının dışındakileri öncelikle temsil eden, imtiyazların kaldırılmasını amaçlayan partidir. CHP'nin amacı, sade ve sıradan yurttaşa öncelikle hizmet götürmektir; ona fırsat yaratmak, önüne ufuk açmaktır. CHP siyasetinin özü budur.

Bu özellikleriyle, "Halkçılık", CHP'nin tarih sürecinde geliştirdiği sol kimliğin de kaynakları arasındadır.

CHP'nin temel bir inancı, temel bir yaklaşımı olan halkçılık, gereğinde bireyselliği aşarak bütünselliğe erişmektir; memleket içi özveride bulunmaktır; yurtseverliği özümsemektir.

CHP'nin halkçılık anlayışı, halkı muhtaç kabul edip, ona bağışlar lütfetmeyi esas alan bir popülizmin ifadesi değildir. Halkın kısa vadede duymak istediğini söylemek değildir. Halkçılığın gereği, sorumluluktur; sosyal demokrat değerleri, akılcılıkla, üretkenlikle bütünleştirmektir.

CHP, halkçılık ilkesinin ışığında, kimsenin kimseyi ezemeyeceği, sömüremeyeceği, herkesin yaşamı boyunca geçimi ve sağlığı bakımından güvenlik içinde olacağı, çalışma ve eğitim fırsatlarından eşitlikle yararlanabileceği insanca ve hakça bir düzen kurmayı amaçlar.

d)    Devletçilik

Devlet, özel yararlarla toplumsal yararlar arasındaki dengenin sağlıklı oluşması için getirilmiş bir güvencedir. Bu güvence, özellikle piyasa mekanizmalarının özel çıkarlar için çarpıtılmasını önlemek, tekellerin oluşmasını, üretici ve tüketici haklarının çiğnenmesini engellemek açısından gereklidir ve etkilidir.

Toplumun büyük tercihlerinin belirlenmesinde, uzun vadeli ekonomik stratejilerin oluşmasında devletin öncelikli görevi vardır. Aynı şekilde, ekonomisi geri kalmış yörelerin geliştirilmesi ve bölgesel farklılaşmaların giderilmesi öncelikle devletin sorumluluğudur.

Ulusal bağımsızlığın ve egemenliğin sağlam siyasal ve ekonomik temellere dayanması; kişinin özgürlüğü, güvenliği ve yaşam koşullarının iyiliği; yurttaş eşitliğinin korunması; toplumun esenliği ve uyumu; gelişmenin sürekliliği, hızı ve hakçılığı; tüm üretim araçlarının ve mülkiyetin toplum yararına ve emeğin üstünlüğü ve gelişmenin bütünlüğü kurallarına uygun biçimde değerlendirilmesi, devletin gözetmesi gereken temel ölçülerdir.

CHP, devletin işleyişinde katılımcılığı öngörür; yönetenle yönetilen karşıtlığının giderilmesini amaçlar. CHP, merkeziyetçiliği ve israfı azaltacak, etkinliği ve verimliliği arttıracak şekilde, devletin "yerinden yönetim" anlayışına dönük olarak yeniden yapılanmasını savunur.

CHP'nin devlet anlayışında, “yurttaş devlet için değil, devlet yurttaş için vardır.” Bu özellikleriyle, devlet, toplum ve yurttaş yararına etkin önlem alabilmenin yetkisine ve olanağına sahip olmalıdır.

CHP, üyesi olduğu belirli bir alanda toplumun yararı doğrultusunda Sosyalist Enternasyonal’in ilkeleri doğrultusunda, belirli bir alanda toplumun yararı varsa, sosyalleştirmeyi veya özelleştirmeyi öngörebilir.

e)    Laiklik

Bütün inançlar, devlet önünde eşittir. CHP, devleti dinsel inançlara karıştırmaz; dinsel inançların da devlet işlerine karışmasına kesinlikle izin vermez. İnanç ve ibadet özgürlüğünü, kişinin kutsal ve dokunulmaz hakkı sayar. Dinin baskı unsuru olmasını da, din duygusunun ve dinsel inançların baskı altına alınmasına da karşıdır. Laiklik, din ve devlet işlerinin birbirinden ayrı tutulmasıdır.

