Web mySiyaset
ANASAYFA  

SİYASİ PARTİLER > SHP > PROGRAM

Parti Programı

PROGRAM

Sunmuş olduğumuz bu metin, okunduğunda görülebileceği gibi, klasik parti programlarından çok farklıdır.

Adaletin herkesi kucaklamasını, yoksulluğun ortadan kalkmasını, yolsuzlukların hesabının sorulmasını, herkesin emeğinin karşılığını almasını, üretimde, yönetimde ve denetimde paydaşlık bilinci taşıyan yurttaşların çoğalmasını, toplumsal barış içinde hak ve özgürlüklerin kullanılmasını, bilimin ve sanatın ışığıyla aydınlanan laik Türkiye’nin çağdaş dünyada saygın ve onurlu yerini almasını öngören bu Programda SHP’nin kurucuları kendilerini tanımlamakta, neler yapmayı düşündüklerini ve bunu nasıl yapacaklarını ifade etmektedirler.

Bu biçimi ile Program, SHP’nin dünyaya ve Türkiye’ye bakışının, ideolojik duruşunun, görüşlerinin ve tercihlerinin bir açıklamasıdır.

Hiç kuşkusuz Program, ileride her aşamada görev üstlenecek SHP’liler tarafından tartışılacak, değerlendirilecek ve geliştirilecektir. Sunduğumuz metin,program geliştirme çalışmalarının bir başlangıcı olarak alınmalıdır. Partinin kuruluşu ile birlikte, Tüzüğümüzde öngörülen platformlarda uygulama politikaları hazırlanacak ve kamuoyunun bilgisine sunulacaktır.

TÜRKİYE’YE İNANIYORUZ

Türkiye Cumhuriyeti tarihsel mirası gereği farklı kültürlere, dillere, dinlere ve mezheplere mensup olan yurttaşlarımızın ortak iradesiyle kurulmuştur.

Ancak genç Cumhuriyetimizin tarihinde zaman zaman kuruluşunun temel anlayışıyla bağdaşmayan uygulamalar ile iç ve dış tahrikler sonucu yaşanan sorunlar, ülke bütünlüğünü ve toplumsal barışı tehdit eder boyutlara ulaşmış ve ülkemiz irtica tehlikesiyle karşı karşıya kalmıştır. Böyle bir dönemde Türk ve Kürt kökenli yurttaşlarımız kışkırtmalara kapılmamış, ulusal bütünlüğümüze ve iç barışımıza sahip çıkmışlardır. Benzer bir biçimde aynı duyarlığı inançlı yurttaşlarımız da göstermiş ve Cumhuriyetimizin laik niteliği korunabilmiştir.

Toplumsal yapımızı derinden etkileyen bu gelişmelerin bir daha yaşanmaması, barışın kalıcı kılınması demokrasimizin ve iktisadi yapımızın güçlendirilmesiyle sağlanacaktır.

Ülke bütünlüğünü ve Cumhuriyetimizin demokratik, laik niteliklerini temel alan bir anlayışın yerleşmesinin tüm yurttaşlarımızın özlemi ve talebi olduğunu biliyoruz.

Öte yandan bugün ülkemiz, toplumun her kesimini çok olumsuz bir şekilde etkileyen bir iktisadi bunalım yaşamaktadır.Halkımızın büyük bir bölümü yoksulluğa itilmiş, gelir dağılımı onarılması güç bir biçimde bozulmuş, işsizlik artmış, üretim neredeyse durma noktasına gelmiştir. Aslında iktisadi ve toplumsal yönleriyle algılanan bu bunalımın altında, idari ve siyasi yapının artık Türkiye’yi taşıyamaz duruma gelmesi yatmaktadır.

Ancak, yakınmalara ve karamsar tavır sergileyenlere katılmıyoruz.Türkiye büyük ülkedir. Bu toplum, bütünleşerek aştığı öteki sorunlar gibi bu sorununu da yeni bir siyaset anlayışı ile aşacaktır.

Biz Türkiye’nin gücüne inanıyoruz. Türkiye, önüne doğru hedefler konduğunda ve doğru yönetildiğinde,sorunlarını çözecek ve hedeflerini yakalayacak güce sahiptir.

Türkiye müthiş bir dönüşümün, büyük bir sıçramanın, kabuğunu kırmanın bütün enerjisini biriktirmiştir.

Böyle yönetilmek ve böyle yaşamak, Türkiye Cumhuriyeti yurttaşlarının alınyazısı değildir. Bugünkü siyasi ve idari yapı değişmelidir ve değişecektir.

Bu bitmeyecekmiş gibi görünen kısırdöngüyü değiştirmek siyasetin işidir. Bu siyaseti kurgulamak, yaratmak ve kurumlaştırmak da siyasetçinin görevidir.

Sosyal Demokrat Halk Partisi, Türkiye’nin büyük değişim ve dönüşüm gücüne inanan, Türkiye’yi yönetme, bilginin aydınlığında değiştirme, dönüştürme ve zenginleştirme iddiasına sahip bir siyasal partidir.

Bu iddiamızı aşama aşama gerçekleştireceğiz ve en büyük mirasımız olan Cumhuriyetimizin 100.yılı olan 2023′te, Türkiye’yi dünyanın önder ülkeleri arasına taşıyacağız.

TARİHSEL KÖKLERİMİZ

SHP, üzerinde yaşadığımız toprakların binlerce yıllık geçmişine ve birikimine övünçle sahip çıkan bir partidir. SHP kendisini, Türkiye’yi emperyalist işgalden, halkı hilafet ve saltanatın egemenliğinden kurtaran çağdaş, onurlu ve tek coğrafyada birçok dilden, dinden, etnik kökenden, mezhepten insanı bir devlet yapısı içinde birleştirmeyi başaran tarihsel ve siyasal mirasın sahibi ve sürdürücüsü olarak görür. Toplumumuzu çağdaş uygarlıkların üzerine çıkarmayı hedefleyen Cumhuriyet Devrimleri ve kazanımlarını korumayı, sürdürmeyi ve geliştirmeyi öncelikli ve vazgeçilmez görevleri olarak kabul eder.

SHP, Türkiye coğrafyasında yaşamış olan tüm uygarlıkların tarihsel ve kültürel mirasının bilinçli sahibidir.

SHP yerel kültürlerin yaşatılmasının ve gelişmesinin önündeki sınırların kaldırılmasının hem ulusal kültürün gelişmesine ve zenginleşmesine, hem de evrensel kültüre bir katkı olacağına inanır.

SHP’nin tarihsel kökeni Mustafa Kemal’in önderliğinde verilen Kurtuluş Savaşı ile Cumhuriyet ilke ve devrimlerinin aydınlığına dayanır. Siyasal kökümüzü, solun evrensel ve ulusal değerlerinde ve bu toprakların yetiştirdiği en büyük devrimci olan Mustafa Kemal’de görmekteyiz.

Bu doğrultuda emeği, özgürlüğü, eşitlik ve adaleti temel hedef alarak, dünya halklarına önderlik etmeyi amaçlayan evrensel Sosyal Demokrat Hareketin onurlu bir üyesi olmaya çaba gösteririz.

