SAADET PARTİSİ PROGRAMI
I.
GİRİŞ
İnsan yaratılmışların en şereflisidir. Diğer varlıklardan farklı olarak
akıl, şuur ve irade ile donatılmış; iyiyi kötüden, doğruyu yanlıştan,
faydalıyı zararlıdan, adaleti zulümden ayırt edebilme yeteneği
verilmiştir.
İnsanın kendisini ifade edebilmesi, diğer insanlara faydalı olabilmesi ve
kemale erebilmesi, aklını ve iradesini iyiden, güzelden, doğrudan,
faydalıdan ve adaletten yana kullanması ile mümkündür. Bunun için
insanların bazı reddedilmez hakları ve özgürlüklerinin olması ve bunların
diğer insanların tasallutundan korunması gerekmektedir.
İnsan ayni zamanda tek başına yaşayamayan sosyal bir varlıktır. Hayatını
sürdürebilmesi için tek başına karşılayamayacağı çok çeşitli ihtiyaçları
vardır. Bu nedenle insan, aileden devlete kadar çeşitli sosyal ve siyasi
oluşumların üyesi olmak zorundadır.
Tarih boyunca, değişik şekillerde de olsa, bir siyasi organizasyon olarak
devlet, insan hayatında hep önemli bir yer işgal etmiştir.
Siyaset; meşruiyetini bireylerin hak ve özgürlüklerini koruma amacından
alan, en üst siyasi organizasyon olan devlet eliyle, hak ve adalet
ilkeleri çerçevesinde insanlara hizmet etme işidir.
İnsanın özlemi ise, yeryüzünün en önemli değeri olan saadet içinde
yaşamaktır. Saadet, ancak sevgi ve kardeşlik, hak ve özgürlük, adalet,
refah ve saygınlık ortamında gerçekleşebilir.
Bizler, görüşümüzün temeli olan sevgi, şefkat ve kardeşlikten yola çıkan
insanlar olarak Saadet Partisi’nde bir araya geldik.
Amacımız, başta bu ülkede yaşayan insanlar olmak üzere, tüm insanlığın
saadetidir. Bu nedenle, devleti saadetin bir engeli değil, bir aracı
haline getirmek için siyaset yapmakta kararlıyız.
İnsanların saadeti için her şeyden önce beş temel şartın var olması
gerekir.
Bunlar:
-Sevgi, huzur, barış ve kardeşlik,
-İnsan hakları ve özgürlükler,
-Özgürlükler herkes tarafından en geniş anlamda kullanılırken insanlar
arasında çatışma olduğunda özgürlüklerin sınırlarının adaletle çizilmesi,
-Saadet için barış, huzur, özgürlükler ve adalet gereklidir ama yeterli
değildir. Bunun için refah da gereklidir; insanlar ihtiyaçlarını kolay ve
bol bir şekilde karşılayabilmelidirler.
-Yukarıdaki unsurların hepsi sağlansa da saadet tam olarak gerçekleşemez;
tam saadet için izzet, onur ve saygınlık da gereklidir.
İyi insan olmak ancak herkesin iyiliğini ve saadetini istemekle mümkündür.
Bundan dolayı bizler insanların saadeti için zorunlu olan bu beş temel
şartın tesisi için tüm gayretimizle çalışmayı, bir insanlık görevi olarak
görüyoruz.
İnsanların saadeti için yanlışın değil doğrunun, kötü ve çirkinin değil
iyinin ve güzelin, zararlının değil faydalının, zulmün değil adaletin
hakim olması gerekir.
Bundan dolayı da doğrunun, iyi ve güzelin, faydalının ve adaletin hakim
olması için bütün gücümüzle çalışmayı bir insanlık vecibesi olarak
görüyoruz.
Bu amacımıza ulaşmak için;
-Çatışma, sürtüşme ve gerginlik değil diyalog, uzlaşma ve barış,
-Çifte standart ve ayrımcılık yerine eşitlik ve adalet,
-Sömürü değil adil paylaşım ve samimi yardımlaşma,
-Baskı ve dayatma yerine demokrasi ve insan hakları,
-Çıkarcılık ve maddiyatçılık değil ahlâk ve maneviyat,
-Anarşi ve düzensizlik değil karşılıklı rıza esasına dayanan sözleşmelere
sadakat,
temel ilkelerine uyulmasını bir zorunluluk olarak kabul ediyoruz.
Üzerinde bütün insanların mutabık kaldığı, çoğu uluslararası sözleşmelerde
zikredilen ve tabii hukuka aykırı olmayan temel haklara, bütün insanlar
doğuştan sahiptirler ve bu haklara dokunulamaz. Bu haklar insan onur ve
haysiyetinin koruma zırhıdır.
Saadet Partisi iktidarında, tüm sosyal ve siyasî organizasyonlar, bu doğal
hakların korunmasına ve kullanılabilir olmasına hizmet edecektir.
Milletimizin ve onun devleti olan Türkiye Cumhuriyeti’nin dünya milletler
ailesinin eşit haklara sahip şerefli bir üyesi olması, ancak
vatandaşlarının temel insan haklarının garanti altına alınmasıyla
mümkündür.
Saadet Partisi, insan hakları konusunda milletimizin ve tarihinin kabul
ettiği tabii hukukun ortak değerlerini ve insan hakları ortak değerlerinin
belirttiği ve Evrensel İnsan Hakları Bildirgesi ve Avrupa İnsan Hakları
Beyannamesindeki hususları uygun görmektedir.
Maalesef bugün Türkiye’de insan haklarını gerçek manâda garanti altına
alan uygulamaların olduğunu söyleyemiyoruz.
Türkiye Cumhuriyeti hudutları içinde yaşayan herkes hür, onurlu ve haklar
bakımından eşittir. Partimiz, devletin; bu ülkede yaşayan herkesin, ırkı,
rengi, cinsiyeti, dili, dini, mezhebi, siyasi görüşü, sosyal menşei,
serveti veya diğer herhangi bir özelliğini gözetmeden, tüm insan haklarını
ve özgürlüklerini garanti altına almasını sağlamak için çalışacaktır.
Yaşama, özgür olma ve kişi güvenliği her bireyin hakkıdır. Devletin en
temel görevlerinden birisi kişi güvenliğini temin etmektir.
Herkes yaşama hakkına, maddî ve mânevî varlığını koruma, sürdürme ve
geliştirme hakkına sahiptir.
Hiç
kimseye, zalimane, gayri insânî ve haysiyet kırıcı ceza verilemez, işkence
yapılamaz; bu tip muameleler hiç kimseye uygulanamaz.
Saadet Partisi, işkence ve kötü muameleyi en büyük insanlık suçu olarak
kabul eder; Türkiye’yi işkence, gözaltında ölüm, kayıplar ve faili meçhul
cinayetler gibi uygulamaların olmadığı bir ülke haline getirmek için en
büyük titizliği göstereceğini kamuoyuna duyurur.
Ülkemizde hiç kimsenin, özel hayatına, ailesine, meskenine ve
haberleşmesine keyfi müdahalede bulunulamaz. Onuruna ve kişiliğine
dokunulamaz; herkesin bu müdahale ve tecavüzlere karşı kanun ile korunmaya
hakkı vardır.
Herkesin ülkede ya da ülke dışında serbestçe seyahat ve ikamet etme hakkı
vardır.
Demokrasinin esas dayanağı düşünce ve ifade özgürlüğüdür. Düşünce ve
düşünceyi ifade etme özgürlüğü örgütlenme hakkı, öğrenim, öğretim ve
inandığı gibi yaşama hakkı demokrasinin olmazsa olmaz koşuludur. Düşünce
ve ifade özgürlüğü, düşüncelerinden dolayı rahatsız edilmemek, düşünce ve
bilgileri her vasıta ile aramak, elde etmek, yararlanmak ve yaymak hakkını
gerektirir.