Laiklik, Cumhuriyetin ve demokrasinin, ulusal bütünlüğün ve iç barışın temel taşıdır. Laiklik, toplumdaki farklı inançların barış içinde birlikte yaşama yöntemidir. Laiklik, inananların, farklı inananların, farklı düşünenlerin kendi tercihlerinin ortak güvencesidir.

Laikliğin temel özelliği, toplumun bütünlüğüne katkı yapmasıdır; barışı ve karşılıklı anlayışı, hoşgörüyü kurumsallaştırmasıdır. Laik devlet, din–inanç-düşünce özgürlüklerinde farklılaşanlar arasında bir taraf değildir; ortak güvencenin düzenleyicisidir.

Çağdaşlığın, bilimselliğin ve demokrasinin temel taşı laikliktir. Laiklik korunmadan demokrasi yaşatılamaz. Eğitim laikleşmeden, yeniliğe ve değişime açık çağdaş bir toplum ve devlet yapısı oluşturulamaz. CHP, dinin istismarını başta eğitim olmak üzere her alanda önlemekte kararlıdır. Laikliğin uzun vadedeki gereği, inanç dünyasının sivil topluma devredilmesidir.

Laikliğe karşı uluslararası bir stratejinin Türkiye'ye yönelik saldırıları karşısında, laiklik, CHP'nin özel bir duyarlıkla savunduğu ilkedir. İnanç dünyasını, eğitimi ve siyaseti bu tür saldırılardan korumak CHP'nin öncelikli görevidir. Laiklik, Türkiye'de laikliğin kurucusu olan CHP'nin öncelikli sorumluluğudur.

f)      Devrimcilik

CHP, dönemler boyunca gelişen ve olgunlaşan bir yenileşmedir; süreklilik içinde değişimdir; sonsuz bir adalet arayışıdır. Cumhuriyetin ilk yıllarındaki tanımıyla, CHP'nin devrimciliği, "...ulusumuzu son yıllarda geri bırakmış kurumların yıkılarak, yerlerine, ulusumuzun, çağdaş uygarlık doğrultusunda ilerlemesini sağlayacak kurumların getirilmesidir".

CHP'nin devrimcilik anlayışı, çağdaş düşüncelere açılarak yenilikleri kavrayıp benimsemektir. Toplumun, kuralları ve kendini sorgulayarak, daha iyiye, daha doğruya ve daha güzele ulaşmanın yollarını açmasıdır. Yenileşmenin ve değişimin araçlarını oluşturması, yöntemlerini düzenlemesidir. CHP, halkla birlikte, halktan güç ve yetki alarak, demokratik hukuk devleti kurallarına ve barışçı yöntemlere bağlı kalarak devrimciliği sürdürür.

CHP, toplumsal ve ekonomik düzen ile devlet yapısında çağın, gelişmenin, insanca ve hakça yaşamanın gereği olan değişimlerin öncüsüdür. CHP, halkın ekonomik ve siyasal gücünü arttırıcı, yönetim yetkisini ve sorumluluğunu geliştirici kurumsal düzenlemelerin tarih boyutundaki sahibidir.

CHP, tarihsel temelleri üzerinde ve sosyal demokrat kimliği doğrultusunda, sürekli bir yenileşmenin takipçisidir. CHP geleneğinin özelliği budur. "Süreklilik içinde değişim" ve "kendi özünün doğrultusundaki yenileşme", CHP'nin gücü, ayrıcalığı, üstünlüğü olmuştur. Bundan sonra da olmaya devam edecektir.

Demokratikleşmenin evrensel sürecinde ve belirli özelliklerin, coğrafyaların, çıkarların kesiştiği bölgemizin kendine özgü tarihsel oluşumunda, CHP, özgürlük ve eşitlik sentezinin yolunu açan, çağdaş ve evrensel ilkelerin, devrimlerin sahibi ve izleyicisidir.

 

 

1.4-Cumhuriyet Halk Partisi'nin 1976 Programı

 

1.4- CUMHURİYET HALK PARTİSİ'NİN 1976 PROGRAMI

Değişimin ve yenileşmenin öncüsü CHP, 1950'de gerçekleştirdiği "demokrasi devrimi"nden sonra, baş gösteren yozlaştırıcı gelişmelere karşı demokrasiyi savunmak, kurumsallaştırmak, geliştirmek ve ona sosyal bir içerik kazandırmak işlevini üstlendi.