NASIL SİYASET YAPACAĞIZ

Cumhuriyetimizin kuruluşu ile birlikte, Atatürk’ün öncülüğünde büyük bir çağdaşlaşma atılımını cesaretle gerçekleştiren Türkiye, aradan seksen yıl geçtikten sonra, bir kez daha ve çok güçlü bir biçimde büyük bir değişim ve atılım gereksinimiyle karşı karşıya bulunmaktadır.

Yurttaşlarımızın daha iyi bir yaşam istemleri için köklü bir değişime gereksinim vardır. Ama bu değişimi gerçekleştirecek olan siyasal örgütlenmenin kendisi, bir değişim geçirmeden bu istemleri yanıtlayabilecek, projeler üretebilecek düzeyde değildir. 21.yüzyılın başında, Türkiye’nin yaşadığı en büyük çelişki budur.

Siyasetçilerimiz, sorunlara kalıcı çözümler üretmek ve önermekten çok, öfkeyi dillendirmeyi, tepki sergilemeyi ya da yapay gündem yaratarak günlük konularla ilgilenmeyi tercih etmektedirler.

Türkiye onca sorununa karşın, siyasal tasarım açısından tarihinin belki de en kısır dönemini yaşamaktadır. En çok gereksinme duyulan bir dönemde halkımızın önüne bir gelecek projesi konulamamıştır.

SHP, böyle bir projeyi hazırlayarak bugünkü siyaset yapma biçimini değiştirecek ve Türkiye’nin gelecekle buluşmasını gerçekleştirecektir.

Yeni siyaset yapma anlayışına engel olan Siyasi Partiler Yasasının değişmesi zorunludur. Ancak SHP Tüzüğü, bu değişim gerçekleşmeden bile yeni siyaset yapma biçimine olanak sağlayacak bir anlayışla hazırlanmıştır.

SHP Tüzüğü genel başkanların bireysel egemenliğine, siyaset oligarşisine ve yerel beyliklere son vererek, üyenin eğitimini öne çıkararak Türkiye’ye yeni bir siyaset yapma biçimi kazandıracaktır. Parti, ancak ve yalnız örgütün aldığı kararlarla yönetilecektir. SHP Tüzüğünün getirdiği bu yapı ile Türkiye’de ilk kez bir parti, temsili demokrasiden doğrudan demokrasiye geçmektedir. Parti üyelerinin değişik sivil toplum örgütleri içerisinde yer almalarını öngörüyoruz ve bunu örgütlü yaşama katkımız olarak değerlendiriyoruz.Böyle bir yapı değişikliğini, Türkiye’nin gereksinme duyduğu değişim projesinin birincil güvencesi olarak görüyoruz.

SHP’NİN UFKU

SHP’nin iktidarında elde etmeyi istediği amaçlar şöyle sıralanabilir.
Özgür Birey
Örgütlü Toplum
Demokratik Hukuk Devleti
Sürdürülebilir Kalkınma
Hakça Paylaşım
Toplumsal Barış

SHP için bu amaçların hepsi, öncelik ve zamanlama açısından eşdeğerdedir ve hepsinin aynı anda ivedilikle yaşama geçirilmesi bir zorunluluktur. Türkiye’de kalkınma sağlanana kadar gelir dağılımının adaletli hale getirilemeyeceği, demokratikleşmenin ertelenebileceği, kültür ve çevre değerlerinin korunmasından vazgeçilebileceği gibi görüşler sık sık ortaya atılır. SHP'’liler, bu görüşleri asla kabul edemezler. İddia edilenin tam tersine, kalkınmanın sağlanabilmesi için özgürlük, demokrasi ve gelir adaleti önkoşul niteliğindedir.

SHP örgütlü bir toplum oluşturulmasının önündeki tüm engelleri kaldıracaktır. Emeğin örgütlenmesinin AB standartlarına yükseltilmesi için gerekli düzenlemeler yapılacaktır. Bu çerçevede SHP, kamu emekçilerinin örgütlenmesinde yaşanan sorunların ortadan kaldırılmasına, kırsal kesimde örgütlenmenin geliştirilmesine, kadınların, gençlerin örgütlenmesi için gerekli ortamın yaratılmasına özel bir önem verecektir.

SHP’nin ufkunu, tüm bu gerekçelerle toplumsal barışımızın ve ulusal bütünlüğümüzün güvencesi olarak değerlendiriyoruz.

EŞİTLİK VE ÖZGÜRLÜKTEN YANAYIZ

İnsanların eşit doğduklarına ve hiçbir ayrıcalık taşımadıklarına inanırız. İnsan haklarının yalnızca insan olmaktan ötürü daha doğmadan önce kazanılmış haklar olduğunu kabul ederiz. Yaşama hakkı bu hakların başında gelir. Çalışma hakkı, beslenme ve barınma hakkı, aile kurma hakkı, düşüncelerini ifade etme hakkı, inançlarının gereğini yerine getirme hakkı, örgütlenme hakkı, kendini geliştirme hakkı ve toplumsal bir kişilik olarak her türlü siyasal, iktisadi ve kültürel çalışmalardan bilgi edinme hakları engellenemez, sınırlandırılamaz.

İnsanlar arasında eşitsizliğe, ayrıma, ayrıcalığa yol açabilecek her türlü iktisadi, toplumsal, kültürel, siyasal engeli ve dengesizliği yok etmek öncelikli hedefimizdir.

Etnik, dinsel, cinsel, kültürel ve benzeri her türlü ayrımcılığa kararlılıkla karşı dururuz. Kadınlar için ayrımcı yaklaşımların tümünü reddederiz.

İnsanı aşağılayan, fiziksel ve ruhsal acı veren her türlü eylemi, kim tarafından ve hangi nedenle yapılmış olursa olsun kabul etmeyiz. Kısıtlamaları ve sansürü reddederiz.

Bireyler inanç özgürlüğüne sahiptir. İnanç özgürlüğünün, yurttaşların inanma, inanmama ve tarafsız kalma tercihleri olduğunu kabul ederiz. Her üç tercihe de saygı duyarız.

İnanç özgürlüğünün sınırı, öteki bireylerin inanç özgürlüğü alanı ve kamusal yaşamın gerekleridir. Bireylerin inançlarının gereğini yerine getirme ve geliştirme özgürlüğünün bulunduğunu ancak bunları, bir cemaatın mensubu olma kimliği ile değil, tekil yurttaş kimliği ile kullanabileceğini düşünürüz.

Devlet bir inancı taşıyamaz, hiçbir inancın temsilcisi olamaz. Devlet inançlar karşısında yansızdır. Görevi bireylerin inanç özgürlüğünü güvence altına almaktır.

SHP uzun dönemde devletin inanç alanındaki örgütlülüğünün son bulmasını, ancak geçiş döneminde bu yapının tüm inançları temsil edecek bir biçime kavuşturulmasını, okullardaki zorunlu din eğitiminin gönüllülük esasına oturtulmasını savunur.