Dernek, vakıf, sendika, oda ya da siyasî parti şeklinde örgütlenme hakkı
ile toplantı ve gösteri hakkı, düşünce ve ifade özgürlüğünün bir
parçasıdır.
Bu
nedenle Saadet Partisi, sivil toplum kuruluşlarını ve siyasî partileri,
demokrasinin vazgeçilmez unsurları olarak kabul etmektedir.
Yalan haberi, iftirayı, hakareti ve şiddet çağrısı içeren beyanları,
ülkenin bölünmesinin talep edilmesini, ifade özgürlüğü olarak kabul
etmiyoruz. Bize göre, düşünce, ifade ve örgütlenme hakkının sınırları,
yalan, iftira, hakaret, şiddet ve terördür; hiçbir düşünce ve onun
ifadesi, şiddet ve teröre sebep olmadıkça kamu güvenliği ve düzenini
tehdit şeklinde değerlendirilemez.
Demokratik sistemlerin vazgeçilmez unsurları olan siyasî partiler farklı
görüşlere sahiptirler. Tek tip düşüncenin farklı adlarla örgütlenmesini
demokrasi sayan anlayışı doğru bulmuyoruz. Farklı düşüncelere
tahammülsüzlüğü ve siyasî partiler üzerindeki baskı ve kısıtlamaları,
demokratik anlayışa aykırı, ilkel bir zihniyetin ürünü olarak görüyoruz.
Bu
nedenle Saadet Partisi olarak, düşünceyi ifade ve örgütlenme hakkının
korunması ve siyasetin önündeki tüm engellerin kaldırılması, öncelikli
hedefimizdir.
İktidarımızda, habere ulaşma hakkı, yorum ve eleştiri hakkı ve yayınlama
hakkı tam olarak korunacaktır. Bu hakların, basının doğru bilgilendirme ve
toplum adına denetim görevini aşarak, ekonomik ve siyasî çıkar elde etme,
kişilik haklarının ihlali ve insan onurunun rencide edilmesi şeklinde
kullanılmasını tasvip etmiyoruz. Bunun için gerekli önlemler alınacaktır.
Elbette hak ve özgürlüklerin genel bir sınırlaması da vardır; o da
başkasının hak ve özgürlüklerine tecavüz edilmesidir. Saadet Partisi,
Türkiye’de hiç kimsenin haklarının başkalarının haklarını; özgürlüklerinin
başkalarının özgürlüklerini; mutluluğunun başkalarının mutluluğunu ortadan
kaldırma üzerine kurulamayacağını savunmaktadır. Bundan dolayı özgürlükler
çatıştığı zaman sınırların adaletle çizilmesi gerektiğine inanıyoruz.
Devletin ve doğal olarak bu yapı içerisinde yer alan yasama, yürütme ve
yargı erklerinin en temel görevi, en geniş anlamda insan hakları ve
özgürlükleri korumak ve adaleti tesis etmektir.
Türkiye, din ve laiklik tartışmalarını artık aşmak zorundadır. Bunun için
yapılacak iş, evrensel normlara göre bir laiklik tanımı ve uygulamasıdır.
Saadet Partisi, bu ülkede yaşayan herkesin din ve vicdan özgürlüğünü
savunur. Herkes din, kanaat ve vicdan özgürlüğüne, ibadet ve dini
vecibelerini bireysel ve toplu olarak yerine getirme hakkına sahip
olmalıdır. Din, vicdan ve kanaat özgürlüğü temel insan hakları içinde yer
alır. Bu hak, dinini tek başına veya topluca, açık olarak ya da özel
surette, öğrenim, öğretim, tatbikat ve ibadetlerle açığa vurma ve
örgütlenme özgürlüğünü de içerir. Hiç kimse din ve kanaatlerini açıklamaya
zorlanamaz; yine hiçbir kimse ve kurum, din ve kanaatler konusunda bir
başkasına zorlama yapamaz.
Devlet; laikliğin gereği olarak din, inanç ve kanaat konusunda taraf
olamaz. Bu nedenle devlet, herhangi bir dinin inanç, ibadet ve
vecibelerini icbar eden veya bunları yasaklayan bir uygulama içinde
bulunamaz. Her konuda olduğu gibi din, inanç ve kanaat konusunda da
kendisi bir baskı unsuru olamayacağı gibi toplum kesimlerinden kaynaklanan
baskı, dayatma ve şiddet içeren eylemleri önlemekle de yükümlüdür. Devlet,
insanların din ve kanaat tercihleri ve bunların gereklerini yerine
getirmeleri yolundaki engelleri ortadan kaldırır.
Laiklik, kanunların ilme, gerçeklere, akıl ve insanların tecrübelerine
dayanarak yapılmasını gerektirir. Ancak laiklik, asla dinsizlik veya din
karşıtlığı olarak algılanamaz; aksine laiklik, bir kimsenin genel ahlâka
aykırı olmamak şartı ile inancının gereklerini özgürce yerine
getirebilmesi ve devletin bu konularda kesinlikle taraf olmaması ve bu
hakları korumasıdır.
Saadet Partisi, herkesin saadetini istemekte, bunun da ancak barış ve
kardeşlik, hürriyet, adalet, refah ve saygınlıkla mümkün olacağının idrak
etmektedir.
İnsan maddî ve manevî varlığı ile bir bütündür.
Sosyal bir varlık olan insan diğer insanlarla birlikte oluşturduğu siyâsal
ve sosyal organizasyonları yönetme hakkına sahiptir.
Egemenlik, doğrudan halk oylaması yoluyla, ya da bireylerin gerçek serbest
seçimler yoluyla ve eşit tanıtma şartları içinde, seçtikleri temsilcileri
aracılığıyla kullanılır. Millet tarafından TBMM’ne verilen egemenliği
kullanma hakkı, hiçbir kişi veya kuruma kısmen ya da tamamen devredilemez.
Bunun dışında kalan işlerle ilgili alanın düzenlenmesi, yine eşit hak ve
özgürlüklerin korunması ve zarar görmemesi, nimet ve külfetlerin, görev ve
yetkilerin adil dağıtılması ve paylaşılması hususunda demokratik usul ve
esaslar geçerlidir.
Temel Esas, kaba kuvvetin değil, hakkın üstün tutulmasıdır.
Saadet Partisi, insan haklarına dayalı demokratik devlet yapısı için,
hukukun üstünlüğünü vazgeçilmez esas olarak görür.
İnsan haklarının dokunulmazlığını temin için, tabii hukuk ve adalet
ilkeleri dâhilinde, önceden anlaşılmış ve ilan edilmiş kurallara ihtiyaç
vardır. Bu kurallar tüm erkleri kullananları ve tüm bireyleri bağlar. Bu
kuralların insan haklarının dokunulmazlığını koruması ve herkese eşit ve
adil bir şekilde uygulanması hukukun üstünlüğünü oluşturur.
Saadet Partisi; hakkı üstün tutan bir anlayışa sahiptir. Bu nedenle gücün
hukukunu reddetmektedir. Biz, hukukun gücünü, hukukun üstünlüğünü savunan
geleneğin temsilcileriyiz. Kaba kuvvete karşı hakkı, hukuku, adaleti
savunuyoruz. Partimiz, hukuka dayalı bir düzen, hakka dayalı ilişkiler ve
adaletin belirlediği paylaşım için siyaset yapar.
Saadet Partisi; siyasi hedefleri olarak belirlediği, gerçek demokrasi,
insan hakları, özgürlükler, kalkınma, refah, barış ve sosyal dayanışmanın,
ancak bir hukuk devletinde gerçekleşebileceğine inanmaktadır. Bu nedenle
Saadet Partisi, hukukun üstünlüğünün tam bir savunucusudur.
Ülkemizde ‘Hukuk Devleti’ anlayışının sorunlu olduğu herkes tarafından
ifade edilmektedir. Gerçek bir hukuk devleti oluşturulması için, başta
Anayasa olmak üzere, yasalarda ve uygulamalarda bazı düzenlemelere ihtiyaç
vardır.