CHP'nin bu dönemindeki demokrasi anlayışı ve mücadelesi, 1959'da "XI. Kurultay"ın kabul ettiği "İlk hedefler Beyannamesi" ile somut önerilere dönüştü.

"İlk Hedefler Beyannamesi" ile ortaya konulan demokrasi önerileri kısa sürede toplum tarafından benimsendi; 1961 Anayasası büyük ölçüde bu önerilere dayandırıldı. 1961 Anayasası ile, Türkiye, demokrasiye daha elverişli bir ortama kavuşarak, daha özgürlükçü bir geleceğe yönelme olanağına kavuştu.

CHP, 1960'ların hareketli düşünce ortamında köklü bir sorgulama ve arayış sürecini başlatmıştı. Partinin geleneksel tezleri tartışılıyor, solun evrensel doğrularıyla, Türkiye gerçeklerinin birleşmesine çalışılıyordu. 1965 seçimine girerken, parti "Ortanın Solunda" yer aldığını belirtmekteydi. Seçim sonrasında yaygın bir ideolojik ve siyasal tartışma ortamı oluştu. Sola açılan CHP, yeni bir söylem geliştirmekteydi. Gösterdiği yeni hedefler ve kullandığı yeni sloganlar toplumda güçlü değişim rüzgârları estiriyordu. CHP kendini "halkın partisi", "düzenin değil, değişimin partisi" olarak nitelerken, "demokratik sol" tanımını benimsemekteydi.

Yeni Program, bir yandan CHP'nin tarihsel geleneğini ve temellerini oluşturan "Altı Oku" bazı yeni yorumlarla geliştirmekteydi. Öte yandan da, Sosyalist Enternasyonel'e üyelik kararı doğrultusunda, sosyal demokrasinin evrensel ilkelerini "Altı Kural"" olarak benimseyerek, geleceği dönük tezlerini öncelikle aşağıdaki ilkelerden başlatmaktaydı;

Cumhuriyet Halk Partisi, "ÖZGÜRLÜK, EŞİTLİK, DAYANIŞMA, EMEĞİN ÜSTÜNLÜĞÜ, GELİŞMENİN BÜTÜNLÜĞÜ, HALKIN KENDİNİ YÖNETMESİ kurallarına dayanır." (CHP Programı, 1976)

CHP, kendi özü ve çağın gereksinimleri doğrultusunda oluşturduğu sosyal demokrat özelliklerini geliştirerek, Türkiye'yi 2000 yıllara hazırlamak amacındaydı.

CHP'nin tarih ve Türkiye önünde üstlendiği bu büyük hedefe ulaşmasına, 12 Eylül 1980 darbesi engel oldu. Daha doğrusu, ancak belirli bir süre, 9 Eylül 1992'ye kadar engel olabildi.

 

 

II- YENİ KOŞULLAR, YENİLEŞEN CHP

 

II- YENİ KOŞULLAR-YENİLEŞEN CHP

2.1- DEĞİŞEN DÜNYA VE TÜRKİYE

Cumhuriyet Halk Partisi'nin kendini "demokratik sol bir siyasal parti" olarak tanımlayıp köklü bir yenileşmeyi gerçekleştirdiği 23. Olağan Kurultayından bu yana on yedi yıl geçti.

Bu süre içinde tarihin hızlandığı bir dönem yaşandı. Dünya, çok köklü ekonomik, siyasal, teknolojik değişimlere tanık oldu. Bilgi çağına geçiş süreci başladı. Solun yüzyıllık iç kavgası, Sovyetlerle birlikte sosyalizmin totaliter modelinin çöküşüyle noktalandı. Sosyal demokrasi -ya da eş anlamıyla demokratik sosyalizm- geçmişten çok daha geniş bir coğrafyada iddia sahibi oldu. Eski Doğu blokunda ve Sovyetler Birliğinde yer alan ülkelerde bölünmeler yaşandı; yeni bağımsız devletler oluştu. Askeri ittifakların konumu ve anlamı değişti.