Bireyler düşünce ve düşüncelerini ifade etme özgürlüğüne sahiptir. Bu özgürlüğün kullanılması, çoğulcu ve laik toplum yapısı ve ülkenin bütünlüğü için açık ve yakın tehlike yaratacak bir eylem çağrısı niteliği taşıyamaz.

Bireyler, cinsiyetleri, sınıfsal konumları, düşünceleri, inançları ya da etnik kimlikleri nedeniyle baskı altında tutulamazlar, düşüncelerini, inançlarını ve etnik kimliklerini açıklamaya zorlanamazlar.

Etnik kökenini özgürce tanımlamak ya da açıklamak bireyin kendi tercihidir. Birey kendi dilinde yayın izleyebilme anadilini geliştirip öğrenebilme, çocuklarına dilediği adı verebilme, kültürünü geliştirmek için kuruluşlar kurabilme özgürlüğüne sahiptir. Bireyin etnik kimliği bir üstünlük nedeni olarak gösterilemez, hiç kimse etnik kimliğinden ötürü aşağılanamaz.

Türkiye Cumhuriyeti bir ırka dayanmaz. Cumhuriyetimiz farklı kültürlere, dillere, dinlere, mezheplere mensup olan yurttaşlarımızca oluşturulmuştur. Devletin resmi dili Türkçedir. Devletin tekliği, ulusun tümlüğü, yurdun bölünmez bütünlüğü tartışılamaz.

Yürürlükte olan uluslararası anlaşmaların düzenlemeleri dışında, ulusumuz içindeki etnik ve inanç farklılıklarını azınlık olarak değil tarihsel mirasımız, gücümüz ve zenginliğimiz olarak görürüz. Tam işleyen kurumlaşmış demokrasilerde azınlık kavramının olmaması gerektiğine inanırız.

Bu anlayışla SHP, demokratikleşmenin ve insana saygının önünde engel olan başta Kürt sorunu olmak üzere etnik ve inanç sorunlarını çözerek, toplumsal barışı sağlayacak, ülke bütünlüğünü ve demokratik laik Cumhuriyet’i daha da güçlendirecektir.

DEVLETİ YENİDEN YAPILANDIRACAĞIZ

Türkiye Cumhuriyeti Devletinin örgütlenme yapısı artık toplumu taşıyamamaktadır. İdari, iktisadi ve toplumsal örgütlenmemizin bugünkü yapısı ve işleyişi değişmeden, Türkiye’nin büyük atılımları gerçekleştirmesi beklenemez. Bu nedenle genel nitelikleri aşağıda belirtilen yeni bir Anayasa yapılması gerekmektedir.

Devlet yönetiminin çağdaş bir anlayışla yeniden örgütlenmesi gereklidir. Yeni devlet yapısı, siyasal toplum, sivil toplum, birey ve yurttaş kavramları üzerine inşa edilecektir.

Devlet, yurttaştan soyutlandırılarak, onun üzerinde kutsanmış bir örgüt olarak görülemez.

Devlet toplumun en üst örgütlenme biçimidir. Ancak devlet yalnızca siyasal toplumdan değil, aynı zamanda sivil toplumdan da oluşur. Yargı, yürütme ve yasama güçleri ile onlarla bağlantılı örgütlenmeler siyasal toplum kuruluşları, bunların dışında kalan tüm yurttaş örgütlenmeleri de sivil toplum kuruluşlarıdır.

SHP, devlete ve demokrasiye ilişkin olarak geçmişte yaşadığımız ve bugün de yaşamakta olduğumuz siyasal bunalımların temelinde, yürütme gücünün devlete neredeyse tek başına egemen olmasını, güçler ayrılığı ilkesinin işletilmemesini görmektedir.

Yürütme erkini elinde bulunduranların yönlendirdiği devlet, toplumdaki egemen güçlerin baskı ve etkilemesine açık bir yapı oluşturmaktadır. Böyle bir yapıda devletin bir hukuk devleti anlayışının gereklerini yerine getirebilmesi oldukça güçtür.

Yoğun bir biçimde yaşamakta olduğumuz ahlak bozukluğunun, kamu kuruluşları içindeki çeteleşmenin, yolsuzluk ve haksızlıkların, kayıt dışı üretim ve kazançların nedeni bu yapı içinde aranmalıdır. Böyle bir yapıda yurttaşın devlete güveni sarsılmaktadır. Oysa ki devletin yurttaşına, yurttaşın da devletine güven duyması gerekmektedir.

Türkiye Devletinin yeniden örgütlenmesinde saydamlık, hukuksallık, yasallık, işlerlik, verimlilik, hesap verilebilirlik ilkelerinin yanı sıra katılımcılık ilkesine ve o arada kamusal yetkilerin paylaşımına özel bir önem veriyoruz.

Yetki paylaşımı öncelikle siyasal toplum ile sivil toplum ve yurttaş arasında olacaktır. Siyasal toplum buyurgan, yurttaş ve sivil toplum da uygulayan durumunda olmayacaktır.

Yurttaş hem seçim yoluyla siyasal toplum kuruluşlarına meşruiyet ve görev veren hem de örgütleri aracılığıyla siyasal toplum kuruluşlarının karar ve uygulamalarına etkileme gücüyle katılan ikili bir role sahiptir. Yurttaş bu rolleri ile devletin asli unsuru ve paydaşıdır. Merkezi yönetimde ve yerel yönetimlerde, olanaklı görünen her alanda kamu yönetimi yurttaşlarla karar, uygulama ve denetleme süreçlerinde karşılıklı etkileşim ve örgütlü iletişim içinde olacaktır. Yurttaşın yönetim paydaşı olması anlayışı, hem hizmette verimlilik artışını hem de kamu kaynaklarının daha iyi denetlenmesini sağlayacaktır. Yurttaşın yönetim paydaşı olduğu devlet güvenilir bir devlet olacaktır.

SHP etkin, işlevsel ve demokrat yapılı devletten yanadır. SHP amaçlarının gerçekleşmesinde bu anlamıyla güçlü devlet, temel araçtır.

SHP’ye göre devletin gücünü çalıştırdığı insan sayısı, sahip olduğu banka sayısı, fabrika sayısı ya da Gayri Safi Milli Hasıla içindeki kamu harcamalarının payı belirlemez.

Güçlü devlet, işlevlerini verimli ve etkin bir biçimde gerçekleştiren ve siyasal toplumu sivil toplum tarafından denetlenen ve dengelenen bir yapıdır.

Hukukun üstünlüğünü ve yargı bağımsızlığını gerçekleştirmek ana ilkemiz olacaktır. Adaletin zamanında ve herkes için ırk, dil, din, mezhep ve statü farkı gözetilmeden eşit uygulanması amacıyla yargı için gerekli olan bütçe ve yeni eğitim yapılanması sağlanacaktır. Yasama dokunulmazlığı yalnızca kürsü ve parlamento çalışmalarıyla sınırlı tutulacaktır. Parlamenterlere tanınan ayrıcalıklara son verilecektir. Yolsuzluk ve haksızlıklar için hesap sorma zaman aşımına uğratılmadan sürekli bir işlem haline getirilecektir

Bir başka yetki paylaşımı, kamu yönetiminin kendi içinde merkezi yönetim ve yerel yönetimler arasında olacaktır.