Kanun devleti demek, hukuk devleti demek değildir; hukuk devleti,
kanunları tabii hukuka, hakka ve adalete uygun olan devlettir.
Tabii hukuk şu dört temel hak üzerine şekillenir: Doğuştan var olan temel
insan hakları, Emek harcanarak kazanılan haklar, Karşılıklı rıza ile
yapılan sözleşmelerden doğan hak ve ödevler, Adaletin gereği olarak doğan
haklar.
Anayasanın 2. maddesinde Cumhuriyetin nitelikleri arasında devletimiz
“Sosyal Bir Hukuk Devleti” olarak tanımlanmıştır.
Devlet, halka hizmet için vardır. Sosyal devlet, halkın bütününü gözeten;
hizmetlerinde tüm halkın ihtiyaçlarını karşılamayı görev sayan devlettir.
Sosyal devlet, refah ve gelir dağılımı bakımından da, zümrevi ve bölgesel
dengesizlikleri giderecek tedbirlere öncelik verir.
Saadet Partisi sosyal hakların elde edilmesini ve kullanılmasını,
milletimizin tüm fertleri için sağlamayı görev sayar.
Ahlâk ve Maneviyat en önde yürüyen bayrağımızdır.
Ahlâkî ve manevî değerlere bağlı milletlerin büyük uygarlıklar
kurduklarına, bu değerlerden uzaklaşanların ise güçlerini yitirdiklerine
tarih şahittir. “Yaşanabilir bir Türkiye”, “Yeniden Büyük Türkiye”nin ve “Yeni Bir
Dünya”nın ancak ahlâk, mânevîyat ve adil bir düzen temeli üzerinde kurulacağına
inanıyoruz. Bu nedenle Saadet Partisi olarak, güzel ahlakın kökleşmesini
ve geliştirilmesini toplumsal hayatın sağlıklı bir şekilde
sürdürülebilmesi ve ülke fertlerinin saadete ulaşabilmesi için zorunlu
görüyoruz.
Saadet için zorunlu olan yukarıda belirtilen beş temel şart ancak “önce
ahlâk ve mânevîyat ” prensibi ile gerçekleşebilir.
III.
1. Anayasa
Saadet Partisi, insanımızın özlemi olan kalkınmış, toplumun huzuru, milli
dayanışma ve adalet anlayışı içinde, insan haklarına saygılı, özgür,
“Yaşanabilir bir Türkiye” ve “Yeniden Büyük Türkiye”nin kurulması için,
mevcut Anayasanın, insanların temel hak ve özgürlüklerini uygulamada
ortadan kaldırılmayacak ve güvence altına alacak şekilde düzenlenmesi
gereğine inanmaktadır.
Bu
nedenle Saadet Partisi, ülkeyi mutlu yarınlara taşıyacak ve demokrasinin
temel ilkelerine, evrensel hukuk normlarına ve insan haklarına aykırı her
türlü uygulamayı kesin olarak önleyecek bir Anayasanın, biran evvel
yürürlüğe girmesi ve uygulamanın Anayasada yazılı esaslara uygun olarak
yürütülmesi için her türlü gayreti göstermeyi temel görev sayar.
Partimiz, getireceği Anayasa değişikliği ile kuvvetler ayırımını tam
olarak tesis edip yasamayı bütünüyle millet iradesine bağlı hale
getirecektir.
Yine
yapacağımız Anayasa değişikliği ile referandum müessesesi genişletilecek
ve önemli konuların milletin oyuna sunulması sağlanacaktır.
Ayrıca, vatandaştan belli sayıda imza ile gelen tekliflerin referanduma
götürülmesinin yolu açılacaktır.
Siyasi partilerin serbestçe ve demokratik kurallara bağlı olarak
çalışmalarını ve seçmen iradesinin Meclis çalışmalarına tam olarak
yansımasını sağlayacak yeni siyasi partiler ve seçim kanunları
hazırlanacaktır.
Saadet Partisi, Türkiye’nin artık merkeziyetçi, hantal bir idari yapı ile
yönetilemeyeceğine inanmaktadır.
Bundan dolayı, mevcut düzenlemeler yeterli olmadığından, Türkiye’nin, iyi
düşünülmüş köklü bir idari reforma ihtiyacı vardır.
Kurumları yerli yerine koyan, şeffaf, esnek ve dinamik bir işleyişi esas
alan, yerel yönetimleri güçlendiren, onlara inisiyatif veren, her aşamada
demokratik denetimi işleten ve bütün bunları yaparken milletin iradesini
öne çıkaran bir idari yapı ve işleyiş için, başta Anayasa olmak üzere,
yasalar ve uygulamalarda değişiklik yapan bir idari reformu
gerçekleştirmek ana hedefimizdir.
Bütün özerk kurum, kuruluş ve işleyiş biçimleri yeniden düzenlenecektir.
Milli Güvenlik Kurulu, savunma konusunda, siyasi iktidara danışmanlık
yapan bir kurul haline dönüştürülecektir.
Tarihi ve coğrafi şartları itibari ile, barış, huzur ve adalete dayalı
yeni bir dünyanın kurulmasında öncülük yapması lâzım gelen Türkiye’nin,
her türlü dış etken ve baskıya karşı, siyasi, iktisadi ve teknolojik
bakımdan bağımsız bir ülke olması, sadece ülkemiz halkının saadeti
bakımından değil, bütün insanlığın saadeti bakımından da büyük önem
taşımaktadır.
Bu
sebeple, ülkemizin her yönden gerçek bağımsız bir ülke olabilmesi için
yapılacak değişiklikleri ve alınması lâzım gelen tedbirlerle ilgili
projeleri Hükümete sunmak üzere bir “Yüksek Bağımsızlık Kurulu”
oluşturulacaktır. Bu Kurula bağlı “Teknolojik Gelişme”, “Ekonomik Gelişme”
ve “Siyasi Gelişme” kurulları ile Ülke ve Milletin âli menfaatleri
korunacak, sömürü ve bağımlılıklar önlenecektir.
Devletin aslî görevlerinden biri kamu düzenini korumak ve iç güvenliği
sağlamaktır. Bu hizmet yapılırken, insan hakları ve insan onur ve
haysiyetine azami dikkat gösterilmesi esastır.
Vatandaşlarımızın can ve mal güvenliğinin sağlanması ve vatandaşlar
arasında dostluk ve kardeşliğin geliştirilmesi, huzur ve güven ortamının
tesis edilmesi en önemli önceliğimizdir.
Milli, manevî ve ahlâkî değerlerimiz, huzur ve barış ortamının tesisi ve
devamında en önemli dayanağımızdır.
Vatanımızın bölünmezliği, milletimizin birliği, beraberliği ve kardeşliği
temel esastır.
İç
güvenlik hizmetlerini yürüten birimler tek çatı altında toplanacak, her
türlü donanıma ve imkâna kavuşturulacaktır.
III.5.
Milli Savunma
Türkiye’nin içinde bulunduğu coğrafya ve tarihsel gerçekler, kuvvetli bir
savunma gücünü zorunlu kılmaktadır. Savunma gücümüzün üstünlüğünün sadece
sayısal üstünlükle değil, aynı zamanda modern silâh ve üstün teknolojiye
sahip araç ve gereçlerle teçhiz edilmiş, en mükemmel şekilde eğitilmiş,
yüksek manevî değerlere sahip bir orduyla mümkün olabileceğine inanıyoruz.
Silahlı Kuvvetlerimizi, ülkemizi her zaman dış tehditlere ve saldırılara
karşı koruyacak caydırıcı bir güç, bölgenin ve dünyanın barışı için bir
teminat olarak görüyor, onun mutlak surette iç politika çekişmelerinin
dışında tutulması gerektiğine inanıyoruz.