Özellikle haberleşme teknolojisinin baş döndürücü gelişimi, herkesin birbirinden daha haberli, birbiriyle daha ilgili olduğu yeni ve küçülen bir dünya yarattı.

CHP'nin son programının kabul edildiği 1976'dan bu yana, ülkemizde de önemli değişiklikler yaşandı. 12 Eylül rejimi, 1980'de tüm partileri kapatarak, Türkiye'nin siyaset kurumuna ve siyasal geleneklerine ağır bir darbe indirdi. Demokratik hak ve özgürlükleri çok büyük ölçüde kısıtlayan bir anayasa yapıldı. 1983 seçimleriyle başlayan demokrasiye yeniden geçiş sürecine rağmen siyasal yaşam normalleştirilemedi. İnsan hakları ihlalleri, kötü yönetim alışkanlıkları devam etti. Bütün bunlara rağmen, Türkiye'nin özgürlük ve demokrasi taleplerindeki güç, bu dönemde bile bazı olumlu gelişmeleri zorlayabildi.

Aynı dönemde, dünyaya açık bir ekonomi yönünde adımlar atıldı. Pazar ekonomisinin bazı özellikleri benimsendi. Ancak ekonominin örgütlü ve rekabetçi kimliğe, sağlam bir altyapıya, etkin bir hukuk sistemine ve sosyal adalet çerçevesine kavuşmasına dönük reformlardan uzak duruldu. Eşitsizlik, işsizlik, verimsizlik, tekelcilik teknolojideki gerilik, yönetimde kayırmacılık ve keyfilik, ekonominin önemli zaafları olmaya devam etti.

Bu sarsıcı oluşumların dünyada ve Türkiye'de yoğun biçimde yaşandığı, bazı dönüşümlerin gerçekleştiği zaman diliminin büyük bölümünde, CHP, siyaset sahnesinde yoktu. 9 Eylül 1992'de yeniden doğan partimiz, bir bakıma, yepyeni bir dünyaya ve bazı özellikleriyle farklı bir Türkiye'ye gözlerini açtı.

2.2- CHP: "DEĞİŞİMİN GÜCÜ"

Cumhuriyet Halk Partisi, süreklilik ve değişimin sentezidir; süreklilik içinde değişimdir. Türkiye'nin siyasal ve toplumsal tarihinde, CHP, değişimin gücüdür.

Günümüzün CHP'si, CHP geleneğinin sürekliliği içinde, CHP'nin 1976 programının getirdiği yeniliklerden ve ulaştığı doruklardan hareketle temel yaklaşımlarını oluşturmaktadır; geleceği yaratmanın sürecini bu ilkeleriyle başlamaktadır.

a)    Özgürlük

Özgürlük, insan kişiliğinin, düşüncesinin ve kavrayışının, insan yeteneklerinin ve yaratıcılığının engelsiz ve sürekli gelişebilmesi için başta gelen koşuldur. İnsanın da, toplumun da kendini aşabilmesinin gereğidir.

Anayasada ve yasalarda, çağdaş, çoğulcu demokrasilerin tüm özgürlükleri yer almalıdır. Yasakları tanımlayan anayasa anlayışından, özgürlükleri tanımlayan anlayışa geçilmelidir.

Özgürlüklerin özü olan insan haklarına her düzeyde sahip çıkmalı, bu hakların ihlaline kesinlikle son verilmelidir.

Siyasal, düşünsel, toplumsal, dinsel ve bireysel özgürlükler bir bütündür. Özgürlüklere bu bütünlüğü içinde sahip çıkılmalıdır.

Demokrasi, barış ve insan hakları çerçevesinde her düşünce konuşulabilmeli, yazılabilme ve örgütlenebilmelidir. Sendikal, siyasal, dinsel özgürlükler ve onlara güç veren örgütlenme özgürlüğü, çağdaş demokrasilerin doğal ölçüleri içinde varolabilmelidir.

İnsanların "farklılaşma" özgürlüğü, "alışılmışın dışına çıkmak, genel kabullerden ayrışmak" özgürlüğü, temel bir haktır. Bu hakkın demokrasi ve saygı kurallarında kullanımı koşuluyla, kullananların sayısı ve ayrışma nedeni ne olursa olsun, bu temel özgürlük sakınılmalı ve korunmalıdır.