Merkezi yönetimin görevleri ulusal güvenlik, ulusal kalkınma , adalet,sosyal güvenliğin sağlanması, eğitim ve sağlık hizmetlerinde fırsat eşitliği yaratılmasıdır. Ulusumuzun bilgi toplumuna geçmesi yerel düzeyde sağlanamaz. Stratejik planlama yetkisi merkezi yönetim tarafından kullanılmak durumundadır. Ülkenin ortak değerlerini ve çıkarlarını uluslararası düzeyde koruma ve kollama görevi merkezi yönetim tarafından yerine getirilmelidir. Ülke ölçeğinde beşeri ve fiziksel altyapıların gerçekleştirilmesi ve kaynakların bölgeler arasında, gelişmişlik ve gelir farklılıklarını dengeleyecek biçimde hakça dağıtımının sağlanması merkezi yönetimin görevi olacaktır.

Bunların dışındaki tüm hizmetler, yerel ortak gereksinme niteliğindedir ve yerel yönetimlerce üstlenilecektir. Ancak SHP yerel yönetimlerin bugünkü yapı ve işleyişlerinin de yeniden örgütlenmesi ve yeniden yerelleştirilmesi gerektiği inancındadır.

Merkezi yönetim ve yerel yönetimler arasındaki böyle bir yetki paylaşımı aslında merkezi yönetimin gücünü ve önemini de azaltmayacaktır. Aksine bir çok yükünü devretmiş olan merkezi yönetim, işlevlerini daha başarılı ve daha etkili olarak yerine getirecektir.

ÇALIŞAN VE ÜRETENDEN YANAYIZ

SHP, emek öncelikli demokratik bir kitle partisidir. SHP’nin toplumsal tabanını, meslekteki mevkileri ve sıfatları ne olursa olsun, tüm çalışanlar, işsizler, kırsal ve kentsel üreticiler ve emekliler oluşturur. SHP’nin öncelikli siyasal tercihleri bu kesimlerden yanadır. Ancak ulusal ekonomiye katkıda bulunan, üreten, verimlilik ve istihdam sağlayan tüm toplumsal katmanları da destekler.

SHP bu toplum kesimleri uğruna siyaset yapar dışlanmış, ezilmiş, yoksullaşmış halkımızı temsil eder.

SHP için insan hakları yalnızca siyasal bir anlam taşımaz. SHP, gelir dağılımının adaletsizliğini toplumsal barışı tehdit etmesi nedeni ile insan haklarına yönelik bir tehlike olarak değerlendirir.

ÜRETİMDEN, BÜYÜMEDEN VE HAKÇA PAYLAŞIMDAN YANAYIZ

Türkiye olabildiğince yüksek ama sürdürebileceği bir büyüme hızıyla kalkınacaktır. Bu yalnızca ulusal refah düzeyini yükseltmek ve paylaşılabilir iktisadi fazla elde etmek için değil, ülke güvenliği ve bölge barışı için de gereklidir.

Türkiye kalkınmasını kendi insanı ve tüm insanlık için önem taşıyan değerlerini ve çevresini tahrip etmeden, tersine onları geliştirerek sağlayacaktır.

SHP için kalkınma ve sosyal adalet eşzamanlı olarak işleyecek süreçlerdir. Toplumsal yapıyı tahrip etme pahasına iktisadi büyüme kabul edilemez.

İktisat siyasetimizin temelinde iktisadi büyümeyi eşitlikçi hedeflerle bağdaştırmak ve o yolla iktisadi büyümenin yüküne katlanmada ve sonuçlarından yararlanmada işlevsel ve adaletli çözümler hazırlamak, uluslararası pazarlarda daha büyük paylar elde etmek, tüketiciyi korumak, doğa kaynaklarının yok edilmesine engel olmak, toplumun bugünü kadar geleceğini de düşünmek gibi temel tercihlerimiz vardır.

SHP çalışandan ve üretenden yanadır. Tüm iktisadi kararlarda tercihini bu kesimlerden yana kullanır. SHP piyasa ekonomisini ve üretim araçları üzerinde özel mülkiyeti, Sosyalist Enternasyonelin anlayış ve ilkelerine uygun olarak kabul eder. SHP için önemli olan üretimin ve özellikle istihdamın artması, gelir dağılımının iyileştirilmesidir. Piyasa ekonomisi bu ve benzeri yollarla toplumsallaştırılacaktır.

SHP devletin piyasa ekonomisine gerektiğinde müdahale edebilmesini savunur. Müdahalenin koşulları,tekelleşmenin önlenmesi, gelirin sınıfsal ve bölgesel paylaşımının iyileştirilmesi gibi toplumsal yararlar ve ülkenin stratejik çıkarlarıdır.

Yatırımlarda devletin yerinin ve payının belirleyicisi, teknik ve toplumsal altyapı yaratmak ve gelirin sınıfsal ve bölgesel dağılımını iyileştirerek toplumsal istikrarı sağlamaktır. Dünyadaki ekonomik ve teknolojik gelişmelere paralel olarak, Türkiye’nin çıkarları ve gereksinimleri doğrultusunda yüksek teknoloji gerektiren, özel sektörün girmediği alanlarda yeni kamu kuruluşlarının oluşturulması öngörülmektedir. Toplumumuza son yıllarda yeni bir özgüven kazandıran Bor ve Trona gibi stratejik madenlerimiz bu anlayış içinde değerlendirilecektir.

Özelleştirmeler SHP için bir amaç değildir. SHP için özelleştirme, kamu iktisadi kuruluşlarında ekonomiye katkının, verimliliğin arttırılmasının ve katma değer yaratılmasının bir aracıdır. Özelleştirme politikalarının oluşturulmasında iktisadi rasyonellik arayışı ile stratejik ve toplumsal değerlendirmeler belirleyici olacaktır. SHP özelleştirmenin mülkiyetin tabana yayılması doğrultusunda yapılmasını tercih eder, çalışanların haklarının korunmasını temel ilke olarak benimser.

SHP, iktisadi kalkınmamızın planlanmasında artık tıkanmış olan sektörel ve parasal planlama anlayışını terk ederek, ulusal stratejik planlama anlayışına geçecektir. İşçi ve işveren örgütlerinin, esnaf ve sanatkar kuruluşlarının, meslek odalarının, tarım odalarının, çevreci örgütlerin içinde yer alacağı yönlendirici nitelikte bir üst düzey kurul, hükümet temsilcileri ile birlikte ulusal stratejik plana yön verecektir. Yeni planlama anlayışı içinde ayrıca bölgesel ve fiziksel planlama uygulaması yapılacaktır. Bu uygulama yalnızca kaynakların daha etkin ve daha verimli bir biçimde kullanılmasını, projelerden daha başarılı sonuçlar alınmasını ve katılımcı bir yönetimi sağlamakla kalmayacak, aynı zamanda imar planlarıyla ilişkilendirilerek beldelerin ve kentlerin yüksek çevre standartlarıyla donatılmasını da sağlayacaktır.