Silahlı Kuvvetlerin silâh ve teçhizatı, en üst düzeyde milli kaynaklardan
karşılanarak modernize edilecek ve böylece ateş ve tesir gücü
artırılacaktır. Bu yatırımlara paralel olarak asker sayısı ve askerlik
süresi azaltılacaktır.
Yolsuzluk ve rüşvet olayları; aşırı bürokrasi, şeffaflıktan uzak ve
demokratik denetim mekanizmalarından yoksun idari yapı, rant dağıtan
devletçi ekonomik model ve materyalist anlayışı besleyen eğitim nedeniyle,
maalesef ülkemizde, had safhaya ulaşmıştır. Ülkemiz yolsuzlukta, dünya
sıralamalarında en üst noktalarda görülmektedir. Bu durum milletimizin
onurunu zedelemektedir. Ülkedeki geri kalmışlık ve yoksulluğun en önemli
nedenlerinden biri de yolsuzluklardır.
Çare, manevî ve ahlâkî değerlerimizin hayata geçirilmesi, bürokratik idari
yapının ıslahı, devlet harcamalarının tümünde şeffaflığın sağlanması, yine
tüm kamu harcamalarında demokratik denetim mekanizmalarının geliştirilmesi
ve işletilmesidir.
Saadet Partisi, gerçekleştireceği manevî kalkınma hamlesi ve getireceği
yasal düzenlemeler ve uygulamalarla, rüşvet ve yolsuzluklara son
verilmesini sağlayacaktır.
Halkımıza tahakkümü değil hizmeti esas alan Partimiz, yerel yönetimlere özel bir önem vermektedir. İmkânları ve
yetkiyi tüm ülkeye yayacak gerçekçi bir yerel yönetimler yasasına ihtiyaç
vardır. Bu durum, toplumun kendine güvenini artıracağı gibi, kamudaki
hantal işleyişi ve israfı azaltacağından ekonomiye de önemli katkılar
yapacaktır.
Halen ülkemizde belediyeler müstakil olarak çalışmakta ve birbirlerinin
imkânlarından yararlanamamaktadırlar. Bu durum birbirine çok yakın iki
belediye arasında bile personel, araç ve kaynak israfına yol açmaktadır.
Küçük belediyeler nitelikli personel ve araç konusunda sıkıntılar
yaşarken, yanı başında bir il belediyesinde personel işsiz, araçlar atıl
durumda bekleyebilmektedir.
Büyükşehir ve il merkez belediyeleri, İl sınırları içindeki bütün ilçe ve
beldelere hizmet götürecek şekilde, yeniden düzenlenecektir.
Köylerin ve kırsal alanın hizmetleri, köy yolları dâhil, “İl Özel
İdareleri” ile yeni kurulacak “İlçe Özel İdareleri” tarafından
karşılanılacaktır. Köy muhtarları İlçe Özel İdarelerinin tabiî üyesi olacaklardır.
İl
belediyeleri, Büyükşehir belediyeleri gibi, il sınırları içindeki tüm ilçe
ve beldelerin imar, plânlama, alt yapı hizmetlerinin yapılmasından ve
koordinasyondan sorumlu olacak, ilçe belediyeleri ise, ilçe sınırları
içindeki tüm köylerin fizikî üst yapı ile çevre, trafik, koruyucu sağlık
hizmetlerinden ve kanunla kendilerine verilen diğer hizmetlerden sorumlu
olacaklardır.
Savunma, dış politika, adalet, iç güvenlik, vergi ve hizmetlerin
koordinasyonu gibi genel ve zorunlu hizmetlerin dışında kalan merkezî
idare görevleri, belli bir programla, illere ve mahallî idarelere
devredilecektir.
İllere, yatırım ve cari giderleri için genel bütçeden pay tahsis
edilecektir. Bu payın ilde sektörlere, il içi bölgelere, projelere ve
işletmelere tahsisi il genel meclisi tarafından, il bütçesi olarak
yapılacaktır. Uygulama ve denetim mahallinde olacaktır. Merkezî idare
genel standartları belirleyecek ve genel denetim yapacaktır.
Birden fazla belediye ve ili ilgilendiren projelerde yatırım ve işletme
safhasında ortak yönetimler kurulacaktır.
Belli hizmetler için, sınırlı sayıda üst seviyede idareci dışında, illerde
çalışan kamu görevlileri, sözleşmeli olarak ve mahallinde çalışmak üzere
istihdam edilecektir.
İl
Genel Meclisleri ve Belediye Meclisleri güçlendirilecek, çalışmaları daha
etkili şekilde denetlenecektir.
Yüzlerce yıl birlikte yaşayarak edindiği ve geliştirdiği ortak değerler ve
yaşadığı ortak tarihiyle bu toprakları yurt edinmiş olan milletimiz,
kimsenin hakkının yenmeyeceği, kimsenin çaresiz bırakılmayacağı, kimsenin
horlanmayacağı bir Türkiye istiyor.
Bu
ülkede herkes kanun önünde eşittir ve ayrımsız olarak hukukun eşit
korumasından istifade eder.
Herkesin, uluslararası sözleşmeler, Anayasa ve yasalarla tanınan temel
haklara aykırı muamelelere karşı, mahkemelere müracaat hakkı vardır. Yine
herkesin, kendisine bir suç isnadı yapıldığında, tam bir eşitlik içinde,
bağımsız ve tarafsız bir mahkemede, hakkaniyetle ve açık bir şekilde
yargılanma hakkı vardır.
Hiç
kimse keyfî olarak tutulamaz, alıkonulamaz veya sürülemez. Suç isnat
edilen kişi, savunması için kendisine gerekli bütün imkânların sağlandığı
açık bir yargılanma neticesinde kanunen suçlu olduğu tespit edilmedikçe
masum sayılır.
Elbette ki adalet mülkün temelidir. Ne var ki, bugün ülkemizde insanımız,
bir haksızlığa uğratıldığında, hakkının zamanında ve tam olarak kendisine
teslim edileceğinden emin değildir. Bu durum, hukuk devleti ilkesini
zedeler.
Mevzuattaki sorunların yanında, özellikle iş hacminin yoğunluğundan
dolayı, ülkemizde yargının çok yavaş işlediği de bir gerçektir.
İnsanlarımız, bu yavaş işleyiş sebebi ile, hak-hukuk, alacak-borç
ilişkilerinde zorlandığında, hukukun yerini alacak kabul edilemez
arayışlara girmek durumunda kalmaktadır.
Bu
ülkenin insanları, haklarının yenmeyeceğinden, zamanında ve tam olarak
teslim edileceğinden emin olmalıdırlar. Bu, toplumsal barışın vazgeçilmez
koşullarından birisidir.
Saadet Partisi, ülkenin en başta gelen ihtiyaçlarından birinin yargı
reformu olduğuna inanmaktadır. Bu nedenle, iktidarımızda ilk sırada ele
alacağımız konulardan birisi bu olacaktır.
Düşündüğümüz yargı reformunun temel amaçlarının başında yargı bağımsızlığı
gelmektedir. Yargı bağımsızlığından, yargıçların her türlü etkiden uzak
kalarak, kararlarını adil bir şekilde verebilmeleri için gerekli
koşulların hazırlanmasını anlıyoruz. Siyaset ve idare, yargıya
karışmamalıdır; yargının tam bağımsızlığı esas olmakla birlikte, yargının
siyasallaşma ve siyaseti yönlendirme yolu da kapatılmalıdır.
Yargı bağımsızlığından söz edebilmek için yargının yürütmeden bağımsız
hale getirilmesi gerekmektedir. Bu yargı erkini kullananların hiçbir yere
bağımlı olmamaları anlamına gelmemelidir. Egemenliği kullanan üç unsurdan
biri olan yargının da, egemenliğin asil sahibi olan millete bağlı olması
gerekir; nitekim kararlarını millet adına vermektedir.