Çağımızda, habere, kültüre, bilgiye ulaşabilir olmak, temel özgürlüklerin kategorisine girmiştir. Toplum, haberin, kültürün ve bilginin organizasyonunda, her yurttaşın en azından kitle iletişim araçlarıyla bu kaynaklardan yararlanmasını güvence altına almakla yükümlüdür.

Bireyin özgürlüğü ve dokunulmazlığı, yeri ve önemi, yeniden düşünülmelidir. Bireysel dinamiğin topluma katkılarının önü, girişim ve yarışma özgürlüğünün adaletli koşulları hazırlanarak açılmalıdır. Türkiye toplumsallıkla bireyselliği uzlaştırmanın, bireyi engelleyen değil, ona yollar açan, yaratıcılığını ortaya çıkaran politikaların uygulayıcısı olmalıdır.

Birey, devlet vesayetinden çıkarılmalıdır; devletin bu vasiliği vatandaşın demokratik haklarını ve insan haklarını sınırlamak için bir geleneğe dönüştürdüğü ülkemizde, bireyi özgürleştirmenin başlıca bir koşulu, onu vesayettin kurtarmaktır.

b)    Eşitlik

Türkiye, 21. yüzyıla daha adaletli ve daha eşitlikçi bir ülke olarak başlamalıdır. Gelirlerin oluşumunda ve paylaşımındaki adalet, CHP'nin öncelikli hedefidir. Bu anlayış, bir "standartlaşma", bir "tek düzelik" özleminin ifadesi değildir. Süreç içinde insanlar çalışkanlıklarıyla ve yetenekleriyle birbirlerinden farklılaşacaktır. Önemli olan, herkesin mümkün olabildiğince eşit koşullarda bu sürece başlayabilmesidir. Önemli olan, kimseye haksızlık yapılmamasıdır.

Amaçladığımız adil Türkiye'nin çıkış noktasında, "fırsat eşitçiliğinin" kurumsallaşmasını görmekteyiz. Fırsat eşitliğinin koşulları devlet tarafından düzenlenmelidir. Öncelikle eğitim alanında eşitlik gözetilmelidir. Eşitlik zemininden yola çıkmış insanlardan kendini daha ileri noktalara götürmenin çabasını gösterenler, devlet tarafından özendirilmelidir.

Yeni Türkiye, kadın-erkek eşitliğinin birçok toplum kesitinde eksik kalmış boyutuna eğilmek durumundadır.

Kadının haklarına, hukuk ve ekonominin yanı sıra, hayatın paylaşılmasında, anlayışlarda, aile içindeki eşitlik düzeyinde sahip çıkmalıdır. Kadınların ekonomiye, yönetime, siyasete katılmalarının önündeki tüm engeller kaldırılmalıdır.

Sosyal sınıfların ve bölgelerin arasındaki eşitsizlikleri azaltmak, devletin öncelikli hedefidir.

c)     Dayanışma

Türkiye, birbirine sevgisi artan, şefkat duyguları gelişen bir toplum düzeni kurmalıdır. Bu amaçla sosyal güvenlik yaygınlaştırılırken, dayanışmanın gelişmesi için tüm özendirme yöntemlerinden yararlanılarak duygular ve anlayışlar seferber edilmelidir.

Devlet, insanlarının kaderine kayıtsız kalamaz. Sosyal demokrasinin toplum ve insan anlayışında, sorumluluk ortaktır; hepimiz birbirimizden sorumluyuz. Devlet bu konuda her türlü önlemi almalıdır.

Engelliler, yaşlılar ve yalnızlar, toplumun ortak duyarlılığı, ortak kaygısı olmalıdır. Sivil toplumun gönüllü örgütleri bu doğrultuda desteklenmelidir.

Türkiye, her yurttaşına "temel yaşam düzeyini" sağlamakla kendini yükümlü görmelidir. Kaynak dağılımında gözetilmesi gereken başlıca ölçü bu olmalıdır. Bütün yurttaşların asgari ihtiyaçları karşılanmadıkça, diğer toplumsal talepler devlet desteğinde öncelik almamalıdır.