SHP, tarım kesimini ve kırsal yerleşim alanlarını yeni idari, iktisadi, toplumsal ve fiziksel kurumlarla geliştirecektir. Bu süreçte kendileri de yeni bir anlayışa kavuşturulacak olan kooperatifler ve üst örgütleri en temel dayanağımız olacaktır. Tarım kesiminde nitelikli ve rekabet fiyatlarına dayalı üretimin arttırılması, kırsal gelir paylaşımının iyileştirilmesi, köylülüğün üreticiliğe dönüştürülmesi, kırsal yerleşimin düzenlenmesi temel amaçlarımızdır. Çiftçilerimiz desteklenecek ve bu destekleme zaten subvansiyonlu olan dünya fiyatları mantığına terk edilmeyecektir. SHP, özel sektörün tarıma girmesini özendirecek ve destekleyecektir. Toprak Reformu, pazar ekonomisi koşulları içinde uygulanacaktır. Ancak toprak reformu bizim için artık yalnızca feodaliteyi tasfiye ve yeter gelirli işletmeler oluşturmak değil güçlü, arazisi bütün, örgütlü, pazar koşulları içinde rekabet edebilen, köylülükten çıkmış ve üretici olmuş işletmelerin kurulmasıdır. Bu çerçevede SHP, toprak reformunu salt toprak dağıtımını öngören değil, onun yanısıra tarımda yeniden yapılanmayı sağlayacak bir siyaset olarak düşünmektedir. Toprak reformu özellikle sulama projeleri izlenerek, toprak toplulaştırılması ile birlikte rekabetçi işletmelerin yaratılması için kullanılacaktır.

Ziraat Bankası özerk bir kurum olarak örgütlenecek üreticiler, kooperatifler ve özel sektörün bitkisel üretim, hayvancılık, balıkçılık projelerinde öncü bir rol üstlenecektir.

SHP, sanayileşme hareketine yeniden hız verecektir. Sanayileşmeye ilişkin birikimimizi ve artan sanayici sayısını en büyük güvence olarak görmekteyiz. Yalnızca göreceli olarak başarılı olduğumuz sektörlerle yetinilemez. Uluslararası pazarlarda sıçrama yapabileceğimiz, özgün tasarımlar geliştirebileceğimiz, markalar yaratabileceğimiz yeni sektörlere de girmeliyiz. Bu amaçla yeni girişimciler, yeni iş alanları ve yeni teknolojiler desteklenecektir. Bunun için yalnızca kendi kaynaklarımızla yetinmemiz söz konusu olamaz. Yabancı sermayenin de sabit sermaye yatırımlarına girmesini sağlayacak politikalar geliştirilecektir.

Üretimin en önemli girdisi olan enerji, ülkemizde giderek pahalılaşmaktadır. Yerel kaynaklarımızı iktisadi boyutlarda olanaklı olan en üst düzeyde kullanmak, yenilenebilir enerji kaynaklarımızı geliştirmek, ithalatta ise ülke ve kaynak çeşitlendirmesi yaparak enerji güvenliğini sağlamak kararlılığındayız.

Türkiye’nin ulaşım şebekesi yeniden tasarlanacak ve bunun içinde özellikle deniz ulaşımı ve raylı sisteme öncelik tanınacaktır. 1930′ların demiryolu coşkusu hızlı trenle yeniden yaşatılacaktır.

KOBİ’ler büyümenin, istihdamın, eğitimin ve yeni iktisadi yapılanmaların temeli olarak alınacaktır. Halk Bankası başta KOBİ’ler, esnaf ve sanatkarlarımız olmak üzere bu kesimlerin finansmanı için özerk bir yapıya kavuşturulacaktır.

SHP, ülkemizin en önemli sorunlarından biri olan kayıt dışı ekonominin kayıt altına alınmasını ve buna neden olan sorunların giderilmesini bir zorunluluk olarak görmektedir. Bunu vergi adaletinin sağlanmasının ve vergi yükünün hafifletilmesinin en önemli adımı olarak değerlendirir.

Gelir dağılımının bozulmasının en önemli nedenlerinden biri olan yüksek enflasyon, ülkemizde neredeyse yirmi beş yıldır kökleşmiştir. Kamu ve özel sektör işletmelerinin iktisadi yapılarında tahribat yapan enflasyonun yükünü azaltabilmek amacıyla yeni kurumsal düzenlemelere gidilmesi sağlanacaktır.

SHP, Türkiye ekonomisinin başarısını, yalnızca mali piyasalarla, borsa endeksleriyle değil üretim düzeyiyle, yatırım hacmiyle, enflasyon oranlarıyla, işçi ücretleri ve memur maaşlarıyla, çiftçinin eline geçen fiyat endeksleriyle, KOBİ’lerin durumuyla ve gelir dağılımının iyileştirilmesiyle izleyecektir.

SHP olarak en temel taahhütümüz, gelirin sınıfsal ve bölgesel paylaşımının iyileştirilmesidir.

SHP’nin hedefi, uğruna siyaset yaptığı kesimlerin toplumsal refahtan aldıkları payın düzenli ve sürekli olarak arttırılmasıdır.

YOKSULLUĞU YENECEĞİZ

SHP’nin gelirin hakça paylaşılması tanımında ve hedefinde, yurttaşların yoksulluk çizgisinin üzerine çıkması ve gittikçe artan bir gelir düzeyine sahip olması esastır. Ülkede geçerli olan yoksulluk çizgisi, devletin ne kadar sosyal olması gerektiğinin, yoksulluğu yenmek için ne kadar harcama yapması gerekeceğinin belirleyicisidir. Devletin eğitim, sağlık ve sosyal güvenlik harcamaları ile istihdama yönelik örgütlenmesi, reel sektöre ve mali sektöre yapacağı müdahale, buna göre şekillenecektir. Bunun için devlet kaynaklarının yetersiz kalabileceği görüşüne, SHP kesinlikle katılmamaktadır. Eğer devlet kaynakları yetersiz ise bu, yeterince kaynak yaratılmadığı ya da mevcut kaynakların yerinde ve verimli kullanılamadığı anlamına gelir.

SHP yoksulluğu yenme hedefine yönelik olarak varolan uygulamaların ötesinde ve çok daha geniş kapsamlı bir Sosyal Refah Bütçesi hazırlamayı öngörmektedir. Bütçeden ayrılan kaynaklara ek olarak farklı kaynaklara ve farklı bir işleyişe sahip olacak bu bütçe, SHP’nin yoksulluğa yönelik politikalarını uygulamaya dönüştürecek bir araç olarak kullanılacaktır.

SHP, kentlerin varoşlarında iktisadi ve toplumsal sorunları iç içe yaşayan yurttaşlarımızın yaşam koşullarının iyileştirilmesinde ve kimlik sorunlarının çözümünde kentsel rantların yeniden paylaşılmasını ve kentsel harmanlamayı öngören projeleri temel çözüm aracı olarak değerlendirir.