Türkiye’de, mahkemelerdeki oturuş şekli bile, iddia makamı ile savunmaya
eşit davranılmadığını göstermektedir. Bu nedenle mahkeme salonlarının,
savcılar ve avukatların aynı seviyede oturmalarını sağlayacak şekilde
düzenlenmesi gerekir.
Yargının bağımsızlığı, tarafsızlığı ve hızlı çalışmasının temini, terfi
sistemi ile yargıç sorumluluğu ve güvencesinin sağlanması için yeni
çalışmalar yapılacaktır.
Bu
meyanda, yargıda görev yapacak bütün personelin yetiştirilmelerine büyük
önem verilecek ve görevin gerektirdiği koşullara sahip olmalarına özel bir
itina gösterilecektir.
Yargıya ayrılan bütçe payı yeterli seviyeye çıkartılacak, kadro sorunları
çözülecek ve yargı organlarının yüklerinin makul seviyeye indirilmesi
sağlanacaktır.
Adli
kolluk kurulacaktır.
Özel
hukuk davaları için tahkim kurumu genişletilecektir.
Usul
kanunları, mahkemelerin hızlı çalışmasını sağlayacak şekilde
değiştirilecektir.
Sivillerin askeri mahkemelerde yargılanmasına son verilecektir.
Yargı hatalarının azaltılması için, genel mahkemeler arasında,
ihtisaslaşmayı sağlayacak tedbirler alınacaktır.
İstinaf mahkemeleri kurulacaktır.
Saadet Partisi iktidarında “İnsan Hakları Mahkemeleri” kurulacak ve insan
hakları ihlalleri bu mahkemeler tarafından ele alınacaktır.
Ceza
infaz sistemi de derhal ele alınması gereken önemli konulardan biridir.
Saadet Partisi, ceza infaz kurumlarının, sadece alınan cezanın
gerektirdiği kadar kısıtlayıcı tedbirlerin uygulandığı yerler olduğuna;
tutuklu ve hükümlülerin diğer haklarının asla kısıtlanamayacağı ilkesine
inanmakta; insancıl bir ceza infaz rejimini istemektedir. Bu nedenle
iktidarımızda, fizik koşulları, mevzuatı, uygulamaları ve sivil denetimi
ile, insan onuruna yakışan bir ceza infaz sistemi için gerekenler
yapılacaktır.
Herkesin eğitim hakkı vardır. İlk ve temel öğretim parasızdır. İlköğretim
mecburidir. Teknik ve mesleki eğitimden herkes istifade edebilmelidir.
Yüksek öğretim liyakatlerine göre herkese tam eşitlikte açık olmalıdır.
Eğitim insan kişiliğinin tam gelişmesini, insan hakları ve temel
özgürlüklere saygının kuvvetlenmesini sağlayıcı nitelikte olmalıdır; tüm
insanlar ve gruplar arasında anlayış, hoşgörü, dostluğu ve barışı teşvik
etmelidir.
Partimiz eğitim, öğretim ve terbiye konusunu, demokrasi, insan hakları ve
özgürlüklerin değer olarak yükseldiği, bunun yanında uluslararası
rekabetin alabildiğine hızlandığı bu çağda, ihtiyaç duyulan insan
kaynaklarını en iyi şekilde yetiştirme gayesine yönelik olarak ele
alacaktır.
Eğitim ve öğretimde insanların sadece bilgi ve becerilerle donatılması
yeterli değildir; insanlara bazı yüksek değerlerin de kazandırılması
gerekir. O nedenle biz, eğitim ve öğretimin terbiye boyutunu da
önemsiyoruz.
Siyasi ve ideolojik mülâhazalarla sürekli müdahale edilen eğitim
sistemimiz, artık başlı başına bir sorun haline gelmiştir. Kalite düşmüş,
eğitimde fırsat eşitliği ortadan kalkmış, hatta birçok gencin eğitim hakkı
elinden alınmıştır. Üniversiteler bilim üreten ve yayan kurumlar olmaktan
çıkmıştır. Yaşama biçimi bile dayatmanın aracı haline getirilmiştir.
Bilimi, bilimsel araştırma ve yayınları bile çeşitli bahanelerle
potansiyel bir tehlike olarak gören ve bunun için kısıtlamalar koyan
anlayışla, ülkenin önünün açılması ve uygarlık seviyesinin yükseltilmesi
mümkün değildir.
Bu
anlayışı değiştirmek zorundayız; çünkü özgürlüğün bulunmadığı bir ortamda,
bilginin üretilmesi mümkün olmadığı gibi, bilgi ve teknoloji üretmeyen
toplumların, bilgi çağında ayakta durmaları da mümkün değildir.
Yeni
kuşaklar, özgüven duygusuna sahip, inisiyatif kullanabilen, kendi
toplumunun tarihi birikiminden ve imkânlarından haberdar olan, küresel
gerçekleri bilen, evrensel anlayış ve değerlere aşina, milli ve ahlaki
değerlerle bezenmiş şekilde yetiştirilmezse, milletin özlemlerini
gerçekleştiremeyiz.
Bu
nedenle Saadet Partisi, ilmî gereklere uygun bir eğitim reformunu
programına almaktadır.
Bilim, araştırma, eğitim ve öğretim serbesttir. İnsan haklarına ve
Anayasaya aykırı olmayan her düzeyde ve alanda eğitim ve öğretim
kurumlarının açılması serbest olacaktır.
İnsan haklarına ve inanç esaslarına aykırı olarak konmuş sun’i engeller
ortadan kaldırılacak, İmam-Hatip Lisesi ve meslek Okulu mezunlarının
diledikleri fakülteye girmelerini engelleyici, eşitliğe aykırı
uygulamalara son verilecektir.
Eğitim kurumlarında insan hakları ve demokrasi ile din kültürü ve ahlâk
dersleri okutulması zorunlu olacaktır.
Zorunlu eğitim ve öğretim 5+3 şeklinde kademeli olacak, zorunlu eğitim bir
geçiş döneminden sonra 11 yıla çıkarılacaktır.
Zorunlu eğitimin ikinci ve üçüncü kademesi mesleki ve teknik eğitime
geçişi kolaylaştıracak şekilde programlanacaktır. Yüksek öğretime geçişte
fırsat eşitliği ilkesi esas olacaktır. Mesleki ve teknik eğitim ile
çıraklık eğitimi ve meslek edindirme kursları geliştirilecektir.
Din eğitimi, 18 yaşına kadar velilerin, 18 yaşından sonra bireylerin kendi
isteğine bağlı olarak her kademede serbest olacaktır.
Devlet, ilk ve orta öğretimde müfredatları belirlemek, standartları koymak
ve denetlemekle yükümlü olacaktır.
Üniversitelerin aslî görevi olan bilgi üretme ve yayma işini sağlıklı bir
şekilde yapabilmeleri için özgür bir ortam ve işleyen bir idari yapı
sağlanacak ve kaynak sorunları çözülecek, köklü bir yüksek öğretim reformu
yapılacaktır.
Yüksek öğretim kuruluşları açmak serbest olacaktır. Devlet, yüksek
öğretimle ilgili plânlama yapmak, standartları belirlemek, yüksek öğretim
kurumlarının faaliyetlerinin kanunlara uygunluğunu denetlemekle yükümlü
olacaktır.
YÖK kaldırılacak, yerine yüksek öğretim konusunda devlete düşen görevleri
ve üniversiteler arasındaki koordinasyonu sağlamak üzere, bir üst kurul
oluşturulacaktır.
Özürlülerin eğitimine önem verilecek, bunun için kurumlar geliştirilecek
ve desteklenecektir.
Yüksek zekâlı çocukların tespiti ve özel eğitim almaları sağlanacaktır.
Halk eğitimine önem verilecek; bu konuda sivil toplum kuruluşları ve yerel
yönetimlerin önündeki engeller kaldırılacaktır.