Devlette, işyerinde, belediyelerde, üniversitelerde ve mümkün olan her ortamda, katılım, temel bir yaklaşım olmalıdır. Kararlar, o kararla ilgili olan çevrelere ve insanlara sistemli şekilde danışılarak oluşturulmalıdır. Katılımın, dayanışmayı sağlayan özelliklerden en geniş biçimde yararlanılmalıdır.

Toplumsal dayanışma, halkın yönetim sorumluluğunu üstlenmesiyle, dengeli ve hakça gelir dağılımıyla ve vergilemeyle, yaygın sosyal güvenlikle, kamusal hizmet kuruluşlarıyla, gönüllü sivil toplum örgütleriyle ve engeli kişiler için de özel olanaklarla sağlanır.

d)    Emeğin Üstünlüğü ve Bütünlüğü

Emek, insan kişiliğinin oluşmasında, insan yeteneklerinin gelişmesinde ve insanın toplumla bütünleşmesinde temel etkendir. Emek, insandaki yaratıcılığın ve güzelliğin dışa yansıması, somutlaşmasıdır.

Teknolojinin gelişimi ve yeni toplumsal ayrışma ölçülerinin oluşumu, çağımızda emeğe yeni bir boyut getirmiştir. Çalışanlar, klasik tanımındaki kol ve düşün işçilerinin yanı sıra, sanatçılardan, iş yöneticilerine, serbest meslek sahiplerine, üreticilere, sanatkar ve esnafa kadar geniş bir kesimi kapsamaktadır.

Yaratıcılığın ve üreticiliğin kaynağı olan emek bir üstün değerdir. Cumhuriyet Halk Partisi için en yüce değer emektir. CHP, toplumun tümüne refah getirmeyi amaçlayan partidir; toplumun bir kesitini gözetip, diğerini dışlayan bir anlayışın temsilcisi değildir. Ama, Cumhuriyet Halk Partisi, öncelikle emeğin tarafı, emeğin kitle partisidir.

Türkiye'de emeğin büyük kesiti, en fazla sömürülen, demokratik hakları kendinden esirgenen toplum kesimidir.

Emek, el ve düşün emeği ayrımı gözetilmeksizin, niteliğine ve üretkenliğine göre, toplum ve insanlık için yararlılığına göre, güçlülüğüne veya tehlikelerine göre, maddi ve manevi karşılığını almalıdır.

Emeğin bu ölçütlere göre bulacağı karşılık toplumda denge ve eşitlik sağlanmasına katkı getirmelidir.

İnsanlarına iş sağlayan ekonomik ve sosyal dönüşümleri gerçekleştirmek, devletin öncelikli görevi olmalıdır. Emeğiyle geçinenlerden çoğunun çocukları yüksek eğitimden fiilen yasaklanmıştır. Öncelikle işçilerin, köylülerin, küçük esnafın ve dar gelirli kesimlerin çocuklarının eğitiminde karşılaştıkları maddi imkânsızlıkları ortadan kaldırmak, toplumun ortak duyarlılığı olmalıdır.

e)    Gelişmenin Bütünlüğü ve Etkinliği

Ekonomik, toplumsal ve siyasal yönleriyle gelişme bir bütündür.

Ekonomik büyümenin ve üretim artışının amacı, toplumu her yönüyle ve tümüyle geliştirmek, bütün toplumun refahını, özgürlüğünü ve mutluluğunu arttırmak ve insanı özgürleştirmektir.

Gelişmenin bütünlüğü ve etkinliği, ekonomik gelişme sürecinin her aşamasında gözetilmelidir.

Daha fazla üreten, büyüyen, iş yaratan, dünya rekabetinde yeri olan, ürünlerini ve oluşan değerlerini daha eşitlikli paylaştıran, akılcı, verimli bir ekonomi amaçlanmaktadır. Hem varolanı daha adil paylaşmak hem de, paylaşılacak olan büyütmek hedeflenmelidir.

Sosyal haklar ve duyarlılıklarla çerçevelenmiş ve koşullanmış örgütlü ve rekabetçi pazar mekanizmaları özendirilmeli ve desteklenmelidir. Verimlilik, akılcılık ve etkinlik ölçüleri kamunun hem özel sektöre hem devlet sektörüne yaklaşımında başlıca ölçü olmalıdır. Ekonomide önemli payı bulunan, büyüme dinamizmini sergileyen küçük ve ortay boy girişimler, kamunun destek politikalarında öncelikli bir yer almalıdır.