SHP,bugün büyük ölçüde yoksullaşmış köylülerimizin ve çiftçilerimizin yaşam koşullarının iyileştirilmesine özel bir önem verir. Bu amaçla yalnızca toprak reformunu gerçekleştirmeyi değil girdi kullanımında, teknoloji kullanımında ve pazara ulaşmada da reformcu düzenlemeleri gerekli görür. Bu yaklaşım, 1990′lı yılların olağanüstü koşullarında köylerinden uzaklaşarak kentlerde yoksulluk çizgisinin altında yaşamaya çalışan yurttaşlarımızın geri dönüşlerini sağlayacak özel projeler için de uygulanacaktır.

Gerek kent varoşlarında, gerekse kırsal alanda gelir dağılımının iyileştirilmesinde kadınlarımızın üretime yönelik örgütlenmeleri desteklenecektir.

SHP sosyal güvenlik kurumlarını, sosyal devletin en etkin ve geliştirilmesi zorunlu araçları olarak görür. SHP, devletin bu yönde sonuç alacak etkin mali, iktisadi ve idari politika, kurum ve araçları oluşturmasını ve kullanmasını kesin bir zorunluluk olarak değerlendirir.

TAM İSTİHDAM VAZGEÇİLMEZ HEDEFİMİZDİR

Çalışabilir durumda olanlar için çalışmak, SHP’nin anlayışına göre çok temel bir insanlık hakkıdır. Bu nedenle tüm çalışabilir nüfusun çalışması ve üretime katılması SHP’nin en önemli hedeflerindendir.Tam istihdam SHP’nin temel taahhütüdür.

SHP iktidarında istihdam sorunu, gerçek çalışma ile çözülecektir. İşsizlerin bir devlet kuruluşunda işçi veya memur olarak maaşa bağlanması gerçek anlamda çalışma değildir. Gerçek çalışma herkesin tarımda, sanayide, hizmet sektöründe katma değer yaratabileceği bir konuma gelmesidir.

Her yurttaşa yeteneğine, eğitimine ve seçimine uygun bir iş olanağı sağlamak çalışırken onları korumak, çalışma gücünü yitirdiklerinde her türlü güvenceyi sağlamak devletin birincil görevidir.

EĞİTİM VE SAĞLIKTA EŞİTLİK SAĞLAYACAĞIZ

Dünyada iletişim ve bilişim devrimi olarak tanımlanan teknolojik devrim yeni bir toplumsal biçimlenmenin ortaya çıkmasına yol açmış, daha çok bilgi, daha çok teknoloji ve daha farklı düşünce gerektiren değişikliklere neden olmuştur.

Bilgi toplumu sürecini değerlendirerek akılcı, bilimsel düşünen, Cumhuriyetin çağdaş değerlerine bağlı, laik, hak ve sorumluluklarının bilincinde olan, üretken ve modern becerilerle donatılmış, demokrasiden ödün vermeyen, ahlaki değerleri önemseyen özgür birey, toplumsal gelişmenin öncüsüdür.

SHP toplumun gelişmesinin ve fırsat eşitliğini sağlayan bir yapıya kavuşturulmasının temel koşulunun insana yapılacak yatırım olduğu inancındadır. Bu yatırım hiçbir gerekçe ile ertelenemez, düşük düzeyde tutulamaz.

Yurttaşlarımıza eksiksiz eğitim ve sağlık hizmeti verilecektir. Bu bizim Sosyal Demokrat ilkelerimizin de özüdür.

Eğitimde insanların becerilerini yeteneklerini en üst düzeye çıkarabilmelerine olanak verecek bir fırsat eşitliği kesinlikle sağlanacaktır. Bu bağlamda zorunlu eğitimin 12 yıla çıkarılması, ücretsiz olması SHP’nin öncelikli taahhütüdür. Eğitmenlerin eğitim programları yeniden yapılandırılarak nitelikli eğitimci yetiştirilmesi, eğitim ve öğretim birliğinin geliştirilmesi, kurulduğu günden bugüne varlığı ve işleyişi çatışma konusu olan yüksek öğretim örgütlenmesinin (YÖK) üniversiteler arası planlama ve eşgüdüm sağlamak üzere yeni bir yapıya dönüştürülmesi, üniversitelerin idari özerkliğe kavuşturulması, mesleki ve teknik eğitimin niteliklerinin geliştirilerek AB standartlarına yükseltilmesi sağlanacaktır.

Türkiye’de sağlık sorunu temel olarak parası olmayanların sağlık hizmetine nasıl ulaşacağı sorusunda ve koruyucu sağlık hizmetleri alanında ortaya çıkmaktadır. SHP koruyucu ve tedavi edici sağlık hizmetlerini birlikte örgütleyerek, toplumun gereksinim duyan kesimlerine ücretsiz olarak ve mümkün olan en üst düzeyde sunabilmeyi en temel görevleri arasında sayar.

TOPLUMSAL DEĞERLERİMİZE SAHİP ÇIKACAĞIZ

SHP Türkiye’de sevgiyi, dürüstlüğü, ahlakı ve dayanışmayı güçlendirmeyi temel amaçları arasında görmektedir. Türkiye uzun süredir yitirdiği bu değerlerini yeniden güçlendirerek yükselişe geçebilecektir.

Anadolu kültürünün en kapsamlı etki ve yönlendiriciliğe sahip ve en saygın birimi olan aile, yıllardır kırsal kesimden kente göçün, toplumsal, ekonomik, psikolojik ve kültürel şoklarıyla sarsılmakta, yalnız başına ve dayanıksız ayakta durmaya çalışmaktadır. SHP, aileye duyduğu güven ve saygının gereği olarak, öncelikle aileye elini uzatmayı hareketinin temeli saymaktadır. Sevginin, ahlakın, kültürün ve güven duygusunun öncelikle ailede verilebileceğine inanmaktadır.

Kadın toplumun temel unsurudur. Kadın haklarının kullanılabilmesi ve toplumun bu bilince ulaşılabilmesi için cinsiyet eşitliğinin sağlanması ve güçlendirilmesi gerekmektedir. SHP bunu bir demokrasi ve insan hakları sorunu olarak görmektedir.

SHP, gençlerin kendilerine dönük çalışmaları yürütebilecekleri gençlik örgütleri ağının kurulmasını öngörmektedir. Bu örgütsel yapı içinde gençler, kendi ilgi alanlarını ve sorumluluklarını geliştirebilecek, hak ve çıkarlarını savunabileceklerdir.

SHP kadın ve gençlerin siyasi yaşama doğrudan katılmalarını sağlayacak düzenlemeler yapacaktır.

SHP sosyal demokrasi anlayışı gereği, bazı toplumsal kesimlerin özel uygulamalar ile korunmasını, kollanmasını ve güçlendirilmesini gerekli görmektedir çocukların, yaşlıların ve özürlülerin toplumun ve devletin olanaklarından ayrıcalıklı olarak yararlandırılmaları gerekliliğine inanmaktadır.

Yurtdışında yaşayan insanlarımız AB ile bütünleşmemizde, yeni iktisadi ve kültürel atılımlarımızda en büyük dayanaklarımızdandır.