III. 10. AR-GE ve İleri teknoloji
Araştırma ve geliştirme faaliyetleri olmadan medeniyet yarışını sürdürmek
ve insanlığa daha yararlı olmak mümkün değildir.
Partimizin iktidarında AR-GE çalışmaları desteklenecek ve ileri teknoloji
üretilmesi için üniversitelerle iş dünyasının birlikte çalışmaları
sağlanacaktır.
Hayatın her alanında, bilgi üreten ve teknoloji geliştiren ülke haline
gelebilmek için, bütün imkânlar seferber edilecektir. Aynı zamanda yurt
dışına giden beyin göçünü durdurmak ve gidenleri geri getirmek için
gerekli tedbirler alınacaktır.
AR-GE ve ileri teknolojide hedef, diğer dünya ülkelerinin önüne geçmektir.
Böylece hakkın ve insanlığın saadetinin savunulabilmesi mümkün
olabilecektir.
Milletimiz asırlar boyu, ahlâk ve maneviyata dayanan kültürü ile, bütün
insanlığa ışık tutmuş, en üstün medeniyetleri kurmuş ve bütün insanlığın
saadetine paha biçilmeyecek derecede büyük katkılarda bulunmuştur. Bu gün
de bütün insanlık, yeryüzünde âdil bir düzenin kurulması için,
milletimizin öncülük yapmasını beklemektedir.
Saadet Partisi, bir yandan bu sorumluluğunun bilincinde olarak, diğer
yandan da Türkiye’nin uluslararası konumunun güçlendirilmesi, vatandaşları
mutlu ve müreffeh bir ülke haline gelmesi için, milli, ekonomik ve sosyal
politikalarla birlikte, milletimizin değerlerini ortaya çıkaran, temeli
ahlâk ve maneviyata, nefsin terbiyesine ve hakkın üstün tutulmasına
dayanan, yeni, örnek ve üstün bir medeniyetin kurulmasını sağlayacak bir
kültür hamlesini gerçekleştirmeyi en önemli görevleri arasında
saymaktadır.
Saadet Partisi, Türkiye’nin kalkınmasının, kültür ve sanatın gelişmesinin
ancak özgür bir ortamda olacağına inanmaktadır. Bu nedenle biz, güdümlü
demokrasi yerine, gerçek demokrasiye geçişi, insan hakları ve özgürlüklere
dayalı, kaba kuvveti değil hakkı üstün tutan, âdil bir düzenin tesis
edilmesini her konunun önünde ve her şeyden önemli sayıyoruz.
Kültür ve sanat faaliyetleri, bireylere ve sivil topluma ait alan olarak,
kamusal koruma altında olacaktır.
Milli kültürümüzü temsil eden tarihî eserlerimizin korunması ve ihyası
için gereken her türlü önlem alınacaktır.
Türkiye’nin doğal güzelliklerini, zengin tarihî ve kültürel mirasını tüm
insanlıkla paylaşmak, insanlar arasında dostluğun ve kardeşliğin
gelişmesine hizmet etmek için, turizm faaliyetlerinin serbest piyasa
kuralları içerisinde gelişmesini sağlayacak gerekli düzenlemeler
yapılacaktır. Bunun aynı zamanda ülke ekonomisine önemli katkıları olacağı
açıktır.
Turizmde ayrıca ülkemizi ziyarete gelen misafirlere, milletimizin asırlar
boyu insanlığa ışık tutan değerlerinin tanıtılmasına da önem verilecek ve
böylece turizmin her yönüyle hızla gelişmesine katkıda bulunulacaktır.
Çalışma hayatında barış, kardeşlik, işbirliği ve karşılıklı hakların
korunması ve verimlilik esas olmalıdır.
İşyeri çalışma koşullarının uluslararası normlara, sağlık koşullarına
sahip ve insan onuruna yaraşır şekilde olmasının sağlanması ve
denetlenmesi devletin görevleri arasındadır.
İktidarımızda herkes, işini serbestçe seçecek, âdil ve uygun çalışma
koşullarına sahip olacak; herkese, hiçbir fark gözetilmeksizin, eşit
çalışma karşılığında eşit ücret hakkı sağlanacak ve çalışana hakkı,
alnının teri kurumadan verilecektir.
Bütün diğer hak ve özgürlüklerde olduğu gibi, sendikal haklar alanında da
olumsuz uygulamalar yaşanmaktadır. İktidarımızda, adalet, güvenlik,
temsili görevler ve idarenin üst düzey görevlileri hariç, işçi memur
ayırımı yapılmadan, tüm kamu çalışanlarına toplu sözleşme ve grevli
sendika kurma hakkı verilmesini sağlayan düzenlemeler yapılacaktır.
Çalışma hayatında kadınlar ve engelliler için özel tedbirler alınacaktır.
III. 14. Engelliler
Sosyal güvenlik temel bir insan hakkıdır. İnsan yeryüzüne burada
geçireceği süre içerisinde ihtiyaçlarını karşılayabilecek imkânlar,
yetenekler ve toprak, hava, su ve güneş gibi nimetler sunularak
gönderilmiştir.
Nimetler tüm insanlar için yaratılmıştır. İnsan bu nimetlerden emeğini ve
yeteneklerini kullanarak yararlanmaya ve ihtiyaçlarını karşılamaya
çalışır.
Bu
imkânlardan yararlanamayan işsiz, fakir, yoksul, düşkün kimselerin sosyal
güvenlikten pay almaları ve yeterince faydalanabilmeleri sağlanacaktır.
Bu
payın adil dağıtılması sosyal güvenlik anlayışımızın temel dayanağını
oluşturmaktadır..
Bireysel alanda yapılan yardımlaşma elbette ki çok saygıdeğer bir insani
erdemdir; insani amaçlarla yardım yapmak, bağışta bulunmak, bireyin
hakları arasında olup sosyal güvenliğin önemli unsurlarındandır;
engellenmemesi ve teşvik edilmesi gerekir.
Ayrıca bireysel ve kamusal alan dışında, sosyal güvenliği ilgilendiren çok
geniş bir sivil alan bulunmaktadır. İnsanlar gerek dernek kurarak ve
gerekse tarihimize damgasını vuran vakıf müessesesi aracılığı ile sosyal
güvenlik hizmetine katılabilmelidir, katılmışlardır da. Bu alanda da engel
çıkarılmamalıdır. Çünkü bütün bu organize faaliyetler, bireylerin ve
toplumun sağlıklı bir şekilde gelişmesine hizmet edecektir.
Bu
organizasyonların en üst düzeyde olanı şüphesiz ki devlettir. Devletin
temel meşruiyet dayanağı, insan haklarının korunması ve elde edilir
olmasını sağlamak olduğundan, sosyal güvenliğin tesis ve temini de
devletin asli görevleri arasındadır.
Bir
ülkede sosyal güvenliği kâmil manada işler hale getirebilmek için, önce
temel hak ve özgürlüklerin teminat altına alınması gerekir. Eğer sosyal
güvenliğin bireysel ve sivil alanı görmezden gelinir, hatta engellenerek
işlemez hale getirilirse, sadece kamusal alanda yapılacak düzenlemeler ve
getirilecek müeyyidelerle bu önemli mesele çözülemez.
Ülkemizde sosyal güvenliğin görünmez bir tarafı vardır ki; o da
milletimizin kültüründen ve inancından beslenen aile yapımızdır. Yıllardır
eğitim sistemimiz milli ve manevî değerlerimizden uzak bir aile modelini
özendirmeye gayret etmiştir. Buna karşı direnen milli aile yapımız,
yaşlısına, engellisine, yoksuluna sahip çıkmakta, aile fertleri arasında
diğer toplumları kıskandıracak düzeyde bir dayanışma ve yardımlaşma
sergilemekte; beceriksiz hükümetler eliyle sık sık düşürüldüğü ekonomik
krizlerin oluşturduğu sosyal patlamaları sinesinde söndürebilmektedir. Bu
milli aile yapısı, benzer yardımlaşma ve dayanışmayı komşuluk
ilişkilerinde de göstermektedir.