Toplumsal yarar, devletin sanayide ve ticarette geniş boyutlarda yer almasından çok, üretilen değerin paylaşımını devletin vergi ve bütçe politikalarıyla yönlendirmesiyle, kamu kaynaklarını kullanma tercihleriyle sağlanmalıdır.

Kamu ekonomik işletmeleri gerekli oldukları alanlarda ve özerk, etkin, verimli çalışmaları koşuluyla işlev taşımalıdır. Kamu kaynakları, verimsiz kamu işletmelerinin, ayrıcalıklı özel şirketlerin, devlet ve belediye bürokrasilerindeki savurganlığın tahribatından kurtarılmalıdır.

Ulusal stratejilerin ve uzun vadeli temel tercihlerin şekillenmesi, büyük dengelerin korunması, altyapı projelerinin uygulanması, rekabet kurallarının gözetilmesi, üretici ve tüketicinin korunması, kamunun ekonomik görevi olmalıdır. Kamu, toplumsal yararın gerektirdiği durumlarda ekonomiye etkin müdahalede bulunmasını, özelleştirme ya da sosyalleştirme yapabilmesini olanaklı kılan bir konuma sahip olmalıdır. Kamu, ekonomik gelişmenin sektörel ve bölgesel dengelerini, eşitsizlikleri azaltmak işlevini gözetmelidir. Bu çerçevede, stratejik planlamanın yönlendirici ve özendirici özelliklerinden yararlanmalıdır.

Kalkınma ve sanayileşme çabaları, kültür ve doğa mirası korunarak, çevreyle uyum içinde gerçekleşmelidir.

Gelişmenin sonucu hatta göstergesi olan kentleşme, sağlıksız ve çarpık özelliklerden, bunların kaynağındaki yanlış ve yetersiz yasal düzenlemelerden arındırmalıdır. Kentleşme, toplumun uzun süreli yararları doğrultusunda kamu tarafından yönlendirilmeli ve denetlenmelidir.

f)      Demokratikleşme

Demokrasi çerçevesinde, insan hakları, çağı paylaşmak, sosyal adalet, laiklik, dürüstlük, çoğulculuk, gelişme gibi temel ölçüler ile bütünleşen bir toplum oluşmalıdır. Cumhuriyetimizi meydana getiren tüm unsurları, inanç ve kimlik özelliklerinin, siyasal tercihlerin "kendi demokratik farklılaşmaları içinde bütünlüğü" anlayışı geliştirilmelidir. Çünkü demokrasi, insanların, inançların, düşüncelerin, siyasetlerin ve anlayışların özgürce farklılaşıp, barış ve bütünlük içinde birlikte varolabildiği sistemdir.

Demokrasi, bir anlayışlar ve değerler bütünüdür; bir "kültür" olayıdır. Demokrasi kültürünün benimsenmesi ve yaygınlaşması amacıyla kamunun planlı çabasına ve organizasyonuna gereksinim vardır. Demokrasinin bir yaşam biçimine dönüşebilmesi için "özgürce farklılaşıp tartışarak, uygarca uzlaşma" yeteneği, "farklı olanların birlikte yaşayabilme" özelliği, "karşıtların meşruiyeti" anlayışı, "hoşgörü" ve "sentez" alışkanlıkları sistemli şekilde özendirilmelidir.

Cumhuriyet Halk Partisi için demokrasi sürekli ve sonsuz bir kavramdır. Demokrasi, anlayışlarda ve davranışlarda gerçekleşmeli, bir yaşam biçimine dönüşmelidir.

Sivil toplum yapılanması desteklenmeli ve geliştirilmelidir. Okul-aile birliklerinden, sendikalara, meslek odalarına, tüketiciyi koruma hareketlerine, yöresel güzelleştirme derneklerinden, çevreci kuruluşlara, dayanışma yahut ortak ilgi topluluklarına kadar tüm "yurttaş beraberlikleri" özendirilmelidir. Amaç, "sıradan yurttaşın" sivil kurumlar aracılığıyla ülkede etkin olması, devlet karşısında edilgenlikten çıkarılmasıdır.