SHP, bu insanlarımızı yalnızlık ve sahipsizlik kaygılarından kurtaracak ve ulusal kültürümüzden kopmadan yaşadıkları ülkelerin yurttaşlığına geçmelerini destekleyecektir. Bunu, Türkiye ile o ülkeler arasındaki ilişkilerin pekiştirilmesinde de önemli bir fırsat olarak görmektedir.

SHP, yurt dışında yaşayan insanlarımızın birikim ve görüşlerinin Türkiye’nin yönetimine taşınmasını gerekli ve yararlı bulmaktadır.

SHP, AB kurumları içinde ve kardeş partiler nezdinde Avrupa’da yaşayan insanlarımızın sorunlarının çözümü ve yaşam koşullarının iyileştirilmesi için etkin bir iletişim ve bilgilendirme çalışması yapacaktır.

KÜLTÜR VE SANAT POLİTİKAMIZ

SHP kültür ve sanatın yasaksız, baskısız ve özgür ortamda gelişeceğine inanır. Ülke kalkınması kültürel kalkınmadan bağımsız düşünülemez.

Kültürel üretim ve sanat alanında siyasal amaçlı ya da keyfi yasak, sansür, ön denetim yapılamaz. Bu konuda karar organı bağımsız yargıdır.

SHP’nin kültür politikası buyurgan ve yönlendirici değil, bilimsel ve sanatsal üretime özendirici ve destekleyici olacaktır.

SHP, bir avuç sanatçı değil, bir sanat toplumu yaratmayı öngörmektedir.

ÇEVRE SORUMLULUĞUNUN BİLİNCİNDEYİZ

Çevre, SHP’nin en duyarlı olduğu konuların başında yer almaktadır. SHP çevre sorunlarına yalnızca teknik açıdan yaklaşmaz, bu sorunu çok daha geniş bir çerçevede bir uygarlık sorunu olarak değerlendirir, gezegenimizin yalnız insanlara değil, tüm canlılara ait olduğunu düşünür.

SHP insan hayatını tehdit eden, doğaya zarar veren ve ekolojik yapıyı bozan her türlü etkinliğe karşı koymayı yalnızca ülkemizin değil dünyanın fiziksel, biyolojik, sosyolojik, kültürel varlıklarını aynı sorumluluk duygusuyla korumayı görev bilir, kendi topraklarımızın uğradığı erozyona, denizlerimizin kirlenmesine olan duyarlılığın aynısını, yağmur ormanlarının yok oluşunda da gösterir.

SHP çevre sorunlarının çözümüne ilişkin çalışmalarında sivil toplum örgütlerinin etkili katılımını vazgeçilmez görür.

KÜRESELLEŞMEYE BAKIŞIMIZ

SHP yeni dünya düzeninin yarattığı gelir eşitsizliklerini ve kimlik sorunlarını kaygıyla izlemektedir. Küreselleşme önümüzde bir gerçek olarak durmaktadır. Temel olumsuzluk bilginin, teknolojinin ve özellikle sermayenin küreselleşmesine ve küresel örgütlerini kurmasına karşın, işgücünün küresellleşememesi ve küresel örgütlerden yoksun olmasıdır. Küreselleşme ülkeler arası, ülke içi ve hatta kentler arasında iktisadi ve toplumsal makasın yoksullar aleyhine açılmasına neden olmaktadır. Ayrıca küreselleşme süreci, ulus devletlerin kimi egemenlik haklarının küresel kurumlarda toplanmasını hızlandırmıştır. Bugün uluslar özgür kararlarıyla bazı haklarını devretmektedirler. Ancak küresel sistemin işleyişinin, ileriki dönemlerde bir tür kendiliğinden yetki devralma şekline dönüşmesi olasılığı da gözden uzak tutulmamalıdır.
SHP uluslararası sisteme ve uluslararası dayanışmaya inanmaktadır. Türkiye dünya ile bugüne göre daha da ileri düzeyde bütünleşecektir. Dünya kurumlarının daha etkin ve daha saygın bir üyesi olacaktır. Ancak Türkiye’nin gelişmesinin yalnızca küresel ekonomi ve onun kurumları tarafından şekillendirilmesi kabul edilemez. İç pazarın işleyişinin yol açtığı adaletsizliklerin daha ağırı küresel pazar tarafından yaratılabilecektir. Büyük devletler arasında küreselleşme nedeniyle ortaya çıkabilecek çelişkileri ülkemiz bir fırsat olarak görmeli ve bunu bağımsızlığı, güvenliği ve bölge barışı için değerlendirmelidir.
SHP’nin ulusal bağımsızlık anlayışı, küreselleşme karşısında içe kapanma değil, ona ülke ve toplum çıkarları doğrultusunda yön verebilecek bir güç düzeyine ulaşmak anlamını taşımaktadır. SHP, bağımsızlığı, ayrıca tüm uluslararası platformlarda, hak ve sorumlulukların eşit paylaşımı ve karşılıklılık ilkesi çerçevesinde değerlendirmektedir.

DIŞ SİYASET YAKLAŞIMIMIZ

Türkiyenin geniş bir coğrafyada, güvenlik açısından, iktisadi, siyasal ve kültürel açılardan çok çeşitli ve değişik çıkarları bulunmaktadır. Bunların olabilecek en üst düzeyde gerçekleştirilmesi kararlılığındayız.

Ülkemizin içinde bulunduğu coğrafya bir yandan ulusal güvenliğimiz ve iktisadi çıkarlarımız için çeşitli risk ve tehditleri barındırmakta, öte yandan da barış, istikrar ve refah için çok ciddi fırsatlar yaratmaktadır.

Orta Doğu’yu da ekleyerek Geniş Avrasya diye adlandırdığımız bu bölge bizim yaşam alanımızdır, gücümüzdür, göz bebeğimizdir. Küresel güçlerin çıkarlarının da bölgemizde kesişmesinden ürkmüyoruz. Tersine bu olguyu, izleyeceğimiz dış siyasetle, hem kendimiz hem de bölge halkları ve ülkeleri için yararlanabileceğimiz bir fırsat olarak değerlendiriyoruz.

Amacımız, komşularımızla birlikte bölgemizde, doğal afetleri, savaşları ve tehdit unsurlarını ortadan kaldırmaktır. Bunların sağlanması, bölge tarihinde belki de ilk kez, kitlesel barış, istikrar ve refahı getirecektir. SHP, bu görüşten hareketle, Atatürk’ten devraldığımız Yurtta Barış, Dünyada Barış kavramına bir de Bölgede Barış unsurunu eklemeyi gerekli görmektedir.

SHP, Türkiye’nin güçlü bir orduya sahip olmasının bölge ve Dünya barışına katkıda bulunacağına, bölgedeki ve uluslararası ölçekteki gerginliklerin azaltılmasında etkin rol oynayacağına inanmaktadır.

Ordumuzun savunmaya yönelik olmasını, ulusal bağımsızlık ve egemenliğimiz ile toprak bütünlüğümüzü ve ülkenin yaşamsal çıkarlarını koruyacak güçte olmasını öngörüyoruz.