Belirttiğimiz bu inanç ve kültür yapımızın, kurmaya çalıştığımız sosyal
güvenliğin sigortası olduğuna inanıyoruz. Tarihimizde vakıflarla temayüz
eden bu yapımızı göz bebeğimiz gibi korumalı ve gelişmesi için elimizden
geleni yapmalıyız. Çünkü kurulan sistemler her an krize girebilir,
çökebilir. Bu gün çok güçlü ekonomilere sahip olan ülkeler bile sosyal
güvenlik sistemlerini çalıştırmada zorlanmaktadırlar. Bu durum vakıfların
ne kadar önemli olduğunun açık bir göstergesidir.
Herkesin sürdürülebilir bir yaşam için geçim, barınma, sağlık ve eğitim
giderlerini karşılayacak sosyal güvenliğe sahip olma hakkı vardır.
Bu
alanlarda ve eğitimin her kademesinde, sosyal güvenlikten yararlanmak için
kamusal desteğe ihtiyacı olan herkese doğrudan destek verilecektir.
Bu
amaçla “Sosyal Güvenlik Yüksek Kurulu” oluşturulacak ve bu kurulda kamu ve
sivil toplum kuruluşları yer alacaktır.
“Sosyal Güvenlik Yüksek Kurulu”nun en önemli ve öncelikle görevi, bütün
yurt sathındaki muhtaç ve düşkünleri, mahalli şartları yakinen tanıyan,
güvenilir görevlilerin yardımıyla tespit etmek ve bunların insanca
yaşamaları için gerekli imkânları temin etmek olacaktır. Böylece 75
milyonluk ülkemizde, aç–açık tek kimsenin kalmaması devlet anlayışımızın
temelini teşkil etmektedir.
Emeklilik ve sağlık sigortaları birbirinden ayrılacak; bütün sosyal
güvenlik kuruluşları tek çatı altında toplanacaktır.
Kişilerin, emeklilik sigortası ile yapacağı serbest sözleşmeyle, emeklilik
yaşını belirlenmesini sağlayacak yasal düzenlemeler yapılacaktır.
Ülkemizde birçok alanda olduğu gibi sağlıkta da büyük sorunlar mevcuttur.
Sağlık hizmetlerinden herkes yeteri kadar istifade edememektedir.
Partimiz, sağlık hizmetlerinden herkesin eşit olarak yararlanmaları için
gerekli düzenlemeleri yapacaktır.
Genel sağlık sigortası uygulamasına geçilecek, özel sağlık sigortalarından
sigorta hizmeti satın alınacak, sağlık sigortası olmayan tek kişi
bırakılmayacaktır. Sağlık sigortası primini ödeme gücü olmayanların
primleri “Sosyal Güvenlik Yüksek Kurulu” tarafından karşılanacaktır.
Sağlık sigortası bilgileri tek merkezde toplanarak mükerrer sigorta
uygulaması önlenecektir.
Vatandaşların hayatı ve sağlığı devletin teminatı altındadır.
Sağlık hizmetleri, sağlık bakanlığı, yerel yönetimler, vakıflar ve özel
sektör tarafından verilecek; özel sektör ve vakıflar, sağlık yatırımları
yapmaları için teşvik edilecektir. Özel sektörün ve vakıfların hizmet
götüremediği yerlerde kamu ve yerel yönetimlerin hizmet vermesi
sağlanacaktır.
Tüm yurtta aile hekimliği sistemine geçilecek; oluşturulan kademelere
uyulmak koşuluyla, herkes hastane ve hekim seçme hakkına sahip olacaktır.
Sağlık Bakanlığı, personel, yönetim, organizasyon ve hizmet sunumu
bakımından politikalar geliştirme, plânlamalar yapma, standart koyma ve
denetleme görevi yapacaktır. Bakanlık özel sektör, vakıf ve yerel
yönetimlerce yeterince sağlık hizmeti verilemeyen yerlere sağlık hizmeti
götürmekle yükümlü olacaktır.
Koruyucu sağlık hizmetlerine büyük önem verilecek ve bu hizmetler bakanlık
ve yerel yönetimlerce yerine getirilecektir.
Evlilik çağına gelen her erkek ve kadının evlenme ve aile kurma hakkı ve
görevi vardır. Evlilik akdi ancak kadın ve erkeğin serbest ve tam rızası
ile yapılır.
Aile, toplumun doğal ve temel unsurudur. Ve ayrıca aile, inancımız ve
milli kültürümüze göre, saadetin de temel unsurudur. Saadet Partisi
olarak, parti adımızın da ifade ettiği gibi, temel gayemiz, bütün ülke
insanlarının ve bütün insanlığın saadetidir. Bu sebepten dolayı, toplum ve
devlet aileyi korumakla mükelleftir. İnanıyoruz ki, bu korumanın bütün
tedbirlerini almak ve teşvik etmek toplum ve devlet olarak ana
görevimizdir. Bu inanışın aksine olan uygulamalar, yıkıcı tahrik ve
teşvikler, insan hakları ve hukuk çevresi içerisinde önlenecektir.
Geçmişle gelecek arasında köprü olan aile, kültürümüzün, kimlik ve
kişiliğimizin oluşması ve yaşatılmasında en etkili kurumdur. Ailenin
korunması, bölünmemesi ve geliştirilmesine yardımcı olmak tüm kurum ve
kuruluşların görevidir.
Bu nedenle Partimizin sosyal ve ekonomik politikalarının şekillenmesinde
temel unsur aile olacaktır. İktidarımızda, evlilik ve aile kurumu her yönü
ile teşvik edilecek ve desteklenecektir.
Modernleşme ile beraber gelen sanayileşme, kentleşme ve değişen gündelik
yaşam, etkisini en çok aile kurumu üzerinde göstermiştir. Günümüz
toplumunda, dış güçlerin plânlı etkileriyle, bireyselliğin öne çıkarılması
aileyi tehdit eden sonuçlar doğurmuştur.
Bugün gelişmiş batılı toplumların en başta gelen sosyal problemleri,
ailenin parçalanması, insanların büyük kısmının yalnız yaşamak zorunda
kalması, çocukların ana-baba ihtimamından yoksun bırakılmaları, aile
fertleri arasında güvensizlik ve yalnızlığın getirdiği ruhsal
rahatsızlıklar, şiddet ve intihar eğilimleri, alkol ve madde bağımlılığı
ve nüfusun gittikçe azalması gibi sorunlardır.
Bu sebepten dolayıdır ki, batılı ülkeler ve uluslararası kuruluşlar;
ailenin korunması ve sorunlarının giderilmesi için programlar yapmakta,
bütçelerinden önemli ölçüde paylar ayırmaktadır.
Muharref kitaplara dayanan medeniyetlerin temeli, yanlış, hatalı ve
yetersiz olduğu için, Batı, ailenin korunması görevini yerine
getirememektedir. Ailenin korunması, bütün tarihin ispat ettiği gibi,
ancak bizim milletimizin manevî değerlerinin rehber alınması suretiyle
mümkündür.
Bizim, toplum ve millet olarak, bu büyük avantajımıza mukabil, bir yandan
dış güçlerin hedefi olmamız dolayısıyla, üzerimizde oynadıkları manevî
tahribat oyunları yüzünden, diğer yandan da ekonomik olarak bizi aç, işsiz
ve borca esir bir toplum haline getirme gayretleri sebebiyle, bizde de son
yıllarda aile tahribatı görülmemiş bir hızla artmaktadır.
Partimiz, uygulayacağı manevî ve ekonomik kalkınma politikalarıyla, bir
yandan aile yapısının temelini sağlamlaştıracağı gibi, diğer yandan da
reel sektöre ve istihdama önem vererek, işsizlik sorununu azaltırken
uygulayacağı sosyal politikalarla da, yoksullukla mücadele etmek
suretiyle, aile yapısının korunmasına katkıda bulunacaktır.