Demokrasinin temel kurumu olan parlamento, eskimiş anlayışlardan, verimsizlikten, zaman ve enerji kaybından başka şey olmayan çalışma ve konuşma usullerinden arındırılmalıdır. Katılım, çözüm üretimi, sentez alışkanlıkları çağdaş parlamentoların işleyiş özellikleriyle geliştirilmelidir.

Demokrasi, atanmışların değil, seçilmişlerin önceliğinde ve mutlak sorumluluğunda gelişir. Türkiye, bu özelliğe artık kavuşmalıdır.

Bütün kurumlarıyla, mekanizmalarıyla ve anlayışlarıyla eskiyen, akılcılıktan uzaklaşan, halka yabancılaşan ve topluma enerji ve kaynak kaybettiren mevcut yönetim yapılanması terk edilerek, köklü bir yenileşme programıyla çağdaş devlet yöntemi biçimlenmelidir. Merkezde yoğunlaşmış sorumluluk ve yetkilerin bir bölümü, katılımcı demokrasinin ve ülke bütünlüğünün çerçevesinde yerel yönetimlere devredilerek daha demokratik ve daha etkin bir yapılanma gerçekleşmelidir.

 

 

III- TOPLUMA HEDEF GÖSTERİYORUZ

 

III- TOPLUMA HEDEF GÖSTERİYORUZ

Cumhuriyet Halk Partisi, özgürlük, eşitlik, gelişme ideallerinden hareketle, siyasete insan boyutunu, ahlak ölçüsünü, gelişme dinamizmini getiren; toplumu sevgi dayanışma ve adalet özellikleriyle bütünleyen; bu hedeflere akılcılığın ollarını döşeyen bir Türkiye’yi amaçlamaktadır.

CHP, Türkiye’nin siyasal tarihinden yeni bir dönem başlatmak işleviyle;

Geçmişle geleceği,

Bireysel toplumu,

Verimlilikle eşitliği,

Özgürlükle sorumluluğu,

Yeni sentezlerle birleştirmenin iddiasıyla;

Yeni bir “toplum öngörüsünü”, yeni bir “Türkiye modelini” getirerek;

Tarihsel misyonunun ifadesi olan “değişimin öncülüğünü yaparak,

9 Eylül 1992’de yeniden doğdu.

Atatürk’ün emanet ettiği, halkın özgürlük ve eşitlik özlemleriyle, çağı paylaşmak iddiasıyla geliştirdiği, daha önceki CHP kuşaklarının özveriyle, emekle bazen harcına kendi hayatını katarak yücelttiği CHP misyonunu yarınlara taşımak ve daha da yüceltmek için, CHP yeniden var.

CHP,, bu anlayışla, Türkiye’yi toplumumuzu aşağıdaki hedeflere taşımayı görev bilmektedir.

Demokrasi ve İnsan Hakları

CHP, evrensel insan haklarının eksiksiz uygulandığı, özgürlükçü, katılımcı, çoğulcu ve sosyal bir demokrasiyi bütün kurumlarıyla ve kurallarıyla gerçekleştirecektir. Ulusal iradenin kesintisiz temsilini ve egemenliğini sağlayacaktır.

CHP, ulusal iradenin temsilcilerini her düzeyde belirleyici ve işlevsel kılarak, son sözün sahibi yaparak, çağdaş demokrasinin kurumsal  dengelerini kuracaktır.

CHP, örgütlenme özgürlüğünü, sağlıklı, katılımcı sivil toplum yapısının güvencesi ve vazgeçilmez koşulu olarak görmektedir.

Sivil Toplum

CHP, sivil toplumu her düzeyde geliştirerek ve demokratikleşmeyi her alanda hızlandırarak, bireyin ve bireylerin oluşturduğu  beraberlikleri katılıma, kendileriyle ilgili kararları paylaşmaya özendirerek, Türkiye’yi ileri bir demokrasiye yöneltecektir. CHP, örgütlenme özgürlüğünü, sağlıklı katılımcı sivil toplum yapısının güvencesi ve vazgeçilmez koşulu olarak görmektedir.

Laik Devlet

CHP, laikliği farklı inançların, farklı düşüncelerin ortak güvencesi olarak gerçekleştirecektir. İnançlar, kendi