Ordumuzun soğuk savaş ve bloklar arası mücadelenin sona ermesi nedeni ile geleneksel tehdit kavramı yerine yeni tehdit kavramlarına göre örgütlenmesini ve savunma harcamalarımızın, iktisadi gücümüzün olanak verdiği en üst düzeyde tutulmasını gerekli görüyoruz.
Türkiye’nin geniş bir alana yayılan temel çıkarlarının gözetilmesinde Orta Asya’nın ve yakın çevremizin özel bir değeri vardır.
Orta Asya Türk Cumhuriyetleri ile ilişkiler bu açıdan bakıldığında ağırlıklı bir yere sahiptir. Bunlarla ortak bir tarihimiz ve soydaşlık ilişkilerimiz bulunmaktadır. Bu olgu kültürel ilişkilerimizin geliştirilmesi ile pekiştirilecek, bu yapılırken devletten devlete ilişkilerin tamamlayıcısı olarak halktan halka ilişkilere yer verilecektir. Bu cumhuriyetlerin siyasi ve iktisadi bağımsızlıklarının pekiştirilmesi ve aralarında güçlü ilişkilerin geliştirilmesi desteklenecektir.

Orta Asya Cumhuriyetleri ile ilişkilerimiz öteki bölgeler ve uluslararası örgütlenmelerle ilişkilerimizin seçeneği değil bir tamamlayıcısıdır.
Kafkaslar, Orta Doğu ve Balkanlar Türkiye için birinci derecede güvenlik bölgeleridir. Buralarda barışın, istikrarın yerleştirilmesi ve uluslararası ilişkilerin temel ilkelerinin titizlikle uygulanması kararlılığındayız.

SHP Orta Doğu’ya yanlızca Arap ülkeleri ile geçmişteki ortak tarihimiz açısından değil şimdiki ve gelecekteki ortak yarar açısından bakmaktadır. Aynı bakış açısı bölgede çok kısa bir geçmişi olan İsrail ile ilişkiler açısından da geçerlidir.
SHP, Türkiye’nin bölge ülkelerinin tümü ile yakın ve iyi siyasi, iktisadi ilişkiler sürdürmesinden yanadır. Ancak bu istek, hiç bir bölge ülkesine, bölge ile ilgili olsun veya olmasın, Türkiye’nin bu ülkenin her davranışını anlayışla karşılamasını gerektiren bir konum sağlamaz. Aksine bölge ülkelerinin, Avrasya’da gerçek bir istikrar unsuru olan Türkiye’nin bu konumunu sürdürmesinde ve Türkiye ile iyi ilişkiler içinde bulunmalarında önemli yaşamsal çıkarları bulunmaktadır.

Yunanistan ile Ege Denizi’ni ve Trakya’yı, Lozan Antlaşması’nın çizdiği çerçeve içinde paylaşıyoruz. Bu ülke ile dostluk ve iyi ilişkiler sürdürmek, Atatürk’ün hemen Kurtuluş Savaşı sonunda belirlediği ve değiştirilmesi için bir neden bulunmayan temel bir dış politika seçimidir. Ancak bu seçim, karşılıklılık ilkesine, belki diğer herhangi bir ülke ile ilişkimizden daha da çok bağlıdır.

Yunanistan ile ilişkilerimiz kişisel dostluk gösterilerinin çok ötesinde gerçekçilik ve içtenlik ilkeleri üzerine oturmalıdır. Yine bu ilişkilerin belirleyici unsuru, başka devletlerin ve devletler arası kurumların beklentileri veya algılamaları değil, karşılıklı çıkar dengesidir.

Kıbrıs’ta bütün kurumlarıyla var olan iki ayrı devletin bir ortaklık kurabilmelerini çözüm olarak görüyoruz. Kıbrıs konusunda son çözüme, ancak doğrudan ilgili iki halkın ve devletin ortak ve başkaları tarafından dayatılmamış iradesi ile varılabileceği inancındayız. Adadaki iki devletten herhangi birinin kendi yaklaşımlarını diğerine kabul ettirebileceği gibi yanlış bir düşünceye kapılmasına yol açabilecek türden üçüncü taraf müdahaleleri veya zorlamaları yalnız çözümü güçleştirmekle kalmayacak, Adanın statüsünde daha temel değişmelere de yol açabilecektir.

AVRUPA BİRLİĞİ’NE BAKIŞIMIZ

SHP, Avrupa Birliği’ni, küreselleşmenin bir unsuru olarak değil, onun olumsuz yönlerine karşı kullanılabilecek bir kalkan olarak görmektedir.

Türkiye Ulusal Kurtuluş Savaşı ile Cumhuriyeti ve çok partili sistemiyle demokrasiye geçerek büyük toplumsal gelişmeler sağlamıştır. SHP, Avrupa Birliği üyeliği ile toplumumuzun tarihinde üçüncü büyük sıçramayı gerçekleştireceğine ve çağı yakalayacağına inanmaktadır.

Türkiye, kimseye yakarmadan, kendi gücünün bilinciyle, Kopenhag ölçütlerini içselleştirerek ve çağdaşlaşmanın gerektirdiği dönüşümler dışında öz kimliğiyle Avrupa Birliği’ne girecektir. Bu, Türkiye’nin kendisi ile tek başına yapacağı yarış biçiminde olacaktır. SHP, Türkiye’nin gelecekle buluşarak kendisini aşacağına inanmaktadır.

Türkiye’nin hedefi, AB’nin Türkiye’nin katılmasından güç kazanacağı, bu nedenle de katılmasını talep edeceği bir düzeye ulaşmak olacaktır.

Önümüzde, birlik ölçütlerine uyum sağlamanın yanı sıra çetin bir müzakere süreci bulunmaktadır. Bu süreç Türkiye’nin AB ile çatışmasını değil, ulusal ve uluslararası çıkarlarını AB ile müzakere etmesini ve bunları güvenceye kavuşturmasını gerektirmektedir.

SHP Türkiye’nin, güçlü bir demokrasiye, güçlü bir ekonomiye ve güçlü bir savunmaya eşzamanlı olarak sahip olması gerektiğine inanmaktadır. Bunu Türkiye için temel hedef olarak görüyoruz. Bizler, Türkiye’nin sosyal demokratları olarak, bu Programda ortaya koyduğumuz siyasal duruşumuzu, böyle bir Türkiye’de daha kolay uygulayabileceğimize inanıyoruz.

Tarihimiz de, coğrafyamız da, SHP Programının Türkiye iddialarının gerçekleştirilmesi için bizlere seslenmektedir. Eski yüzyıllarda dünya devletlerinin gelişmişlik yarışına geç katılmıştık.

BU SESE KULAK VERECEĞİZ.

BU KEZ GEÇ KALMAYACAĞIZ.

SHP | Sosyal Demokrat Halk Partisi
Genel Başkan
Kurucular Kurulu
Program
Tüzük
MYK
MDK
Belediye Başkanları
İletişim
Kullanıcı Adı / E- Mail
Şifre
Üye Ol
 
ANASAYFA  
© 2007-2008 mySiyaset 'in Tüm hakları saklıdır.  mySiyaset tarafsız bir platformdur.
kurumsal işbirliklerimiz
cnn iha
0