Özürlü çocuklarına ve yaşlılarına kendileri bakan aileler, vergi indirimi
ya da doğrudan yardımlarla, desteklenecektir. Ayrıca bu ailelere,
çocuklarının eğitimi ve rehabilitasyonu için kurumsal yardımların
yapılması sağlanacaktır.
Aile ile ilgili ele alınması gereken konulardan biri de, kadınların
toplumsal konumu ve haklarıdır. Hem kentte hem de kırsal kesimde kadının
en önemli sorunu, işi ile ailesi arasında yaşadığı ikilemdir. Kadının
çalışarak aile bütçesine katkıda bulunması ve kendisini geliştirmesinin
bedeli, çocuklarını ve ailesini ihmal olmamalıdır. Partimiz çalışma
hayatında, kadının annelik ve aile sorumluluğunu da yerine getirebilecek
düzenlemeleri yapacaktır.
Artan geçim sıkıntısı, zayıflayan aile bağları ve manevi değerlere
bağlılığın gerilemesi neticesinde sayıları giderek artan sokak çocukları
ülkemizin en büyük ayıplarından ve problemlerinden biridir. Ülkenin bu
ayıptan kurtarılması için gerekli tedbirler alınacaktır.
Toplumda meydana gelen olumsuzluklar aile büyüklerini de etkilemektedir.
Bu gelişmeler dikkate alınarak yaşlıların daha iyi bir yaşam düzeyine
ulaşma imkânlarını sağlayacak düzenlemeler yapılacaktır.
Fakat bu sosyal problemin temel çözümü, bizim milli esaslarımızın kabul
ettiği ve asırlar boyu yaşattığı, torunları, büyük anne ve büyük babaları
içine alan “geniş aile sistemidir”
Milletimizi ve sosyal yapımızı, dış güçlerin çeşitli etkinliklerle (medya,
sinema vs.) bize aşılamak istediği, karı-kocadan ibaret kendi “çekirdek
aile” hastalığından korumak için gereken tedbirler özenle alınacaktır.
Gençlik bir milletin geleceğidir. Gençliğin ahlâklı, bilgili, sağlıklı
yetişmesi ve hayata hazırlanması için tüm kurum ve kuruluşlar hizmet
verecektir. Ayrıca bunun için, sivil toplum kuruluşları da teşvik
edilecektir.
Devlet, kamusal desteğe ihtiyaç duyan her gence eğitimin her kademesinde
yeterli desteği sağlayacaktır. İktidarımızda eğitimden yoksun hiçbir genç
kalmayacağı gibi, eğitim sisteminde yapılacak değişiklikler ile,
gençlerimizin milli ve manevî değerlerimize bağlı olarak yetişmeleri
sağlanacak ve en az eğitim kadar terbiyeye de önem verilecektir.
Saadet Partisi, gençliği ülkenin teminatı olarak görmektedir. Her alanda
gençliğin dinamizminden yararlanmak gerektiğini düşünmekteyiz. Bu nedenle
seçilme yaşı 25’e indirilerek bu dinamizm siyasete taşınacaktır.
Tecrübesizlikleri ve merakları bazen gençleri kendilerinin de
istemedikleri bir takım alışkanlıklara sürüklemektedir. Sigara, alkol,
bağımlılık yapan çeşitli ilaçlar ve kimyasal maddeler, uyuşturucu ve
uyarıcılar, kumar, pornografi vs.nin hedef kitlesi gençliktir. Gençlerin
kötü alışkanlıklardan korunması için gerekli her türlü önlemlerle
birlikte, gençlerin aile içinde kalarak milli ananelerimize bağlı gençler
olarak yetişmelerini sağlayacak bütün tedbirler alınacaktır.
III.
19. Spor
Genç
nüfusumuzun çokluğuyla spor dallarında kazandığımız uluslararası başarılar
doğru orantılı değildir. Partimiz, spor faaliyetlerine gerekli önemi
verecektir. Bu amaçla spor için gerekli alt yapı hazırlanacaktır. Sporun
yaygınlaşması ve halkımızın sporu seyreden değil, sporu yapan topluluk
haline dönüşmesi için mevzuattan ve bürokrasiden kaynaklanan engeller
kaldırılacak, spor alanında faaliyet gösteren, başta spor klüpleri olmak
üzere, kuruluşlar ve sporcular teşvik edilecektir.
Geleneksel sporlarımızın yeniden ihya edilmesi için ulusal ve uluslar
arası organizasyonlar desteklenecektir.
III. 20. Yurtdışında Bulunan Vatandaşlar
Saadet Partisi, ülke dışındaki vatandaşlarımızın bulundukları ülkelerde
her türlü haklarının korunması ve geliştirilmesi için devletin hizmetini
insanlarımıza ulaştıracak, sahipsiz kalmalarını önleyecek ve Türkiye
Cumhuriyetinin vatandaşı olmanın haklı onurunu, tüm insanlarımız gibi,
yurtdışındaki insanlarımıza da yaşattıracaktır.
Yurt
dışında temsilcilikler açarak, oralarda yaşayan yurttaşlarımızın her türlü
sorunları ile yakından ilgilenecek çalışmalar yapacağız.
Yurtdışında yaşayan vatandaşlarımızın ülkenin yönetiminde söz sahibi
olmalarını sağlayacak seçim mevzuatı düzenlemesi yapılacaktır.
Yurt
dışında yaşayan vatandaşlarımızın ve aynı tarihî köke sahip insanların
bulundukları ülkelerde kendi değerlerinden uzaklaştırılarak asimile
edilmelerine karşı, gereken tedbirler alınacak; her türlü maddî ve manevî
destekle, bunların yaşadıkları toplumda örnek birer insan olmaları için,
gerekli çalışmalar yapılacaktır.
Yeryüzü ve çevredeki her şey bize bir emanettir. Biz, bu emaneti koruyarak
ve geliştirerek bizden sonraki nesillere intikal etmesini sağlamakla
sorumluyuz.
Özenli bir plânlama ve yönetim ile, dünyanın doğal kaynakları, hava, su,
toprak, bitki örtüsü ve canlıları, özellikle de doğal eko sistemleri
korunmalıdır.
Kalkınma ve sanayileşme çabalarını sürdüren ülkemizde ciddi çevre
sorunları vardır. Ülke genelinde erozyon, çarpık kentleşme ve buna bağlı
altyapı sorunları yoğun olarak yaşanırken, özellikle batı bölgelerimizde,
sanayileşmeden kaynaklanan çevre kirlenmesi tehlikeli boyutlara
ulaşmıştır. Ülkemizin büyük bir bölümünde bitki örtüsü ve ormanlar
azalmaktadır.
Doğal çevre ile uyumlu ve sürdürülebilir bir kalkınma, partimizin başlıca
hedeflerinden biridir.
Saadet Partisi, üretim ve tüketimde insan ile doğa arasındaki dengeyi,
insan sağlığını ve doğal dokunun korunmasını esas alan çevre
politikalarını özenle uygulayacaktır. Bu politikaların temeli eğitim
olacaktır; her kademede çevre bilincinin geliştirilmesi için eğitim
programları hazırlanacaktır.
Çevre konusunda uluslararası kuruluşlar ve sivil toplum kuruluşları ile
işbirliğine gidilecek, yerel yönetimlerin etkin kılınmasına imkan
sağlayacak yasal düzenlemeler yapılacaktır.
Saadetin temel şartlarından birisi de refahtır. Refah; insanların
ihtiyaçlarının kolay ve bol bir şekilde karşılanmasıdır. Bu ise ekonomik
gelişmişlikle mümkündür.
Türkiye’nin mevcut ekonomik durumu, ne yazık ki milletimizin özlediği ve
ulaşmak istediği tablodan çok uzaktır.
|